13 Şubat 2007

aşk acısından kurtulmak?

Beynimiz bizim bilincimiz ve kontrolümüz dışında kendi işini kendi görür ve ne gerekiyorsa kurulmuş bir bilgisayar gibi işleyerek, vücudumuzda bilip bilmediğimiz bir sürü işi kontrol edip yönetir. Bunlardan biri de hormonların oluşumu, salgılanması ve gereken yerde kullanılmasıdır. Hormonlar kimyasal maddelerdir ve her birinin etkisi farklıdır. Mesela en basiti herkesin bildiği Adrenalin: salgılandığı zaman bu kimyasal bileşim (hormon) belli etkilere sebep olur. Kalp atışı artar, buna bağlı olarak vücudun ritmi ve kan dolaşımı hızlanır. Bu durumda dış dünyayı algılamamızı sağlayan, duyuların iletiminden sorumlu bütün algılayıcı organlar had safhada hassaslaşır. Vücudumuz beynimizden gelen emirle gerektiği zaman dış faktörlerin analizi doğrultusunda bu hormonun salgılanmasını sağlar, bu hormon vücudu tetikler ve ona göre hareket etmesine neden olur. Buraya kadar bilinmeyen bir şey yok... Bundan sonrası ise ilginç. Bu tür hormonların vücutta hangi organları harekete geçireceği ve bunun da hangi hücreler tarafından yapılabileceği bellidir. Vücut bir hormon salgıladığı zaman bu hormonu kullanan hücreler, hormon içinde bulunan kimyasal maddelere bağımlı olmaya başlıyorlar. Bilim adamları bu durumu; “Hormonun hücreye ulaştığı zaman o hücrenin esas yapmakta olduğu işi bırakarak kendisi için belli bir süre uyuşukluk yaratıldığını algılar. Doğa en basit ve kısa olan yolu tercih ettiği için o anda çalışmadan da hayatını sürdürebilmek iyi bir şeydir, bu yüzden hormon kullanımı süresi içinde esas işlerden uzaklaştırılmak bir rahatlık evresidir ve hücreler bu rahatlığa bağımlı olurlar.” şeklinde özetliyorlar. Yine Adrenalin örneği üzerinden gidelim. Bu hormon vücuda pompalanmaya başlandığında belli fiziksel özelliklerde gözle görülür değişiklikler olur ama bir yandan da başka alanlarda fiziksel ve bölgesel (organlara bağlı olarak) yetenek eksiklikleri başgösterir. Bunu da bir örnekle açalım; Bir insan, sokağa girer ve karşısında kendisi için tehlike olabileceğini sezdiği büyük bir köpek görür. Beyin bunu anlayıp onayladığı anda Adrenalin oluşumu, dağıtımı ve vücuda yayılımı hızlanır. Gözler büyür (daha iyi bir görüş için) kaslar gerilir (daha sert, ani ve hızlı hareket edebilmek için) damarlarda akan kan hızlanır (tüm bu hareket artışından kaynaklanan oksijen ihtiyacını karşılayabilmek için, daha fazla kan demek daha fazla oksijen taşınması demektir). Gerçekten tüm bunlara neden olan korku nesnesi köpek insana saldırmak üzere havlayarak ona doğru koşmaya başlar. İnsan fiziksel hazırlığını kendi kontrolü dışında tamamlamış, gereken fiziksel özellikleri vücudunun sağlık durumuna bağlı olarak hazırlamıştır. Bu çok kısa bir sürede gerçekleşir ve köpek insanı kovalamaya başlayınca yukarıda saydığımız fiziksel hareketlilik gerçekleşir insan gergin bir pozisyonda beklediği bu tetikleyici karşı davranışa tepki vererek kendisine zarar gelmemesi için hızla koşmaya başlar. Evet işte ilk başta anlattığım hormon kullanımı sırasında hücrenin ve hücrelere bağlı olarak organların o anda yapmak zorunda kaldığı zorunlu işlemler nedeniyle gerçekte kendi yapması gerekenlerde gerileme olması durumuna geldik. İnsan köpekten kaçmak için fiziksel gücünde belirli gelişmeler sağlarken tek yöne odaklanmış algıda seçicilik gereği en hayati durumu kontrol etmeye çalışırken başka şeylerde o an için zayıflamıştır. İnsan köpekten