27 Ocak 2007

Eyüp oyuncakçıları

Okula gidemeyecek kadar küçük olduğum zamanlardı... Dedem eve gelip, elindeki sarılı paketi önüme koydu. Kâğıdı açınca içinden çıkan tamamı şekerden yapılma kırmızı-beyaz çaydanlığı gördüğümde hayretler içinde kalmıştım. Bir iki gün şirin minik çaydanlığa bakıp bakıp durdum ama şekerin tadı ağır basınca; kapağıydı, sapıydı, ucuydu derken oturup bütün çaydanlığı yedim. Yedim ama bir yandan da çaydanlık elden gitti diye üzülmüştüm. Dedem, işte bu şekerden yapılma çaydanlığı o zamanlar çok meşhur olan “Eyüp oyuncakçıları”ndan almıştı. Kimbilir kim yapmış, ne zamandan beri böyle şeyler yapılıyordu ve kimbilir o zamanın şartlarına göre nasıl bir ustalık ve emek istiyordu. Ve kimbilir daha böyle neler vardı?

20 yıldır yanımda gezdire gezdire nüfus kâğıdım iyice eskimiş, bir iş için lazım oldu nüfus kütüğüm orada diye yenisini çıkarmaya Eyüp’teki nüfus müdürlüğüne gittim. İşlerimi halledince vaktim kaldı biraz çevreyi gezeyim dedim, yıllar var gelip gittiğim yok... Demin anlattıklarım aklıma gelince Eyüp oyuncakçılarına da bir bakayım dedim. Eskiden İstanbul’un en güzel oyuncaklarının satıldığı dükkânlardan kala kala bir, bilemedin iki tane numunelik vitrin kalmış, onları da uyduruk, plastik, Çin malı oyuncaklarla doldurmuşlar. Yeni nesil bilgisayar çocuklarının, bizim gibi rüzgârgülleriyle, ip bağlı tahta tekerlekli arabayla işi olmaz biliyorum... Devir değişti ama orası İstanbul için özel bir mekândı eski haliyle yaşatılabilseydi daha iyi olurdu. Genellikle çocuklar sünnet olmadan önce adet olduğu üzere sünnetlikleri giydirilip Eyüp Sultan Camii’ne getirilir, oradan çıkılınca da oyuncakçılara uğranırdı. El yapımı çeşitli oyuncaklar, süsler, fırdöndülü düdükler, renkli çömlek darbukalar, tefler, akla hayale gelmeyecek ilginç şeyler satan “Eyüp oyuncakçıları” da Kanlıca’da yoğurt yenen gazinolar, Emirgân’da çay içilen çay bahçeleri gibi zamana ayak uydurup başka bir kimliğe bürünmüş. “Ne alırsan 1 milyon”lukçular gibi uyduruk oyuncakları doldurmuşlar vitrinlere, eskiye ait tek bir şey yok...

Günümüzde her çeşit ayakkabı var, insanlar istediğini alıp giyiyor, biraz eskiyince fırlatıp atıyor. Eski moda şeyleri artık kimse önemsemiyor ama eski hayatın bir parçası olarak yaşatılamaz mıydı? Kendilerine ait kültürün bir parçası olan tahta ayakkabıları inatla yaşatan, hatta turistik ve hediyelik eşya yapıp satan Hollanda’yı resmen kıskandım. Bizim milleti kendi güzel şeylerini korumak için fazla zorlamamak lazım bir de üstüne suçlu çıkarız, iş işten geçmiş zaten ne desek boş...

Sonraları Eyüp’ten yine birkaç oyuncak daha alıp getiren dedem nasıl ki artık sadece anılarımda kaldıysa, kendine özgü ve değişik oyuncaklarıyla Eyüp oyuncakçıları da İstanbul’un anılarında kaldı... İyi ki bana o şekerden yapılma çaydanlığı almışsın dede, yoksa ben hiç oralarda böyle gemileri batmış gibi üzülüp, dalgın dalgın gezerek bunları düşünen biri olur muydum?