29 Mayıs 2007

“Allah korumuş”...

BBC yapımı II. Dünya Savaşı belgesel serisini bir arkadaştan bulup, bölüm bölüm seyretmeye başladım; biraz (hatta birazdan da fazla) Amerikan yanlısı olmasına bakmaksızın (ne de olsa tarihi hep savaşları kazananlar yazar mantığını gözardı etmeksizin) izlemeye başladım.

Birinci bölümde Hitler’in dünyaya saldığı korkuyu anlatıp, Almanların nerelere kadar nasıl ilerlediklerini, sonrasında geri çekile çekile tek şehirde kısılı kalıp en sonunda da Hitler’in sığınağında intihar ettiği birçok ayrıntıya yer vererek anlatılmış. Ve aslında 16 bölümlük belgeselin geniş bir özeti verilmiş. Etkileyici bir bölümdü açıkçası...

Daha sonra 2. ve 3. bölümlerde Kuzey Afrika Harekâtı, Leningrad ve geri çekilme gibi konular daha ağırlıklı olmak üzere genel gidişat anlatılıyor. Fakat 3. bölümde öyle bir an geldi ki bir an durup “Allah korumuş!” demekten kendimi alamadım.

Bu kadar dikkat çekecek ne vardı, anlatayım...

Almanya, balkan ülkelerinin üzerine basa basa adeta hoplaya zıplaya Rusya’ya doğru ilerlemektedir. Rusya’da ele geçirmek istediği öncelikli bölgeler ise petrol yataklarının bulunduğu alanlardır.

Petrol ve türevleri, Alman savaş sanayisinin üretimini arttırması ve hareketli ordunun daha da ileriye gidebilmesi için “birinci derecede” en önemli şeydir. Bu yüzden de Balkan Ülkeleri’ndeki petrol üretim tesislerini ele geçirmiş ve buraları kontrolü altına almıştır.

Fakat Amerika bu durumun farkına varıp Almanların stratejisini çözümleyerek, Nazilere güçlü bir darbe indirmek için bu petrol üretim tesislerinin bombalanarak imha edilmesi gerektiğini anlamıştır.

Buraya kadar uçakların menzilleri yetersiz kalacağı için Amerikalılar uçaklarını Kuzey Afrika’dan kaldırmak zorunda kalırlar.

Bu görev çok önemlidir ve Amerikan uçakları alçaktan uçarak radarlardan kaçmaya çalışmaktadırlar. Fakat birçok terslik olur ve bombardımanla görevlendirilen filonun yavaş yavaş fire vermesiyle Almanlar bu saldırıdan haberdar olurlar. (Düşen ya da geri dönmek zorunda kalan bir iki uçak arasındaki telsiz konuşmaları saptanınca Almanlar durumdan haberdar oluyor.)

Tabii ki petrol tesislerindeki uçaksavarlar Amerikan bombardıman uçaklarını tek tek avlamaya başlıyor... Amerikan uçaklarından birçoğu düşüyor, birçoğu başarısız atışlar yapıyor ve kalan birkaç uçak da bir kaç yeri bombalayıp kaçmaya başlıyor.

Ama görev planlandığı gibi gerçekleştirilemediği için uçaklar çoktan menzil sorunuyla karşılaşmış inecek yer aramaktadır.

Ve işte burada tarih tekerrür ediyor ve yine bir dünya savaşında yine düşmandan kaçan iki savaş aracı “Tıpkı I. Dünya Savaşı’na girmemize neden olan iki Alman denizaltısının bize sığınmasında olduğu gibi” yine Türkiye’ye sığınmak zorunda kalıyor ve Amerikan bombardıman uçakları Almanları bombalayıp Türkiye’deki hava alanlarına iniyor...

Sonra bu işi nasıl örtbas ettiler ya da diplomatik yöntemlerle hallettiler bilemiyorum.

Çünkü her ne kadar Almanlar, Ortadoğu’da sömürgeler edinmeye ve başka bir sömürgeci olan İngilizleri de buralardan çıkartmaya çalışmak için Osmanlı’yla yakınlık kurduysa da savaşın o döneminde çok güçlüydüler ve önlerine gelene savaş ilan etmeye meyilliydiler.

Gerçekten “Allah korumuş”.

(Bu belgeselin ilerleyen bölümlerinde ilginç bulduğum şeyler olursa yine burda yazacağım)