kaçar ama ancak bu olayı atlattıktan belli bir süre sonra sağını solunu duvara sürtüp ya da çarpıp yaraladığının farkına varabilir. İşte bu da uyuşukluk evresini açıklayan durumdur. Hücrelerin hormon etkisindeyken uyuşması durumunu içeren ve bağımlılık yaratan zaman kesiti de bu evredir. Bu anlattıklarım bilimsel konulara biraz meraklı olan herkes tarafından bilinen şeylerdir fakat yeni araştırmalar bu konuyla ilgili yeni bulgular ortaya koymakta. Benim ilgimi çeken durum da bu aşamadaki araştırmalar. Bu araştırmalara göre beyin her algı ve belirtgece göre vücudumuzla gelen tepkileri ölçüp o an içinde bulunulan durumu analiz edip ona göre hormon yaratıyor. Bu hormonlar çok çeşitli ve zor anlaşılır kimyasallardan oluşabileceği gibi basit yapılı bileşikler de olabiliyor ama sonuçta beynin emriyle vücutta yaratılıp vücut için kullanılıyor. Burada biraz duralım ve başka bir örnekle durumumuzu daha iyi anlayabilmek için konuyu değiştirelim... Bazı insanlar bağımlılık yaratan maddeler kullanır. Alkol, sigara, ilaçlar, uyuşturucu etkisi olan bitki türevleri vs... Bu tür bağımlılık yaratan maddeler tüketenler kullandıkları şeylere bağlı olarak belli aralıklar içinde (vücutta yaratılan etkinin azalması karşısında) bu maddeleri tekrar tüketme eğilimindedirler ve ancak aynı türde olan maddeler bu isteği dizginleyebilir. Yani alkol bağımlısı biri, alışkanlığını sigara tüketimindeki bağımlılıkla yer değiştiremeyeceği gibi. O anda sigara tüketme eğilimi olan kişi de sigara yerine alkol kullanımıyla bağımlılığını etkisiz hale getiremez çünkü kullanılan her bir madde ve o maddenin içindeki kimyasallar farklıdır. Vücut alışık olduğu kimyasalları istemektedir. Şimdi bu açıklamadan sonra kaldığımız yere geri dönelim. Artık belli durumlara göre belli duygu ve düşünceler oluştuğunu beynimizin de bu durum ve düşünce bildirimine bağlı olarak gerek o an vücutta bulunan maddelerle gerekse dışarıdan alınmasına alışkın olunan maddelerle belli hormonlar yaptığını biliyoruz. Peki bu bize ne anlatıyor ve neden ilginç? Bize (en azından bana) şu tarafından ilginç gelebilir: Diyelim birine aşık oldum ve asla onunla birlikte olmam mümkün değil ya da çok sevdiğim birini kaybettim üzerinden yıllar geçti ama hiç unutamıyorum. Bu durum doğal olarak benim hep üzgün olmamı ve belli bir duyguyu yoğun olarak hissetmeme neden oluyor işte bu duygular da beyin tarafından çeşitli hormonlar salgılamasına neden oluyor. Ve burada bir kısırdöngü oluşuyor. Biz üzülüyoruz, hırslanıyoruz, kıskanıyoruz, sinirleniyoruz, neşeleniyoruz vs. beynimiz bu duygular için hormonlar üretiyor, üretilen hormonlar ise bizde bağışıklığa neden oluyor. Buna göre de aynı hormon türüne istemsizce bağımlılık başlıyor ve hep aynı şeyleri hissetmeye, hep aynı duygusal durumda olmaya meyilli oluyoruz. Bu yüzden sinirli olanlar çevresini ve yaşam tarzını değiştirmedikçe hep sinirli davranıyor, hep gülenler alışkanlıkla gülmeye karşı daha istekli oluyor ve acı, hüzün duyanlar hep bu hüznü duymaya karşı farkında olmadan bağımlı oluyorlar. Aşk acısının bağımlılık yarattığını öğrenince hiç değilse mantığım hayır dese de niye bir türlü bu acıdan kurtulamıyorum sorusunun cevabını da böylece bulmuş oldum bunun böyle işlediğini ve mekanik bir sistem olduğunu öğrenince bağımlılıktan kurtulabilir miyim bilmiyorum... Duygularla yaşamak normal olarak insan olmanın zorunluluğu ama ya hep aynı duyguya esir olmak?