15 Haziran 2007

Little miss sunshine [film]



Seyretmek üzere ayırdığım bir yığın filmi sonraya bırakıp, oscar adayı da oldu diye Little miss sunshine’ı seyredeyim dedim (ki bunda imdb [international movie data base] sitesinin verdiği 8.1 lik puan da etkili oldu).

Uzunca bir süreden beri film seyretmeye fırsatım olmuyordu, aradan geçen yaklaşık 1.5 yıllık süre sonrasında ne seyredersem seyredeyim güzel gelecektir, hele böyle bir film yeniden film seyretmeye başlamak için iyi bir başlangıç olacak diye düşünüyordum ki tam tersi oldu...

Neyse gelelim “Basit bir yol filmi” diye özetliyebileceğim filme; Küçük bir kızın, yaşıtları arasında düzenlenen güzellik yarışmasına katılabilmesi için yapılan şehirler arası yolculuğu anlatan bu filmin benzerlerini daha önceden de birçok kez görmüştük.

İyi olunca yol filmlerinin seyrine doyulmaz ama bu filmde bir minibüse (Bana göre filmdeki tek sevimli şey, bu eski vosvos minibüs) sıkışan 6 kişinin birbirleriyle ilişkisi gerçekten insanı sıkıyor.

Film gerçekçi olsun diye hiç gereği yokken bir sürü küfürle doldurulmuş...

Beni bu filmin eleştirisini yapmaya iten şey ise filmdeki karakterler ve bu karakterlerin hepsinin aynı ailede buluşması. Bir ailede farklı bir tip olabilir hadi diyelim ikinci bir tip de farklı karakterde ama bütün tipler de bir birinden farklı ve uçlarda dolaşan acayip insanlar olabilir mi?

(tabii ki insanların karakterleri birbirinden farklıdır ama söylemeye çalıştığım şey hepsinin böyle uçlarda ve sorunlu olması)

Uyuşturucu kullanan bir dede (her ne kadar filmde grandfather kelimesinin tercümesi büyükbaba olarak geçse de bir dededir o ama yeğenine kuzen diyen, dedesine de büyükbaba diyebilir tabii Türkçe'yi boza boza ne hale soktuk o ayrı bir mevzuu), eşcinsel ve işinden uzaklaştırılmış profesör dayı, mesleğinde başarısız ve kendi yanlış hayat felsefesindeki takıntılı durumunu kızına zorla öğretmeye çalışan bir baba, güzellik yarışmasına katılmak için devamlı prova yapan 7 yaşında küçük bir kız ve ortayı bulmayı çalışan, (anlayışlı olmaya çalışacağım, çocuk hayatı öğrensin diye...) kahvaltı sofrasında dayısının intiharına ait ayrıntıları ve eşcinsel aşkının içyüzünü anlattıran sinirli, stresli ama kendisi de problemli olan bir anne. Tabii bir de jet pilotu oluncaya kadar konuşmama yemini eden evin oğlu var...

Tamam böyle aykırı tipler bir ailede olabilir ama onlar aykırılığın ve değişik hayatların içine girdikleri zaman da zaten ailenin içinde yer almazlar her ne kadar ailenin parçası iseler de aileden uzaktırlar.

Senaryoda bunu kurtarmak için dede yaşlılar bakım evinden atılıp geri gelmek zorunda kalmış, dayı intihar ettiği için hastaneden ablasına teslim edilmiş olarak gösteriliyor ama olayların kahramanları bu aileye uygun bir sözü hatırlamama neden oluyorlar: Börek kenarsız olmaz ama böreğin bütün kenarları da bir kişinin önüne koyulmaz...

Filmin arka planında küçük ayrıntılarla verilmeye çalışılan: "Sıradan Amerikan ailesinin yaşam tarzı" aslında bu evdeki gibi, hep hazır ve ucuz yemek, kağıt tabaklar, market hediyesi oyuncakla oynayan çocuklar falan.

Bu tip yaşamlar, kendi dayattıkları ekonomi modeliyle dünyanın neresinde olursa olsun artık böyle değil mi ve niye filmde bana bunu gösteriyorsun?

Yok bunun iletilmesi gerektiğini düşünüyorsan, niye benzincilerde porno dergiler satılır, isteyen gider alır gibi uyduruk bir şeyi de veriyorsun (senaryodaki ince plana göre bu dergileri alan dayı eski sevgilisi tarafından görülsün diye yapmışlar ama hiç gerek yokmuş) bu bizim kışın sobada kestane yapmamız gibi ekonomi ve yaşam biçimi gereği alışkanlıklardan biri haline gelmiş, Amerika'da ülkece benimsenen bir toplumsal eğilim midir?

Filmde bir sürü saçma ve tutarsız yan olsa da en çok dikkat çekenler; annenin, çocuklarını güzellik yarışmasına sokan diğer annelere benzer bir karakter ve davranışta olmamasına rağmen çocuğu istiyor diye yarışmaya katılmayı kendine görev bilmesi ve yarışma günü kuliste çocuk kendi getirdiği kostümünü giyince “bu senin kıyafetin mi?” demesi...

Yani daha önceden kendi çocuğunun ne giyeceğini, nereden nasıl alındığını, giyince üstüne oldu mu olmadı mı falan hiç bilmiyor mu bu kadın?

Bir de eşcinsel dayı’nın profesörlükten atılmadan önce aşık olduğu erkek öğrencisini, yaptıkları şehirler arası bu yolculukta durdukları benzin istasyonunda, istasyonun marketinde görmesi tesadüfün iğne deliği oluyor ki süperman’in filmlerde uzayda uçabilmesi bile kendi mantığı içinde daha akla yakın geliyor...

Valla bu film için yorum yapmak bile gereksiz o yüzden bu filmin yorumunu böyle yüzeysel olarak geçeceğim. Film de her ne kadar “kendinizi kasmayın, başkalarının istediği gibi olup hayat içinde yarışmaya gerek yok kendi istediğiniz gibi yaşayın başkalarının söylediklerine kulak asmayın” denmeye çalışılmışsa da temel sağlam olmayınca verilmek istenen havada kalıyor....

İzlemediyseniz izlemeyin hiçbir şey kaybetmiş sayılmazsınız, hem paranıza hem zamanınıza yazık. 8.1'lik imdb notunu es geçip kendi notum olan yüz üzerinden ( o da ikide bir itilerek çalıştırılan, sevimli vosvos minibüs hatırına) 41 verebiliyorum...