10 Şubat 2007

meyve suyu... hem de "katkısız" ha?

Buraya yazdığım bir önceki konuda o yazıyı yazmama neden olan olayı anlatacağım demiştim, işte o olay...

Bilinen iyi marka meyve sularının çoğu miğdemizi, genzimizi ve boğazımızı yakmaya başladığı için güvenebileceğimiz başka markaları da denemeye karar verdim. Gittim, bir litrelik kutu kayısı meyve suyu aldım. Alırken şöyle bir üstten baktım, yeni moda organik ürünler gibi üzerinde "saf", "doğadan olduğu gibi" ya da "katkısız", "% 100 saf" vs. yazan meyve sularından birini tercih ettim. Aldım eve geldim masanın üzerine koydum açtım bir bardak içtim. İçerken de (hastalık olarak bulunan merak üzerine) içindekiler kısmını okumaya başladım. Kutunun üzerinde "Katkısız" yazıyor... Ve fakat gel gör kiii içindekiler kısmı hiç de öyle söylemiyor... Aynen buraya yazıyorum;
kayısı nektarı
içindekiler: Su, kayısı püresi, şeker (fruktoz şurubu/sakkaroz), asitliği düzenleyici (limon suyu konsantresi), Meyve oranı en az % 40'tır.

Yahu kardeşim benim bildiğim katkısız kelimesinin anlamı başka hiçbir şey eklenmemiş demektir. İçindekiler kısmında bu yazdıkların meyve suyunun içinde bulunuyorsa sen buraya nasıl katkısız yazabiliyorsun? Fruktoz şurubu, sakkaroz, limon suyu konsantresi, şeker katkı maddesi değil de nedir? Katkısız meyve suyu böyleyse katkılısına ne koyuluyor merak etmedim değil. Bu nasıl bir iş ahlakı, bu nasıl sağlıklı gıda üretim zihniyeti ve bu nasıl bir memleket ki bir kişi de çıkıp bunu böyle yapamazsın demiyor... Avrupa'da üretilen bazı paket, hazır gıdalarda içindeki maddelere göre uyarılar olur oradaki kullanıcının bundan haberi olur biz bundan vazgeçtik bari milleti bu şekilde kandırmayın. Şimdi bu ürünü kötülemek için yazıyorum gibi görünebilir, yalan yahu bu kadar da değildir diyenler için ürünün adını yazmaktansa barkod numarasını yazıyorum merak eden, ilgilenen gider bakar... barkod numarası 8690558010013 ve neredeyse her yerde olan bir marka. Amacım kötülemek değil insanları uyarmak. Bu konuda yazdığım ve bütün insanları ilgilendiren hazır gıda yazımı da ilgilenenlerin okuyabilmesi için aşağıya alıyorum. Daha önceden aylık bir dergide yayınlanan bu yazıyı hazırlarken bu konuda yazılmış birçok yayını incelemiştim. Belki uzun yazılar okumaya alışık değilsiniz ama çilek kokulu tas kebabını, hazır gıdalar yiyince neden doyma hissi oluşmadığını öğrenmek ilginizi çekebilir.

işte o yazı:

Günümüzde hazır gıda olarak aklımıza ne gelirse bulmak çok kolaylaştı fakat buna karşın yiyeceklerin doğal olanını bulmak ise neredeyse imkânsız hale geldi. Artık, ekmek, makarna, reçel, süt, yoğurt gibi her evde tüketilen temel besinler bile üretim aşamasında belirli işlemlerden geçiriliyor. Hazır gıda, katkı maddeleri bulunan gıdalar, işlenmiş yiyecekler... Bu terimler genellikle sağlıksız yiyecekleri getiriyor aklımıza ama gerçekten de tüm işlenmiş yiyecekler düşündüğümüz gibi zararlı mı?

Son elli yıl içinde hazır yemekler, sayısız çeşidiyle market raflarına dizildi ve gittikçe de sayıları artıyor. Bu artıştaki en önemli neden, hazır yiyeceklerin ucuz, lezzetli ve daha uzun ömürlü olarak tanıtılması...

Hazır gıda üreticileri hammadde olarak genellikle devlet tarafından desteklenen temel tarım ürünlerini (şeker, mısır, soya vs.) kullanıyor bunun nedeni ise bu tür hammaddelerin neredeyse bedava olması... Bu tipteki temel tarım ürünlerinin saf haliyle kullanımı sınırlı olduğundan, hazır gıda üreticileri bunları bir sürü işlemden geçirip farklı yerlerde kullanıma hazırlıyorlar. Bir de bunun yanında koku ve tat veren aromaların kullanıldığı düşünülürse, basit malzemelerin kimyasal işlemlerden geçirilip, istenilen yiyeceğe dönüştürülmesi çok kolay oluyor. Mesela soya bitkisinin yağı sertleştirilip hayvansal yağ gibi kullanılabiliyor.

