27 Temmuz 2006

parsadan'ın anısına...

Çin'den 20 bin çift ayakkabı getirten bir tüccar, ayakkabıların sağ
teklerini Ankara gümrüğüne, sol teklerini İstanbul gümrüğüne yollamış, sonra
"Bunlar hatalı" diye gümrükten çekmemiş; mallar ihaleye çıkarıldığında da
gümrük ve vergi ödemeden, yok pahasına aldığı ayakkabıları birbirlerine
kavuşturup satmış...

nasıl bir milletiz biz böyle :)

bu gençleri uluslararası ticarette de görmek isteriz :)

26 Temmuz 2006

bir türkü için canlarını feda eden insanlar...

Cengiz Aytmatov'un Beyaz gemi isimli kitabında bir çocuğun gözünden yaşadığı olaylar anlatılıyor. Anne ve babası ayrılınca dedesinin yanında kalan çocuk dedesini çok sevmektedir ve hayatı dedesinin anlattıklarıyla anlar ve kavramaya çalışır. Zaman zaman dedesinin anlattıklarını okurlarla paylaşan "yaba kulak" romanın içindeki bir sürü hikâyeden birinde bakın ne diyor...

".......... Dedem diyor ki, geçmiş zamanların birinde, bir han başka bir hanı tutsak almış. Bu han tutsağına: Eğer istersen benim kölem olarak yanımda kalır, uzun zaman yaşayabilirsin. İstemezsen, en büyük arzunu yerine getirir, sonra da seni öldürürüm, demiş. Tutsak han düşünüp cevap vermiş: Köle olarak yaşamak istemiyorum, beni öldür daha iyi. Ancak öldürmeden önce, benim vatanımdan herhangi bir çobanı buraya getirtmeni istiyorum. -Ne yapacaksın o çobanı? -Ölmeden önce ondan bir türkü dinlemek istiyorum. Dedem diyor ki, işte böyle, vatanlarının bir türküsü için canlarını feda eden insanlar varmış..........."

Yoğurdun ilk mayası...

Küçüklüğünden beri hep aklıma takılmıştır; tamam yoğurt için maya gerekiyor, ki o da yine başka bir yoğurttan alınan bir kaşık yoğurttur, iyi güzel ama o yoğurdu mayalamak için kullanılana ve onlardan öncekiler için kullanılana, derken ilk yoğurt için ne kullanıldığına kadar gider bu olay...

Kimi yerde yazar; işte, kuzu midesinden bir salgıyı alıp, onla ılık süt, yoğurt yapılır diye ama bir türlü kafamda bunu tam olarak canlandıramazdım. Nedeni de basit çünkü ben daha kolay yoldan ve tesadüf eseri bir kap süte bir şey olup da sütün kesilmesi ya da benzer bir şey olmasıyla yoğurdun keşfedildiğini düşünürdüm.

İşte aradığım cevabı buldum...

Ekolojik yaşam dergisi “Buğday”ın Temmuz-Ağustos sayısındaki tatların öyküsü konusunda, yoğurdun ilk mayası başlıklı bir konu var. Yazarı Güneşin Aydemir... Gitmişler, gezmişler, bulmuşlar: Kütahya Tavşanlı’da Yörükler, her yıl hıdrellez zamanı dağlarda çiçeklerden, otlardan topladıkları çiğ taneciklerini bir bardakta toplayıp, süte maya olarak katıp, yoğurt yapıyorlarmış...

Böyle bir şeye insanın inanası gelmiyor ama doğru... Ekipten orada kalanlar yoğurdun mayalanmasını bekleyip nasıl yediklerini de yazıya eklemişler... Anadolu’nun bu tür kendine has özelliklerini öğrendikçe insan şaşırmadan edemiyor... Koy ılık sütü bahçeye otların arasına, al yarın sabah yoğurt olarak... Bilmediğimiz ne acayip şeyler var daha kimbilir?

Daha ayrıntılı bilgi ve dergi ya da yayınları istemek için www.bugday.org adresine bakabilirsiniz.

23 Temmuz 2006

vv ve w

kuvvet kelimesiyle power kelimesinde iki tane v olması ve kelimelerin anlamlarının aynı olması ne kadar da garip bir tesadüf...