31 Mayıs 2006

sahte romantikler...

Kadınların "erkeklerin hepsi" ya da "bütün erkekler" diye başlayarak karşı cinsin tümünü kapsayan çeşitli tanımlamaları var. Oysaki erkekler kendi aralarında "kadınların hepsi", "bütün kadınlar" diye başlayan cümleler kurmaz. (Kuranlar varsa da biraz fazlaca televizyon seyredip, amerikan kültürü bombardımanı yapan dizilerden etkilenenlerdir herhalde.)

Mesela kadın dergilerinde çok sık rastlanılan bir şeydir. “Erkeklerin hepsi, iyi hazırlanmış bir sofraya iştahla otururlar...” ya da “ Bütün erkekler, makyaj yapan kadınları daha alımlı bulurlar” gibi cümleler kullanılır. Ama yazarı erkek olan bir metinde “Bütün kadınlar şöyledir, böyledir...” diye bir genelleme kolay kolay yapılmaz. (Yapan da varsa bilin ki -sırf ticaret için okuduğu pembe dizilerden hafızaya aktardıklarıyla- aşk romanı yazmayı düşünerek kadınların gönlünü fethetmeye hazırlanan, romantik (ama sahte) bir yazarla karşı karşıyasınız).

(herkesin ve her kesimin kullandığı "erkek milleti" ve "abi şu karı milleti yok mu?" cümlelerinin bu konuyla ilgisi bulunmadığını sanırım söylemeye gerek yok)

24 Mayıs 2006

abi?

Kendilerine bitirim kız havası verip, ben de erkekler gibi her şeyden anlarım pozları takınan yeni bir tip kız çeşidi var ki evlere şenlik... Arkadaşlarıyla konuşurken her cümlenin sonuna "abi" lafını eklemeden duramıyorlar. Ya, konuştuğun kıza belki, ama sizi duyan erkeklere karşı çok komik oluyor demek lazım aslında. Kız kıza ikide bir "abi" demek de nereden çıktı? Erkekleri birbirine "abla" diyip dururken düşünebiliyor musunuz? İşte evlere şenlik kısmı da burası oluyor...

20 Mayıs 2006

ahhhhh!

beğenmediğimiz ve istemediğimiz şeylerden kurtulabiliriz ama her şeyden kurtulmak mümkün değil, mutlaka bir yerlere, bir şeylere bağlıyız ve tamamen her şeyden vaz geçmek psikoteknik açıdan mümkün değil... o ana yaklaştığınızda sona yaklaştığınızı da hissediyorsunuz. hiç bir şeyle bağlantınız yok her şey ama her şey bir acayip ve hiç olmadıkları kadar yabancı... herkes uzaylı gibi uzak, tüm nesneler ve tüm kavramlar tamamen anlamsız.... her şey fuzuli, gereksiz ve saçma geliyor. hiç bir şeyin anlamı kalmayınca kendinizin de anlamı kalmıyor işte o zaman yaşamak için tüm her şeyin beyninizde bütün halinde olması gerektiğini anlıyorsunuz yoksa kendinizi taşımak da anlamsız geliyor ve hemen ölmek istiyorsunuz.... insana "ölümden beteri de var" lafının ne kadar doğru olduğunu gösteren çok garip deneyimlerdi...hiç kimsenin -burada yazdıklarımın ne demek olduğunu anlayacak kadar- bunları hissetmiş olmasını istemem...

hani şu matematikteki bilinmeyen "x" var ya...

doğruluğu tartışılır, geçenlerde konuşurken eskiden okuduğum bir kitap geldi aklıma Amin Maouluf'un Semerkant'ı... orada Ömer Hayyam'ın, kendisini kötü bir olaydan kurtarıp koruması altına alan kadı için bir cebir kitabı yazdığından bahsediliyordu, buraları kitapla ilgili ayrıntı ama benim dikkatimi çeken başka bir şey olmuştu. bu konu üzerine muhabbet ederken bire bir alıntı yapacağım bir kaynak yoktu ama şimdi aklıma geldi ve kitabı bulup içinden o kısmı aynen buraya aktarıyorum...
(paragrafın girişinde Ömer Hayyam'ın bahsettiğim gibi bir kitap üzerinde çalıştığı belirtilip, Ömer Hayyam kastedilerek devam ediliyor)

............Bu cebirsel denklemin bilinmeyenine, Arapça şey diyordu. Bu sözcük İspanyolca yapıtlarda Xay diye yazıldığından, zamanla X biçimi alacak ve bilinmeyeni göstermekte kullanılan evrensel X harfine dönüşecekti.............

ben Amin Maouluf'un yalancısıyım (ama elimde değil, seviyorum böyle şeyleri)

08 Mayıs 2006

Sudaki iz...

Su birikintisinin önüne geldim sudaki yansımama bakıyorum...

