26 Haziran 2007

Beynelmilel [film]



Piyasasını, izleyicisini ve bütçesini düşündükçe yerli yapımların eleştirisine girmek istemiyorum ama güzel bir şeyler yapıldığını görüp de ayrıntıların bütünü etkilediğinin farkına varmayan yönetmenleri gördükçe de kendimi tutamıyorum...

Yerel detayları fazla işleyememiş bir film diye değerlendirmek yerine “Yerel olandan, ülke genelindeki bir dönemin olaylarına ulaşmaya çalışan bir film.” diyerek genel havasının beğenilebilir olduğunu söylemekte yarar var.

Hem kurgu hem senaryoda bir kaç atlamayı görmezden gelirsek filmi izlenir kılabilecek hoş sahneler de var ve kendinizi bir kez kaptırırsanız arkası geliyor.

Filmin bir sahnesinde; kayıt yapılırken ağlayarak efekt yapmaya çalışan kız ikide bir gülmeye başlayınca babası kız ağlasın diye öyle bir keman çalıyor ki eminim sizin de gözleriniz dolacak... Sadece bu sahne bile filmlerde kullanılan müziğin ne kadar etkili olduğunu gösterebilen güzel bir örnek.

Tabii ki böyle birebir sahnede müziği kullanmak ayrı fonda kullanmak ayrı bir şey...

Pavyon kadınlarının söylediği türküler, şarkılar filme çok güzel bir hava vermiş fakat konusunda müzikle hayatını kazanan insanların ağırlıklı olduğu böyle bir filmde arka planda çalan müziklere niye bu kadar az yer verilmiş anlamak mümkün değil... Bu arada dinlediğim en güzel cenaze marşını [ klarnetli :) ] dinlemek (ve ait olduğu sahnede seyretmek) için bile film seyredilebilir...

Filmde yaşam mücadelesinden başka bir şeyle uğraşamayan insanların içinde bulunduğu durum anlatılırken, o dönemde siyasi eğilimler sonucunda “Ne, neden dolayı yapılamadı?”nın cevabı da eğitimsizlik ve ekmek kavgası olarak verilmeye çalışılıyor.

“Siyasi ders vererek taraf olmadan önce, halka bir bakın...” göndermeleri, bence filmin dikkat çekmeye çalıştığı en önemli siyasi mesaj. Ama bunu babanın kızına hayat dersi verirken ağlaya ağlaya söylemesi gerekmiyordu ve orada “halk” kelimesi yerine insanlar dense daha doğru olurdu gibime geliyor...

Askerleri robot gibi sadece kurallara uyan ruhsuz insanlar gibi göstermeleri o dönemi eleştirmeye yeter mi bilemiyorum. “Askeri yapı mı yoksa darbe yapan o dönemin askeri yönetimi mi eleştirilmeliydi?” diye biraz daha düşünülseymiş siyasi eleştirilerin bir kısmı daha net verilebilirmiş.

Konu; hem insanımızın saflığı, hem yaşam mücadelesi, hem şarkılı türkülü ve gece alemli yerel kültürler, hem ülkenin geçirdiği sıkıyönetim dönemi hem de bir aşk hikâyesi olunca anlatacak o kadar şey var ki hepsini bir kere de bir filme sığdırmaya kalkınca çok az şey seyirciye taşınabiliyor.

Tek bir konunun üzerine gidilip, ayrıntıları sadece konunun merkezindekilerde toplayan filmleri çekmek neden bu kadar zor kabul edilen bir şey anlamıyorum... Bu türde o kadar çok başarılı örnek varken tersi yapılıp da yüzbin ayrıntıyı dağınık şekilde niye işliyorlar bir anlam veremiyorum.

Geleyim aklımda kalan diğer şeylere:

Mekânlar değiştikçe gerçekçilik duygusu versin diye ayrıntı olarak arka planda çeşitli dükkân tabelalarına da yer verilmiş ama neredeyse hepsi aynı renkte hepsi aynı fontta ve aynı eskilikte/yenilikte olunca film için bir kerede aynı elden çıktığı yani dekor olduğu belli oluyor? Böyle olunca da tiyatroda oyun izler gibi oluyoruz...

Bunların dışında sokakta geçen bir sahnede, arka planda görünen duvarlardan birindeki yazının (tek harf de olsa) sprey boyayla yapılması insanın dikkatini dağıtıyor. Anlatılan dönemde sprey boyanın ne işi var?

Neyse yine de ben bu filme olumlu yaklaşıyorum ama keşke sonunu gereksiz yere olumsuz bitirmeselermiş daha mantıklı olacakmış...

Filmi seyrederken kaybedeceğiniz zaman karşılığında film çok şey veriyor mu? Hayır... ama çok fazla bir kaybınız da olmuyor.
30 yaşın üzerindeyseniz, çağrıştıracağı birkaç şey bulabilir, kimi yerde biraz gülüp kimi yerde biraz hüzünlenebilirsiniz.
Her şeyi olduğu gibi kabul edip çok mükemmelliyetçi bir bakış açısıyla yaklaşmazsanız filmi beğenebilirsiniz...