03 Haziran 2005

ahret soruları...

anahtar sözcükler: gerçek düşünce, sahte adres, sahte isim

İnsanın kendisini bilmesi gibi var mı?
Tabii, tabii...
İyi de ben kendimi nasıl anlatayım?
Ya hafiften kendime kıyak geçersem?
Ya elim kendime yontarsa?

Şunu severim bunu severim demekle olacaksa eksik olur diye düşünüyorum.
Niye derseniz; yani adama sor kitap okumayı severim müzik dinlemeyi severim türk yemeklerine bayılırım haaa bir de sinema olayı...
E! kardeşim iyi güzel de adam sekiz kişiyi vurmuş hapiste yatıyor ona sor o da aynı şeyleri söyleyecek ne oldu şimdi benim nasıl biri olduğumu anlayabildin mi?
Diğerlerinden nasıl ayıracağım kendimi?
Bari özel şeyler olacak ama onları yazayım.
Dur duuuuur kendin kaşındın sonuna kadar oku, beni tanı.
(Ben dünya alemi tanıyorum bir kuruşluk faydasını görmedim. beni tanısan neye yarayacak anlamış değilim. Ama ne yaparsın yazacağız...)
Geçenlerde hiç tanımadığım bir adam, otobüste telefonumun kulaklığını toparlarken beni seyrediyormuş... Dayanamadı çıkartıp cebinden (zart diye nereden de bulduysa) paket lastiği verdi. Al da bağla diye.)
Şimdi buradaki ayrıntıdan beceriksiz biri olduğumu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz gözüm kapalı bardağı taşırmadan çay koyarım (canım biraz gözümüzün kenarıyla baktıysak hemen ne kızıyorsun o kadar olacak ne yani yere mi dökülsün alla allaaaa) al işte özel hayatımdan bir sürü şey anlattım.

Bak! Diyorsan ki daha bir özele gir, daha bir anlat, daha bir ayrıntıla o zaman söyleyeyim... Bir iki örnekten sen beni çıkar.

Örnek bir:
Beyazıtta havuzun kenarındaki karıncalara simitinden koparıp onlara verip sonra aptal aptal seyreden birini görürsen bil ki o benim...

Örnek iki:
Vapurla kırkyılda bir karşıya geçerken nostalji olsun şöyle bir dışarıyı seyredeyim diye vapurun dışına çıkıp da sonra (her sefer olduğu gibi) salakça geminin en arkasında motorun çıkardığı suların foşurtusuyla sersemlemiş halde köpüklere bakan salak var ya o yine benim.

Örnek üç:
Yerde kitapları açıp ikinci el satarken, kendisini götürmeye kalkan zabıtaya (salakça bir şekilde kitapların arasından çocuk kitabı olabilecek bir iki örneği) al abi çocuğuna götürürsün diye verip durumu kurtarmaya çalışırken, adamın “okuyup da ne olacak lan... Çocuk senin gibi yerde kitap mı satsın?” cevabını hazmedemeyince kitap satmaktan vazgeçen biri varsa... o da benim.

Ya işte böyle daha hala tanıyamadın mı?
Yok anam yok nerde bende o para... (sana endoplazmik redikulum yada reaksiribo nükleik asit testi mi yapıp getireceğiz) ama dur bak bir ayrıntı söyleyeyim ki beni tam olarak tanı...
Hani sen böyle sakin sakin yürürken daaaaan diye birden sana çarpan çocuklar vardır, bazen birşeylerden kaçarken bir yandan da yaptıkları fırlamalıktan dolayı birşeylere gülerler... işte onun elini aç bak tükürükle ıslanmışsa ve bir kaç susam parçası varsa o benim...
(Ve bil ki simitlerini satmak için bir çubuğa geçirip kahveye giren simitçinin arkasından, elimi yalayıp, simitçinin dışarıda bıraktığı simit tablasına bastırarak yapışan susamları çalmışımdır.)

Nasıl, tanıdınız mı beni ve anlatabildim mi kendimi?

ONALTIKIRKALTI