23 Haziran 2007

Bird people in China [film]



Filmi büyük bir hevesle seyretmeye başladığımda farklı kültürlerde, farklı coğrafyalarda geçecek eğlenceli bir yol filmi diye düşünmüştüm ama film ilk 15 dakikanın sonunda sıradan bir anlatıma dönüp sıkıcı olmaya başladı. O yüzden ben de sanatsal yorumlar yerine filmde herkesin görebileceği kötü yanları yazayım da siz de boşu boşuna seyretmeyin dedim.

Filme gelirsek...

Çin'de az bilinen bir yöredeki Yeşim madenine ön araştırma yapmak için gönderilen filmin kahramanı, Japonya'dan Çin’e geldiğinde kendisini karşılayan rehberi bulur ve madenin bulunduğu köye doğru yola koyulurlar ama yanlarına istemedikleri biri daha katılacaktır. Bu yeni yolcu aslında maden için araştırma yapan firmadan alacaklı olan birilerinin adamıdır ve daha en başta hiç konuşmadan çok gereksiz yere uzatılmış bir kavga sahnesini uzatır da uzatır bizim de canımızı sıkar.

Birlikte binilen minibüsün kapısı yolculuk sırasında uçar, direksiyonu çıkar vs. ve bize eğlenceli bir şeyler başlayacakmış havası yaratır ama daha sonradan bu minibüsü bırakıp kimi yerlerde yürüyerek, kimi yerlerde de salla yolculuğa devam ederler.

Bana göre filmin belki de en ilginç sahnesi bu arada geçiyor: Yollarına, salla nehirde devam etmek zorunda kaldıklarında, salın önüne bir sürü irice deniz kaplumbağası bağlanır ve salı “Arabaya koşulan atlar gibi” bu kaplumbağalar çeker...

Buraya kadar adamımızı kontrol altında tutup (paralarını sağlama alabilmek için), yolculuk sırasında bir terslik olmasını engellemeye çalışan mafya üyesi diğer adam, filmin başından beri Takeshi Kitano rolüne soyunup Havaii desenli gömlekler giymekte ve sert mizaçlı “kaba bir adam ama aslında ne kadar da iyi biri” havası estirmeye çalışmaktadır.
Filmdeki esas gerilimi bu adamın gereksiz çıkışları ve kavgaları yaratmaktadır ama filmi seyrettikçe ana konunun ilerleyişine göre böyle bir şeyin olması çok gereksiz ve mantıksız geliyor.

Ekip, sonunda dağ köyüne ulaşır, yeşim madenini bulurlar ama esas film bundan sonra başlayıp birden ağır bir havaya bürünecektir. (yani yukarıda yazdığım ayrıntılar kesinlikle filmi seyretmeyenleri etkilemeyecek ayrıntılar). Aslında film buradan da başlayabilirmiş. Yani filmde konuyu anlatan başrol oyuncusu “İşte hikâyemiz bu köyde geçiyor...” diye konuşarak filme buradan da girilebilirmiş.

Biz yine filme dönelim...

Filmimizin kahramanları köye ulaştıklarında “Zamanında, bu köyde uçan insanlar olduğu” inancına sahip bir köylü kız dikkatlerini çeker.
Bu kız, (geçmişte uçağı buradaki göle düşen İngiliz savaş pilotu) dedesinden aldığı “uçmayla ilgili geleneklerin yaşatılması görevi”ni üstlenmiştir ve köydeki çocuklara (resmen bezden ya da deriden kanat takıp) uçmayı öğretmeye çalışmaktadır ama aralarında uçan falan yoktur.

Ve ekibimiz geçmişten günümüze kadar köyde geçen olayları takip edip, ne olup bittiğini anlamaya çalışarak oradakilere bu konuda yardımcı olmaya çalışır...

Filmin bize bir trende “Alın işte filmin kahramanı, olayları anlatan da yine bu adam.” diye tanıttığı başrol oyuncusu filmin neredeyse tamamında eşit ağırlıktaki rol dağılımında kaybolup gidiyor.

Yardımcı oyuncu olan kötü adam, filmin başında çok ama çok farklı bir karakterde aşırı kaba biri olarak tanıtılıyor. Öyle ki; filmin ilerleyen kısımlarında geçirdiği dönüşüme bizi ikna edemiyor ve filmi neredeyse arka plandan onun üzerine kurmuşlar hissi verecek kadar da önemli bir yer işgal ettiği için karakterle birlikte film de yıkılıyor...

Mantar yiyerek hafif zehirlenmeyle karışık eğlence arayışları, rehberin hafızasını kaybetmesi, neredeyse hiç bitmeyen pillere sahip bir ses kaydedici teyp, hiç durmadan her yerde aynı şarkıyı gece gündüz demeden söyleyen bir köylü kızı, sıradan Japon bir işçi olan kahramanımızın şarkının ingilizce versiyonunu dünyanın en bilinen şarkısı gibi hatırlayıp söylemesi, mafyanın adamı olan yardımcı oyuncunun kâbuslar görüp ikide bir uyanması ama nedeninin açıklanmaması vs. gibi yığınla mantık hatası insanı sinir ediyor ki rehberin tekrar benzer bir kaza geçirmesi ve hafızasının yerine gelmesi son noktayı koyuyor...

Japonya ile Çin arasındaki kültürel farklılık, yaşam tarzı vs. gibi hiç bir özellik işlenmeyecekse filmin kahramanı niye Japon olarak seçilmiş belli değil, boşu boşuna karışıklık yaratıyor. Karmaşık şehir hayatından, el değmemiş bakir bir yere gelen adamın farklı bakışı gösterilecekse Çin'de de şehirler var.

Neyse fazla uzatmayayım...

Film: Para verdiyseniz “Gitti paracıklar”, benim gibi korsanını bulup seyrettiyseniz “Boşuboşuna uykusuz kaldık” dedirtmekten öteye bir etki yapamıyor.

Afişiyle, resimleriyle, konusuyla “bağımsız sinema”, “uzakdoğu filmi” ya da “festival filmi” havasına aldanıp seyrederseniz pişman olursunuz. Hiç seyretmeyin daha iyi...