12 Haziran 2007

"Secret" saçmalığı...

Sağda solda yeni yeni görmeye başladığımız, dergilere kapak, köşelere konu olan “Secret” filmi tanıtım ve eleştirilerine “Son zamanların en gözde pazarlama harikası diyebileceğimiz saçma bir yapım.” cümlesiyle başlamak istiyorum.

Konu o kadar derin ki önden bir girizgâh yapmadan edemeyeceğim...

Bizleri Avrupa kültüründen ayıran önemli bir özellik de ürettiğimiz tüm değerleri sıradan ürünler gibi sıradan kutulara koymamız ve satışlarının beklenilenin altında gerçekleşmesini gördüğümüzde de “Canım, Avrupalı yapmış işte o biçim satıyor.” diyerek aslını anlamadan işin içinden çıkmamızdır.

Bizler bir ürünü hep değerine satabilmeye çalışmanın peşinde koşarken, onlar değeri ürünün dışında pazarlama şartlarına göre belirleyerek değişik projeler geliştirirler.

Ve bu yüzden bizde bir kilo bisküviyi 5 milyona alabiliyorken onlarda süslü kutulu 100gr.lık bir paket “özel üretim” bisküviyi iki misline zor alırsınız. (ya da alabilirseniz başkasına hediye etmek için alırsınız.)

Pazarlama tekniklerinin detaylarına gereksiz yere inmeden şuna dikkat çekmem gerekiyor.

Avrupai pazarlama yöntemleri, köyden köye dolaşıp şifa dağıttığını iddia eden şarlatanlar sayesinde kurulup daha sonradan kendine geniş alanlar yaratmasını bilmiştir. Bu yöntem direkt olarak insanların zaaflarına hitap eder.

Kel misiniz? İlacı bende... Miğden mi yanıyor? İlacı budur... vs. yöntemiyle pazarlanan sıradan şurupları insanlara satmaya çalışırken esas olayın “satın alınan şeyin, satılan şeyden daha fazla bir değere sahip olduğu”na inandırmaktır.

Herkesin bir şeylere ihtiyacı vardır ve bunlara ihtiyaç duyulması birer sorundur. Sorun olmasının nedeni ise sıradan yöntemler ya da günlük hayattaki tesadüfi durumlarla bu ihtiyaçların bir türlü karşılanamamasıdır.

İnsanlar günlük hayatlarında bildikleri yöntemlerle bu sorunları çözüp de ihtiyaç duydukları şeylere bir türlü kavuşamayınca, bu durumda bu ihtiyaçlardan doğan talebi değerlendirerek başkasının sorunu üzerinden para kazanmaya çalışanlar devreye girer.

Genelde büyük vaatler vererek sorunlarınızı çözmek isteyenler de paranızı alarak sizi soyup soğana çevirmek isterler.
Çünkü çözüm, sizi olağan üstü güçlere inandırıp, mucizeler yaratacaklarına ikna olmanızda saklıdır.
Ve asıl mucize sizin mucizelere inanıp paranızı kaptırdığınızda onlar için gerçekleşir; zengin olmuşlardır...

O yüzden akılları hep bizim paralarımızı nasıl kapacakları üzerine plan yapmakla meşguldür...

Fakat yasalar vardır ve öyle eskisi gibi dağbaşında milletin önünü keserek “Eller yukarı” demek mümkün değildir. Zaten bu yöntemle de soyabileceğiniz insan sayısı 5-10 kişidir...

Artık insanları toptan dolandırmak çok daha kârlı bir iştir. İşte bu noktada insanların ellerini cebine atmasını sağlamanın tek yolu bir şeyler satıp ticaret adı altında paraları kapmaktır amaaa...

Ticareti olması gerektiği gibi yapanların çok fazla kazanamadığı bilinen bir gerçek olduğu için de olayı süsleyip püsleyip satılan şeyi olabildiğince abartmak birinci derecede önem arzeder... Bu size fazladan satış şansı getirecektir.

Neler söylenir neler, şöyle iyi, böyle iyi, falan filan... ama “Secret” bu işi abartıp hayatın anlamını açıkladığını, istediğiniz ne olursa olsun hayallerinizi gerçekleştirebileceğinizi iddia ediyor.

Haydi bakalım bir de iki üç eblek bunu seyrettikten sonra sağda solda “Valla ben anlatılanları uyguladım, esastan oluyor.” diyorsa gel de inanma.

(Çünkü gazetede yazıyorsa doğrudur diye salakça bir inanç var ve buna inananlar bu yazıyı iyi bir şekilde yazmazsa, yazara gelen bedava dvd ve müzik cd’lerinin kesileceğini, bütün filmlerin bu yüzden hep olağan üstü harika diye yorumlandığını bilemezler)
(bu yüzden burada seyrettiğim filmleri içimden geldiği gibi yazıyorum, övüyorum ya da yeriyorum, çünkü gerçekten fikrini açıkça söyleyen birini bulmak çok zor. Ama bende öyle değil, neyse o...)

