20 Haziran 2007

Fountain [film]



Güzel sahneleri olan, kurgusu karışık gibi duran ama seyretmeye devam ettikçe yavaş yavaş her şeyi yerli yerine oturtan bir film... Başyapıt mı? değil ama sıradan bir film de değil...

Filmin konusu; Ölümcül bir hastalığa yakalanmış karısını kurtarmaya çalışan bilim adamının, büyük bir gayretle çalışıp ölüme sebep olan şeyi ortadan kaldırmak istemesi üzerine kurulu.

Fakat filmde üç ayrı dönem, üç ayrı öykü aynı anda işlenmiş ve bu da filme ayrı bir güzellik katmış.

Filmin açılışında başlanan ilk öyküde; karanlık çağlarda Mayalar’ın gizli mabetlerinde savaşarak yeryüzündekilere verilmesi yasaklanmış olan “Ab-ı hayat”ı (fountain) ele geçirmeye çalışan İspanyol savaşçılarının macerası işleniyor.

İkinci öyküde ise büyükçe camdan bir kürenin içinde seyahat ederek (fantastik bir masalda; ruhların yeniden yaşama döndüğüne inanılan uzaydaki bir yere ulaşarak) ölen eşine yeniden kavuşmaya çalışan bir adam vardır.

Bu üç öyküde anlatılan sevgililerin hepsi de aslında ölümcül hastalığı olan eş ve buna çözüm arayan adamdır. Birbirine geçiş yapılan yerlerle bu iyice belirtilmiş.

Böyle bir konuda heyecan daha yüksek seviyede işlenebilirdi ama masalsı bölümlerin temposuna ters düşerdi diye düşünürsek, filmin akışındaki yavaşlık kabul edilebilir. Biraz karanlık çekimli bir film olsa da sergilediği estetik sahneler için bunu kabul edebiliyoruz.
Sonsuz yaşam ve sonsuz sevgiyi işlemek için değişik bir kurgu çalışması sergileyen filmin üç öyküyü buluşturduğu bir sürpriz bölüm var ki sadece bunu yakalamak ve o duyguyu tatmak için bile izlenilebilir.

Seneryonun duygulara yüklenmek yerine dikkat dağıtan ayrıntıları işlemesini garipsedim. Kendimizi kaptırmışken iki de bir bizi filmden koparan gereksiz bu ayrıntılar olmasaymış çok daha iyi olurmuş...

Filmin başında Maya tapınağındaki filmin kahramanı olan savaşçı yukarıya çıkınca gerçekleşen dövüş sahnesinin sonunda yere bir şeyler düşürür (bu bir)...
Adam kitap okurken uyuya kalır ve kitap yere düşer (bu iki)...
Kadın müzede bir şeylere bakarken elindeki kitabı yere düşürür (bu üç)...
Laboratuvarda görevlilerden biri elindeki notbloğu yere atar/düşürür (bu dört) (ve aklıma şimdi gelmeyen başka şeyler de düşüp duruyordu) Bunları gerçekçi olsun diye günlük hayattaki davranışları örneklemek ve sağlam bir etki bırakmak için yaptıysalar pek de iyi olmamış...

Böylesine gerçek bir konuyu bu kadar fantastik bir şekilde işlemeleri mi yoksa bu kadar fantastik bir konuyu bu kadar gerçekçi bir şekilde işlemeleri mi filmin başarısı olarak algılanmalı karar veremiyorum.

Bunun haricinde değişik bir tarzda işlenmiş film seyretmek isteyenler tercih edebilir.

Masalsı ve efsanevi mucizeleri gerçekleştirecek olan tek şey bilimdir göndermesi yaparken, konusu gereği duygusal olmasıyla birlikte, ağlatmayan ama hafiften üzen bir havada geçen bu filmde, bakalım insanoğlunun sonsuz yaşamı ele geçirme fırsatı olunca “Aşkı mı, yoksa ölümsüzlüğü mü?” tercih ettiğini siz nasıl yorumlayacaksınız?