01 Haziran 2004

Ağızda KAY-BOL-MA-YAN sakız istiyoruz!

Çok kısa bir süre öncesine kadar, kamuoyunu etkileyen bir olay gerçekleştiğinde, insanlar bu konu üzerine konuşur, kendine göre (doğru/yanlış) fikirlerini belirtirdi. Okulda, kahvede, evde, sokakta kısacası her yerde insanlar bunu konuşur, olayı kişisel nedenlerle fazla önemseyenler hiç ağzından düşürmez, konuyla ilgili ayrıntılar yeri geldiğinde o kişi tarafından hatırlatılırdı. Bu bazen emeklilikle ilgili bir kanun, trafikle ilgili bir uygulama, bazen ekmeğe uygulanan zam ya da siyasi bir konu olurdu. Konular ve etkilediği sosyal kesim değişir ama insanların tavrı değişmezdi; mutlaka birileri bunu önemser ve konuşurdu... Belli bir konunun halk yararına nasıl sonuçlanması gerekiyorsa (insanlar olaylara kendi ihtiyaçları doğrultusunda yön verilmesini istedikleri için) her yerde bu konuyu konuşarak belli bir şekilde taraftar yaratmaya çalışılırdı. Bu tür muhabbetler sırasında, ikidebir aynı şeyi anlatanlara da "Sen de şunu ağzına sakız ettin be birader..." denirdi. İşte bu "Ağzına sakız ettin." deyimi belki bir an için sizi sıkan bir muhabbette karşı tarafa söylenirdi ama siz başka bir yerde bu konu hakkında birşeyler anlatırken de ilk aklınıza gelen o "Ağıza sakız edilenler" olurdu. Amacına hizmet edemeyen günümüz medyası (ya da gerçek amacı para kazanmak olan medya) milyonları ilgilendiren haberleri bir ay boyunca ön plana çıkararak belli bir kamuoyu yaratma fikrinden çok uzak. Bunun yerine gün içinde değişen "saatlik gündem"ler yaratarak öylesine uyduruk konuları gündeme taşıyor ki insanlar ister istemez saçma sapan haberler bombardımanı altında neyi konuşup neyi tartışacağını şaşırıyor. Durum böyle olunca da "saatlik gündemler"den, "Ağıza sakız edilecek" mevzular yaratılamıyor. Kimse ciddi konuları uzun uzun konuşmuyor, konuşuyorsa da geriye "toplumsal bilinç"e işlenemeyen bir iki boş konudan başka birşey kalmıyor.
Zamanında, belli hizmetlerin tek bir kurum altında toplanması fikrine "tekelcilik" fikriyle soğuk bakılır ve hatta "Burası Rusya mı kardeşim, bizim ülkemiz komünist mi?" diyerek devletin elinde olan bazı imtiyazların işadamlarına devredilmesi istenirdi... Evet ne yazık ki istedikleri oldu ve herşey parası olan belli grupların eline geçti. Herşey tek bir adamın eline geçince sanki bu yine tekel olmuyormuş gibi memlekete özgürlük getirdiklerini bile iddia ettiler. Adam parayı bastırıp gazeteleri, dergileri satın alıyor, tv kanalları kurup radyolar açıyor, sahip olduğu tüm bu medyada da kendi yarattığı "yıldız parçaları"nı tanıtıp reklamını yapıyor. Dergilerde yarı çıplak bir iki resim, uyduruk bir haber arkasından gazetede "Şu dergi bilmem kimin haberini yaptı." haberi. Yine kendi radyo ve tv kanalında da "Gazeteler dergiler falancayı paylaşamıyorlar" haberi, üstüne kendi müzik yapım şirketinden bir albüm, yine kendi dükkanında aynı "yıldız parçası"nın cd’lerinin satışı... İşte tezgâh kuruldu bitti... Saatlik gündeme düşen haberler mecburen kendi şirketleri kendi yıldızlarından bahsedecek ve bu durum öylesine karışık bir hâl alacak ki, kim kimdir ve necidir belli olmayana kadar, bu mekanizma yeni "yıldız parçaları" yaratana kadar bir bakacaksınız gazeteci tv haber spikeri olmuş, spiker albüm doldurmuş, şarkıcı köşe yazısı yazıyor, köşe yazarı müzikli şiir albümü yapmış. Akşama bilgi yarışması programında kendi radyosunda birinci seçilen (kendi müzik şirketinden çıkan) albümünün kaç bin sattığı soruluyor... Bu sadece bizim ülkemize özgü bir tezgâh değil, para tuzakları dünyanın heryerinde aynı yöntemlerle kurulmuş; suni gündemler, suni haberler, suni konular, suni yıldızlar... Tek gerçek yalan dolanla bizleri kandırıp cebimizden aldıkları paralar, onlar için de en önemlisi bu zaten. Onun için siz siz olun, suni gündemlere kanmayın. Sizin için en önemli şey neyse onu tek kaynağa bağımlı kalmadan araştırın. Ve Sizin için hayati önem taşıyan bu konunun nasıl düzenlenmesi gerektiğini, en yararlı şekle nasıl gelebileceğini bıkmadan herkese anlatın... Öyle ki; "Sen de şunu ağzına sakız ettin be kardeşim..." desinler...

ONALTIKIRKALTI