Bu alanda kullanılan kimyasal işlemler o kadar gelişmiştir ki mısır nişastasından ve palmiye yağından elde edilen malzemeyle çilek kokulu tas kebabı yapılabilir. Bu kimyasal işlemlerin en önemli bölümü, ne yapılırsa yapılsın illa ki yiyene o tadın benzerini veren koku ve lezzeti sahte de olsa hissettiren aromalardır.

Aromalar, kozmetik endüstrisinin bir kolu ve aslında bütün parfümleri oluşturan ana madde “Aroma”dır diyebiliriz. Yazar Eric Schlosser “Fast food ülkesi” isimli kitabında buna değinerek “Parfüm sanayii olmasaydı, hazır gıda sanayii de olmazdı.” diyor. Aromaların sağlığımıza olan etkileri hakkında pek bir şey bilinmiyor. Bunun nedeni de hazır gıdalarda kullanılan miktarların neredeyse ölçüye vurulamayacak kadar az olması ve sağlık kurumlarından onay alınırken test edilme zorunluluklarının bulunmaması.

Hazır yemekler, genelde çok yüksek kalorili, aşırı tuz ya da şeker ve yağla birlikte işlenmiş nişasta içeren, fakat buna karşın sağlık açısından besin değerleri düşük gıdalardır. “Bu tür yiyecekleri yemek, zararlı mı?” sorusunun cevabına gelirsek: Evet!

Çünkü: Hazır gıdaların içindeki tuz oranı, normal yiyeceklerden daha fazladır. Fazla tuz tüketimi ise yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıklarına neden olur. Hazır gıdaların birçoğunda, orana vurulursa 100 gramında 10 gramdan daha fazla şeker bulunur. Fazla şeker ise obesite, kalp ve damar hastalıkları ile şeker hastalığına davetiye çıkartmak anlamına gelir. Ayrıca hazır gıdalarda kullanılan koruyucu maddelerin, yiyeceklerin uzun süre dayanmasını sağlarken egzama, astım ve hatta kansere yol açabileceğini de bu bilgilere eklemek gerekiyor.

Burada yeri gelmişken bir ayrıntıyı daha eklemeliyiz: normal gıdaları tüketirken ihtiyacımız kadarını yiyince doyarız ve yemeyi bırakırız, oysaki hazır gıdalarda meyve ve sebzelerde bulunan, doymamızı sağlayan ve tokluk hissi veren doğal posalar yoktur. Bu yüzden de hazır gıda tüketirken gerekenden fazlasını yeriz.

Gerekenden fazlasını yemek şişmanlığı da beraberinde getiren obezliğe neden olur. Obesite tüm gelişmiş ülkelerde yüzyılımızın en büyük sağlık problemi olarak tanımlanıyor. Hatta uzmanlar 21. yüzyılda gelişmiş ülkelerdeki yaşam süresinin bu hastalık yüzünden kısalacağını düşünüyor. Aşırı kilonun, birinci dereceden kalp krizine neden olan hastalıkları da beraberinde getirdiğini söylemeye gerek yok.

Peki, hazır yemekler ve işlenmiş gıdalar bu kadar zararlıysa neler yapmalıyız. Çok nadir tüketildiği takdirde bir paket cips yemekten bir şey olmaz ama her akşam televizyon karşısına geçip de ne kadar abur cubur varsa bitirip, arkasından da hazır gıdalar zararlı demek doğru bir yaklaşım olmaz. Bu hazır yiyeceklerin değil, tüketicinin yanlışı olur. Hazır gıdaları tüketmekten kaçınmak zor olduğuna göre belli bir ürünü çok sık kullanmamaya özen göstermek de zararı en aza indirgeyebilir. Bir salata sosunu ayda bir kullanmak, bir daha ki sefere başka bir ürün kullanmak aynı türde kimyasalların vücudumuzda birikmesini engelleyebilir.

Doğru olanlara biz biri iki örnek verelim, siz kendiniz nasıl devam etmeniz gerektiğini zaten anlayacaksınızdır. Dondurulmuş hazır yemekler yerine biraz zaman harcayıp yemekleri kendimiz yapacağız, yiyecekleri satın alırken ambalajlı olanlarında “içindekiler”i okuyacağız, fast food diye bilinen ayaküstü atıştırılan yiyecekler yerine peynirli sandviç ya da temiz bir büfeden yağsız bir tost yiyeceğiz, susayınca gazlı içecekler yerine evimizde kendi yaptığımız ayranı içeceğiz... İşte o zaman “Annemin tansiyonu çıktı, bizim oğlan cipsleri yiyince kaşınıyor...” gibi şikâyetlerimiz de azalacak...