09 Temmuz 2005

köprüyü geçmek

anahtar sözcükler: fatih akın, istanbul hatırası

Bir hafta geçmiş yine...
yazacağım bir sürü şey vardı ama dün bir filme gittim hepsi aklımdan uçup gitti. Filme giderken hem bir iş gününün yorgunluğu hem de birbuçuk saat süren bir cuma akşamı trafiği ruhumu ezdiyse de filmden çıkınca tam süreli bir terapiden çıkmış gibiydim.
Daha önce Duvara karşı filmini yapan fatih akın bu sefer istanbul hatırası’nda çok daha iyi bir iş çıkarmış.
Evet filmimiz istanbul hatırası.
gitmeden önce övülen her şeye olan mesafeli yaklışımımı koruyordum ama bu öyle bir filmdi ki (adamlar sinemada neredeyse yanınıza oturup) arada mesafe falan bırakmadılar.
genelde değişik bir sanat anlayışım olduğu için, bir filme, kitaba, müzik albümüne yapılan övgüler sonrası merak edip baktığımda genelde tavsiyeler cebimde patlar ve öneriler hep uyduruk çıkardı.
Tabii ki filmin sıradan bir holywood yapımı olmadığını hatta belgesel olarak nitelendirilebileceğini belirtmem gerekir. Yakın çekimler, arka sokaklar, kadraj bilgisi, hiç beklemediğiniz insanlardan ummadığınız cümleler filmi çok güzel bir yere getirmiş.
Filmin ana teması istanbul’un sesleri ve bu seslerin sahiplerine ait küçük ayrıntılar. (ara sıra filmde adı geçenlerin, oynadığı eski türk filmlerinden alınma sahnelerinin kolaj yapılmış gibi araya koyulması da bambaşka bir hava yaratmış)
Küçük detaylar gözden kaçmamış ve filmde öyle güzel bir kurguyla seyirciye aktarılmış ki asla dinlemeyeceğiniz bir türde müzik yapan insanların yaptıklarını, onlara ait hikâyeleri dinleyince siz de onlardan biri oluveriyorsunuz.
Filmde kim çıkıp bir şeyler anlatsa ve kendini, istanbul’u, türkiye’yi kendine göre ifade etse bir gün dışarda rastlarsam ben bu adama ya da kadına sarılıp ağlarım diye düşünüyorsunuz.
tozlu plakların izini sürmek için bulgaristan’ın köylerine kadar gidip orada eski şarkıların peşinde koşturanlardan sokak aralarında breakdance yapıp asfaltta icra-ı sanat eyleyenlere, hamamda sahne kurup kürtçe ağıt/türkü söyleyenlerden trakyadaki küçük bir kahvede klarnetçiyle yarışa giren udi ile kemancıya kadar müzik dünyasının kahramanları hem yaptıkları müzikle hem de hayat felsefeleriyle türkiye’nin kültürel zenginliğini gözler önüne seriyor...
Filmin tamamını anlatsam bile seyretmenizi engelleyecek bir şey yapmış sayılmam çünkü “istanbul hatırası” kurgu olarak ordan oraya akarken, sizi görüşmeleri yapan anlatıcının (aynı zamanda dolaylı olarak filmin kahramanı olan Alexander Hacke) peşinde sürüklemeyi iyi beceriyor.
filmin müzikleri, muhteşem görüntülerle birleşince ortaya çıkan eser öylesine güzel bir bütünlük oluşturmuş ki; sinemadan çıkar çıkmaz aldığım filmin müzik cd’sini hemen dinleyebileyim diye, adeta istanbul’un üzerinden atlaya zıplaya olabildiğince çabuk eve gitmeye çalıştım. Ve dün akşamdan beri hiç durmadan bu albümü dinliyorum.
(Benim için geçen yazın vazgeçilmezi olan burhan öcal’ın kırklareli il sınırları albümünün yerine, bu yaz hiç durmadan dinlenecek bir albüm kazandıran filmin müzik cd’sini ise filme gittikten sonra dinlerseniz daha doğru olur.)
son zamanlarda benim gibi istanbul’un karmaşasından sıkılıp bıktıysanız ve artık istanbul’un eskisi gibi güzel olmadığını düşünüyorsanız, bu film ruhunuza ilaç gibi gelecek.
en azından sinemadan çıkınca sokağa ve sokaktaki (aynen sizin/benim gibi olan) diğer insanlara bakışınıza filmin nasıl farklı bir boyut kazandırdığını görüp; o yarattığı olağanüstü havayla bütün insanlara sarılıp kucaklama hissini yaşamanız için istanbul hatırasına gitmenizi tavsiye ederim.

ONALTIKIRKALTI