03 Şubat 2006

Çok ama çooook uzun bir alıntı/aktarma yazının ilk bölümü...

Yine herkese mrb. ve hatta bu saatte zorla iyi geceler...

İlk olarak daha önceden bir kaç ay takıldığım bildirgeçte yayınlanan blog/günlük gibi kullandığım yazıları aynen buraya parça parça/gün gün aktarmayı düşünüyordum. Yazıları tekrar şöyle bir gözden geçirdiğimde ise kimi yazımda oraya ait bir kaç kullanıcı isminin geçtiğini, kimi yazımda o günlerde konuşulan (oraya ait) olayları yazılarıma konu ettiğimi ya da şimdi eskimiş sayılabilecek bazı gündem konularından bahsettiğimi gördüm.

Bunun yerine hemen başka bir yöntem uygulamanın daha doğru olacağını düşündüm. Bu yöntem; bütün bildirgeç yazılarımın giriş/bitiş bölümlerini, yazıları birbirine bağlayan geçiş bölümlerine çevirmekten ibaret.

Eh biraz da içerikte gönderme yaptığım o dönemdeki kişi ve olayları düzenleyince daha da iyi olur diye düşünüyorum. Sonuçta orada bir şeyler yazınca cevap/yorum yazanlar da oluyor ve tabii ki bir sonraki yazıda bu kişilere hitaben yazılmış bölümler bulunabiliyor... ben konuların özünü bozmadan (yaptığım kelime oyunlarına kadar) yazıları yeniden düzenleyip buraya öyle aktaracağım...

Bildirgeçi keşfettiğimde bana çok değişik ve cazip gelmişti fakat sonradan içerikte tek yönün (istenerek ve kullanıcılar tarafından sevilerek) korunması bende zamanla hep aynı konuyu anlatılıyormuş etkisi yaptı.

Evet bilgisayar artık hayatımızın parçası onu kullanırken bir sürü sorun yaşıyoruz ya da bir çok gelişme oluyor ve biz bunları ancak çok sonra öğreniyoruz. Bildirgeç tüm bunları aşan, gelişmeleri kaynağından takip ederek üyelerine anında (hatta bazen resmi/kurumsal sitelerden bile önce) ulaştıran çok güzel bir “meraklı, internet ve bilgisayar kültürü kullancıları grubu”ydu. Bunlarla ben de ilgileniyorum ama bir yere kadar...

Benim bildirgeçte yazmak istememin tek sebebi türkçe sorunu olmadığından emin olabildiğim, kişisel, günlük türü blog kayıtları tutabileceğim bir blog/site yapısına sahip olmasıydı. Fakat zamanla gördüm ki benim yazdıklarım bildirgeçin genel komün havasından uzak, biraz daha kişisel, edebi ve hatta bazen siyasi olabiliyordu. Orası ise bu iş için kurulmuş bir yer değildi. (ki bunu anlayabilmemi sağlayan bir iki problem de olmadı değil)

Yıllar evvel, ücretsiz site yayınına izin veren tripod’da da (tam olarak benzeri olmasa da) blog türü bir kaç sayfa yayınlamıştım (ki hâlâ yayında). Ama orada da tam anlamıyla bir türkçe sorunu yaşadığım için yazıları jpeg resimler halinde siteye koymak zorunda kalmıştım. Vakit bulunca o sitedeki bazı bölümleri de buraya aktarmayı düşünüyorum.

Uzun lafın kısası millet sesli, görüntülü blog devrine geçmişken benim burada klasik tarzda bir şeyler yazmaya çalışmam biraz boşuna olacak ama benim amacım “en son ne varsa onu yaşamak” değil sadece yazmak.

Yazıyı çiziyi bu kadar önemli sayan birinin de daha önceden yazdıklarını kaybetme korkusuyla burada, yani kendine ait bir yerde bir araya getirme isteği sanırım hem eski okurlarım, hem yeni okurlarım tarafından hoş görülecektir.

Bu yazıyı şimdilik burada keserek yukarıda bahsettiğim “bir araya toplanacak yazılar”ın hazırlıklarına başlamak üzere izninizi istiyorum...

Her şey gönlünüzce olsun...