12 Şubat 2007

Güzel bir “mobbing” hareketi :)

Sigara arası verdik arkadaşlarla konuşuyoruz. Naci geldi ve anlatmaya başladı:
Kadıköy’de ayaküstü atıştırılan ”...........” diye bir yer var. Kapısına da bir dondurma makinesi koymuşlar, hani şu yeni moda; makinedeki kolu indirince külâha krema şeklinde dondurma dolduranlardan. Ben de bir külâh alayım bari dedim ve aldım... Fakat dondurma bu türde makinelerden aldığımız dondurmalar gibi krema kıvamında değil, biraz pütür pütür ve kim alsa yok bu olmamış diyecek şekilde. Gittim kasaya kardeşim makine dondurmaları böyle olmaz niye bu böyle pütür pütür dedim. Adam da beni sorup soracağıma pişman edecek kadar uzuuuun uzun anlattı... Kısaca özetlersek adam şunu anlatmış: Bu makinelerin en önemli püf noktası; içindeki hava pompasına bağlı özel bir hortum ve borunun dondurmayı verdiğiniz zaman kremayı hava ile karıştırıp köpük şekline getirmesidir. Bizim makinede bu hava pompası bozuldu. Servisi var ama bu parça yokmuş, taa Amerika Teksas’tan sipariş ettik bir türlü gelmedi...
Buraya kadar normal ve işte esas olaylar bundan sonra başlıyor. Bizim arkadaş “Madem bu makine bozuk niye millete bozuk makineden dondurma veriyorsun?” diye tartışmak yerine susup yoluna devam ediyor fakat bu olay da aklını kurcalamıyor değil. Gel zaman git zaman yine yolu buraya düşüyor ve bakıyor ki dondurma makinesinin başında başka biri var. Yanaşıyor ve acaba düzelttiler mi diye merak edip bir dondurma daha almaya karar veriyor. Bu arada ilk aldığı dondurma bozuk çıkınca orada kendisine uzun uzun olayı anlatan adam bu sefer dükkânda yok. Fırsat bu fırsattır diyerek bizim arkadaş başlıyor dondurmayı şöyle bir hafifçe yukarı tutup incelemeye... :) Dondurmayı veren de bu adam ne yapıyor diye bakarken bizimki başlıyor saymaya: “Bu makinenin verdiği dondurmanın böyle olmaması lazım ama bunun özel hortuma bağlı hava pompası bozulmuş, hiçbir yer de de bulamazsınız. Bir tek Amerika’da Teksas’ta var ki onu da buraya hayatta yollamazlar...” Dondurmayı veren adam şaşkın bir şekilde sadece “Abi sen bunu nasıl bilebiliyorsun?” diyebiliyor ama bizimki daha da beterini yapıp “Ben Amerika’da astronotum ben bilmeyeceğim de kim bilecek!” diyor. Eveeet buraya kadar bu hikâye böyle ama bir de devamı var. Bizim arkadaşımız bu olayı başka bir arkadaşına anlatınca o da oralardan geçerken gidip aynı yerden aynı dondurmadan alıp aynı şeyleri anlatıyor ve orada o sefer artık kim varsa yine aynı şekilde şaşırıp kalıyor. Fakat bu sefer “Abi sen nereden bilebiliyorsun?” sorusunun cevabı “Ben Amerika’da atom mühendisiyim ben bilmeyeceğim de kim bilecek oluyor :)...
Yeri ve dükkânı biliyorum şimdi bu olay bana anlatıldığına göre, benim de havalar biraz ısınca Kadıköy’e kadar bir uzanıp bir dondurma yemem gerekiyor :) Ama bu sefer ben teşhisi koyunca kendimi arkadaşlar gibi Amerika’da astronot ya da atom mühendisi olarak tanıtmak yerine “eski el kaide’liyim, isterseniz sizin Teksas’taki bu işi bizim çocuklara hallettireyim, parçayı getirip kendi elleriyle taktırırlar...” diyeceğim.