10 Nisan 2006

Bakkalda satılan peynirin sırrı...

Süpermarketten alınan peynir hiç bakkaldan alınanla bir olur mu? İyi ama işin sırrı ne? Niye bakkaldan alınan peynir daha güzel?
Çünkü bakkaldan alınan peynirin kalitesi, bakkalın, çevrenin hatta ülkenin ekonomik durumuna göre her ay belki de her hafta değişir. Biz de böylece bakkaldan kimi zaman ucuz, kimi zaman kaliteli peynir alırız ve neredeyse her aldığımızda peynir değişir her sefer iyi kötü başka bir peynirle kahvaltı yaparız... Sofrada çay, peynir ekmek vardır, hep aynı şeyi yediğimizi düşünür ama hiç sıkılmaz, bu tatlardan hiç bıkmayız. Peki, süpermarketten alınan kutulu marka peynirler böyle midir? Tabii ki hayır. Onlar hep aynı tatta ve homojen bir yapıda olduğu için, daha ikinci kez aynı paketten aldığımız da bile bıktırırlar kendinden ve dolapta kurumaya terk edilirler...

07 Nisan 2006

Üçlü USB...

Önce bir USB hafıza çubuğu kullanmaya başlıyor ve hemen de “Ne güzel, ne büyük kolaylıkmış diyoruz. Ama sonradan onu yaz, bunu koy, bunu çıkar derken zamanla içindekiler öyle bir karışıyor ki dosyalar, bölümler açmak, isimler vermek falan fayda etmiyor. Şöyle Mercedes’in logosu gibi üçlü yıldıza benzer ucu olan bir USB hafıza çubuğu yapsalar da şu karışıklıktan kurtulsak. Birine özel dosyalar, birine iş, birine eğlencelik ıvır zıvır koysak ne güzel olur...

Logaritmacı Hintliler...

İşyerinde bir öğle yemeği sırasında irfan abiyle muhabbet ederken, sohbet döndü dolaştı Anglosaksonlara dolayısıyla sömürgecilik, istila ve işgal sonrası adaptasyona kadar uzadı. Bu sohbetin ardından şöyle, çok acımasız bir şey öğrendim: İngilizler Hindistan’ı sömürge haline getirip, oralarda istedikleri gibi at koşturmaya başladıktan çok sonra, kurmaya çalıştıkları sömürgeci sistemlerine destek olması için Hintli çocuklar arasından eğitmek üzere farklı yerlerde, binlerce çocuk seçilir... (buraya kadar insan sadece acıyıp üzülerek dinliyor ama esas korkunç olan bölüm şimdi geliyor...) Bu çocuklardan zeki olanlarına bir sürü ders verilir, aynen İngiliz kolejlerindeki gibi: tarih, coğrafya, fen bilgisi vs... ve sonra gerekli eğitimi tamamlayanlar, kendileriyle yerel halk arasında tampon oluşturması için gerekli yerlere yerleştirilirler. Peki, bu çocukların eğitimleri sırasında aralarından çıkan çok zeki olanlara ne yapılıyormuş dersiniz? (Belli ki İngilizleri korkutacak kadar zeki olan) Bu gençler, ileride kendilerine karşı halkı yönlendirmesinler, başlarına bir şekilde bela olmasınlar diye daha bir dikkat edilerek yetiştirilirmiş. Yöntem ise çok basitmiş: logaritma cetvellerinin tamamını ezberletip zekâ ve enerjileri sıfırlanır, siyaset vs gibi sosyal konularda sağırlaşması sağlanırmış. Logaritma cetvelleri ise bilindiği gibi ezberlenmesi mümkün olmayan sıralı sayıların çeşitli hesaplarla elde edilen sonuç rakamlarıdır. Yani bunları ezberlemeye çalışmak tüm sayıların kareköklerini, küplerini ezberlemekten farksız ve tamamen gereksiz bir şeyken, orada, o devirde, o koşullarda çocuklar, aman bir eğitim fırsatı bulduk ne söylenirse yapalım diye düşündüğü için bunun da böyle olması gerektiğini sanarak ne yazık ki kandırılıyorlarmış. Nereden mezunsun? Özel İngiliz kolejinden... Ne öğrendin, neyi en iyi yaparsın? Logaritma cetvellerini ezberledim... E! İyi ama lazım olunca hesap etsen de olurdu, niye böyle bir şeyi ezberlettiler ki? Ne bilim ben...
Ne yazık ve ne acımasızca bir şey, bir ülkenin geleceğini kuracak ve hatta böyle bir durumda kurtaracak beyinleri olayın dışına çıkarmak... İşte o batı uygarlığı böyle böyle kuruldu... Ve insanlar şimdi buna tapıyorlar...

05 Nisan 2006

Kötü durumlardan iyi sonuçlar çıkar mı?

2000’lerde yaşanan ekonomik kriz gerçekten herkesin yaşamında iyi kötü mutlaka bir iz bıraktı. Ben de böyle bir kriz olmasaydı hiçbir zaman öğrenemeyeceğim bir şeyi öğrendim: Yaşadığım hayata göre maddi durumumu ayarlamaya çalışmak yerine, maddi durumuma göre bir hayat kurmak... Evet, zor ama hayatım boyunca uygulayacağım bir yöntem ve bunu bana krizde kurallar kendiliğinden öğretmiş oldu...

04 Nisan 2006

Ah! O eski Türk filmleri...

Eski Türk filmlerinin en başına “Dikkat! Bu film, kalıcı psikolojik etkiler bırakarak ruhunuzda ‘değişmez karakter özellikler’in yerleşmesine neden olabilir” yazılsaydı, hâlâ Sadri Alışık gibi yaşayıp ve hâlâ Hulusi baba (Kentmen) gibi insanların var olduğuna inanır mıydık şimdi?