Örnek gösterilebilecek iyi insanlara özenir onlardaki meziyetlerin kendimizde de olmasını isteriz, yapabildiğimiz kadar yaparız yapamadığımızı zamanla unuturuz çünkü o başkasına ait bir davranış, hareket ya da beceridir. Kendimizde bunların ne kadarı var, tam anlayamayız. Ama örnek olamayacak bir insanın yaptığı kötü bir hareketi kendimizin de zaman zaman yaptığını görürsek, o hareketi hemen anında terkederiz. İyiler hareketlerimizi biçimlendiremiyorlar da kötüler iyileşme yolunda daha iyi "kötü örneğe, iyi örnek" oluyorlar. Çok çalışkan, çok akıllı biri gibi olmayı herkes ister ama herkes çok çalışkan ve çok akıllı olamaz, olamayınca da pek de örnek olarak gördüğümüz kişinin hayatımıza etkisi bulunmaz... ama küfürlü konuşan, çevreye zarar veren ya da tüm doğallığına karşı sarhoş haliyle çirkin görünen biri kendimizin de böyle durumlardaki halinin bir yansımasıdır. Gözümüzün önüne kendimizi getirir yakışmadığını farkeder ve bu hareket ya da davranışı zamanla kaldırırız, örnek olamayacak kötü davranışlı kişi bizi nasıl iyi biri olmamız gerektiği hakkında istemeden yönlendirmiştir.

Suya bakarken düşündüm bunları, su pisti bana kendimi gösterdi...
Eğer baktığım su temiz olsaydı, kendi yansımam yerine sadece suyun ulaşamayacağım temiz derinliklerini görebilecektim. İyi meziyetleriyle bizlere örnek olanların ruhlarındaki ulaşılmaz derinlikler gibi, temiz derin sular...

ilgisiz bakışların sebebi, çeviri diziler olabilir mi?

Sesi kısık televizyondaki görüntülere öylesine gözüm kaydığında bir şey dikkatimi çekti: Türkçe olanları sesi kısıkken ağız hareketlerinden anlayabiliyoruz da ingilizce olup da Türkçe’ye çevrilenlerde "dudak okumak" mümkün değil...
Evet önemli değil gibi görünüyor ama biraz düşünelim bakalım nerelere varacağız...
Bir dilde anlamın yarısını neredeyse mimikler, el, kol hareketleri yani tamamını ele alırsak vücut dili oluşturur.
Birisiyle konuşurken karşımızdakinin yüzündeki ifade, söylediğiyle ilişkili bir tanımlamaya işaret eder. Hatta bazen tam olarak duyamadığımız kelimeleri beynimiz cümle yapısına göre tamamlar ve bakışlarımız karşımızdakinin ne söylediğini anlamak için konuşanın bir gözlerine, bir dudaklarından kelimeleri okumak için ağzına yönelir. Çok hızlı ve farketmediğimiz karşılıklı bu trafik, konuşan iki kişinin birbirini anlamasını kolaylaştıran doğal bir etkileşimdir.
Peki bu doğal olan ifade grubunun (ses, sözcük, mimik, el kol hareketi, vücut dili) bir üyesi dışarıda bırakılırsa anlamda bir azalma olmaz mı? Olur! Peki bu, anlamada ve iletişimde zorluk yaratmaz mı? Yaratır!
Şimdi diyeceksiniz ki "Kardeşim. Niye bu kadar derin inceleme gereği duyuyorsun? Biraz abartmışsın yani... Kim televizyonu hep sesi kısık dinleyip de hep her şeyi yanlış ya da yetersiz anlayacak?"
Evet doğru... Ama sorun bu değil.
Neredeyse bütün insanlar, sesi açıkken de televizyon seyrederken Türkçe olmayan dizi ve filmlerde (seyretmeyenimiz var mı?) farkında olmadan aynı eksikliği yaşıyor. Yani aslında İngilizce konuşan oyuncudan Türkçe ses geliyor ama ağız ve (cümle yapısı gereği) mimikler başka şey söylüyor.
Eminim zamanla, istemeden oyuncunun ağzına bakıp dudak okuyan beynimiz, okuduklarıyla duyduklarını birleştirip örtüştüremeyince, gereksiz işlem yapmayı terkederek şöyle bir harekete girişiyor: Karşındakinin dudaklarını okumaya gerek yok, nasılsa anlamı kuvvetlendiren bir etkisi yok, o zaman karşındakini anlamak için yüzüne bakmaya da gerek yok...
Peki bu sadece televizyonla kısıtlı kalır mı? Sokakta evde diğer insanlarla konuşurken hatta Türkçe olduğu halde, daha önce gereksiz işlem yapmayı terkederek kendisine kazanç elde eden (deyim yerindeyse bu konuda tembelleşen) beynimiz, artık kiminle karşılaşırsak karşılaşalım, kiminle konuşursak konuşalım insanların yüzüne bakmak yerine başka yerlere bakmaz mı?
Bizler buna alışık değiliz, eskiden kazanılmış, değişmez alışkanlıklarımız davranış biçimimiz haline gelmiş, kolay kolay değişmez.
Ama ya yeni yetişen ve doğduğundan beri annesinden bile çok gördüğü televizyonla büyüyenler? Tabii ki bu herkes için geçerli bir şey değil ama arada çıkan iletişim bozukluğu sahibi çocuklardan bazılarında ki bire bir karşılıklı konuşmada dikkat eksikliğinin belli bir yüzdesinin sebebi bu olabilir... Onlar şimdi 12-20 yaşları arasındalar, lütfen konuşurken onların bakışlarını izlemeye çalışın. Ve konuştuktan sonra anlama yetilerini bir kez daha gözden geçirin. Sağa sola kayan ilgisiz bakışlar size de aynı şeyleri söylüyor mu?

Erkekler ağlamaz...

Bütün gözyaşlarını aşık olacağı zaman için saklar...