17 Nisan 2007

Edebiyat, tıp ve psikanaliz...

Kendimizi ameliyat etmemiz mümkün müdür?

Bir an için şöyle, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi cerrahı olduğumuzu düşünelim, en zorlu ameliyatlara girip yüzde yüz başarılı operasyonlara imzamızı atmış olalım.

Hastalar üzerindeki gerekli cerrahi işlemlerde büyük yetenek sergilerken acaba ameliyat edilecek kişi kendimiz olduğumuzda durum ne olurdu?

Belki küçük operasyonlarda lokal anestezi ile evet ama ya tamamen uyuşturularak yapılması gereken büyük ameliyatlarda ne yapacağız? Bu durumda kendi içimizi açıp büyük bir operasyon gerçekleştirmemiz mümkün görünmüyor...

Tıbbi operasyonların fiziki kuralları içinde teknik olarak bu böyle görünüyor ama aynı şey edebiyat aracılığıyla psikanaliz olunca yine aynı şeyle karşılaşır mıyız?

Yeteneklerimizi kendimizi değerlendirme üzerinde kullanmaya kalkarsak tıpta olduğu gibi kendimiz için vereceğimiz kararlar yetersiz kalır mı?

Bu çalışmayı genel fiziki görünümüz için kullanırsak pek sorun yok. Sonuçta dış görünümümüz nasıl diye bir aynaya bakarak kendimizi görebilir, bir video kaydı alıp detaylı şekilde saçımız, gözümüz, yürüyüşümüz hatta takla atışımız nasılmış diye iyice bir inceleyebiliriz.

Peki psikolojik olarak nasıl bir yapımız var, bunu da farklı yöntemler kullanarak yine kendi kendimize öğrenebilir miyiz?

Ne kadar akıllı, yetenekli ve eğitimli olursak olalım, bir yerden sonra bu yetenekleri kendi üzerimizde kullanmak istediğimizde teknik olarak tıkanıp kalıyoruz...

Eğer iyi bir doktorsak ve bir rahatsızlıktan şüphe ediyorsak, bu rahatsızlığı ortadan kaldırmak için teknik açıdan kendi kendimize tanı koyabileceğimizi düşünebiliriz.

Fakat tedavi kısmında yukarıda bahsettiğim operatör cerrah gibi belli sınırlar içinde kalacağımız da kesin.

Tüm bu mantık yürütmeler ve sıralı örnekler ile aklım beni “kendi akıl karakterimi ve davranış psikolojimi” incelememin mümkün olup olmayacağını düşünmeye itiyor.

Kendi kendimi, (bugüne kadar bildiğim, gördüğüm ve olduğumu sandığım dışında) “Nasıl biriyim?” diye anlamam mümkün mü?

Bir insanın karakterini, kişiliğini ve nasıl biri olduğunu (hangi yöntemi kullanırsak kullanalım) tam anlamıyla anlamak, kabul etmeliyiz ki mümkün değildir.

Ama bir insanı daha yakından tanımak, onu anlamak ve hangi olay karşısında yaklaşık olarak da olsa ne düşünebileceğini tahmin edebilecek kadar karakterini anlamak mümkün olabilir diye düşünüyorum.

Peki bunu nasıl yapacağız?

Öyle yazarlar vardır ki tüm eserlerini okuduğumuzda onun nasıl biri olduğu hakkında az çok bir fikir sahibi olmuşuzdur...

Hatta genelde kendisiyle karşılaşma imkânımız olsa “Siz beni hiç tanımıyorsunuz ama ben sizin nasıl biri olduğunuzu biliyorum.” demeye cesaret edebilecek kadar da o yazara ait bir fikrimiz vardır.

Bu şekilde takip ettiğimiz bir yazarın tüm eserlerini okuduğumuz ve onu çok sevip hakkında daha fazla ayrıntı elde etmeye çalıştığımız zamanlar olmuştur.

Eğer bu yazarın bir dergi ya da gazete de köşe yazıları çıkıyorsa, televizyonda programı varsa, radyoda konuşuyorsa veya geçmişte yazdığı özel mektupları yayınlanırsa ve bunları dikkatle takip etmeye çalışırsak tüm bunlar bize belli bir fikir verebilir.

Çünkü bunlar; edebi yeteneğinin dışındaki fikirleriyle ve yaşam tarzı, görgüsü, bilgisi hatta siyasi duruşuyla ilgili ipuçları içerebilir. Bunlar kaba taslak olsa da belli bir izlenim edinmemizi sağlar.

Bundan yola çıkarak; bir insanın yazdığı şeyler, onun hakkında fikir sahibi olmamızı ve dolayısıyla da (kısmen de olsa) onun nasıl biri olduğunu bilmemizi sağlayabilir.

Peki, madem böyle bir şey var, bunu niye kendi üzerimizde kullanmayalım?
Eğer vaktim olursa bu amaç için kendime ait edebi kurgu içermeyen, “özellikle düşünülmüş” olmayan ve hatta hiç mantıklı olmasa da aklıma ilk gelenleri olduğu gibi yazmak istiyorum.

Ne bileyim işte bu kendi hayatımdan özel şeyler de olabilir, bir konu üzerine düşünülmüş ilk aklıma gelen saçma sapan fikirler de olabilir.

Bu aşamada; gerçeküstücü akım olan sürrealizmin edebiyat koluna da katkıda bulunmuş olan Dadaistlerin “doğal bilinç akışı” olarak adlandırdıkları, aklına geleni bilinçsizce yazma diye adlandırılabilecek yazım tarzının işe yarayabileceği düşünülebilir.

Aradan bir süre geçince yazdığımız şeye şöyle bir üstten baktığımızda o yazının ana fikrinin ne olduğunu ve neyle ilgili olduğunu anımsarız ama cümlesi cümlesine, kelimesi kelimesine hatırlamamız mümkün değildir.

Bu türde yazılan bazı yazılar için “Bunu ben mi yazmışım. Demek ki tamamlamamışım, belli bölümleri eksik kalmış.” diye düşündüğüm bile olmuştur.

İşte bence o tür yazıların sayısını çoğaltıp ileride kendi kendimizi tanımamıza imkân sağlayacak olan delilleri arttırmak gerekiyor.

Bu şekilde düşünerek, yazıldığı zamandan çok sonra “yabancı bir insanı inceliyormuş gibi” tarafsız bir yaklaşımla “Bakalım bu adam ne düşünmüş, ne yazmış, nasıl biriymiş?”diye o yazıları incelemek ve o kişi hakkında fikir sahibi olup kendi değer yargılarımızla bir yere oturttuktan sonra “bu sensin” ya da “sen busun” demek mümkün olabilir mi?

Bu yöntemle kendi karakterimizi, düşünce yapımızı daha da önemlisi kendimizin nasıl biri olduğunu anlamamız mümkün olabilir mi?
Bence denemeye değer bir araştırma olabilir...