İyi güzel yine biz dönelim Secret’i anlatmaya...

Ne demiştik?
“Secret” bu işi abartıp hayatın anlamını açıkladığını, istediğiniz ne olursa olsun hayallerinizi gerçekleştirebileceğinizi iddia ediyor. İnsan aklının hayal edebileceği her şeyin mümkün olabileceğini ve bunu da sadece “Otur, düşün, çok iste olsun.” diye açıklıyorlar diyorduk...

Peki buna kim inanır diyeceksiniz değil mi? Valla pek öyle düşünmeyin neredeyse bütün dünya bunu konuşuyor ve daha da önemlisi “Secret”i satın alıyor...

Zaten adamların amacı da bu, yani bana para ver de ya da şunu satın al da rüyalarını gerçekleştir demiyor doğrudan bir ürün satmıyorlar. “Bunu biz biliyoruz, şöyle yaparsan şöyle şöyle olur...” dedikleri bir dvd yapıp bu dvd yi satıyorlar. Gerçek amaçları da bu dvd’yi satın almanızı sağlamak...

Temiz iş tabii sen dvd’yi aldıktan sonra içindekine inanırsın, inanmazsın onlar için hiç önemli değil... Adam malı sattı zaten. (Bu yüzden korsanı seviyorum, böyle şeylere para kaptırmayı engelliyor)

Son zamanlarda internette oturduğun yerden para kazan diyip katılım parası alarak insanları kandıranlar da aynı yöntemi kullanıyorlar. Sana bu sistemi anlatırım ama sistemi açıklayan dökümanlar parayla, sen bunları alınca oku anladın ya da anlamadın önemli değil (gönderdikleri belgelerde genelde internette site tasarımı programlarının nasıl çalıştığı, sitelere yazı yazma vs. yi anlatıyorlar) sen de bu belgeleri başkalarının da almasını sağlayınca para kazanacaksın deniyor ve sen bir şekilde merak edip alınca aslında tuzağa düşmüş oluyorsun. İşte bu filmin pazarlanma kandırmacası da böyle.

Yeri gelmişken belirteyim filmin kurgusunda sırayla konuşanlar ve anlatılanların canlandırmasından başka bir şey olmadığı için “secret”ı film olarak değerlendirmek pek doğru değil.

Yine dağıldık, filmde ne anlatıyorlar ve ne gibi saçmalıklar var devam edeyim...
Hep mutsuzsun ve üzüntüler içinde yüzüyorsun.

Niye?

Çünkü hep kendini bu problemlere kaptırıp bunları düşünüyorsun.

Ya araba ile kaza geçirirsem, ya evimize hırsız girerse, ya babama tatildeyken bir şey olursa vs...

Ama hiç düşündünüz mü, bunların gerçekten olmasını sağlayan aslında sizsiniz...

Niye mi?

Çünkü bunları düşünüp beyin dalgalarıyla evrendeki atom altı parçacıklara sinyal gönderdin de o yüzden...

Yani ya başıma kötü bir şey gelirse diye düşündün.
Düşünme sırasında beyninin yaydığı dalgalar evreni oluşturan yapı maddelerine etki etti.
Bunun böyle olmasını sağlaması için olayları kurdu ayarladı ve sen bu düşüncenle hayal ettiğin şeyi üstüne çektin.

Haydaaa demeyin, adamlar bunu bilimsel bir şeymiş gibi gösterebilmek için “Çekim yasası” diye isim bile takmış.

Oysa ki bu çekim yasası kütleler arası çekimdir ve zihinle maddeleri yönlendirmeyle kesinlikle bir alakası yoktur.

Beyin düşünmeyi gerçekleştirdiği sırada bir enerji açığa çıkar bu doğru, belli bir frekans yayılır bu da doğru ama bu frekans sayesinde evreni oluşturan atom parçacıklarını yönetip onlara bilinç yükleyip biraraya gelip bir şeyler yapmalarını sağlamak mümkün görünmüyor.

Bu arada da her gözlüklüyü doktor, sakallıyı profesör zanneden bizim gibi bilimi hayatın içine bir türlü yedirememiş toplumların, böyle yasa, kanun vs. gibi kelimeleri duyunca hemen inandığını göz ardı etmemek lazım...

Secret bunu çok iyi değerlendirip, falcıyı, burççuyu bile yaşam destek uzmanı vs gibi takma lakaplarla ve herkesin alışık olduğu bilim adamı kıyafeti olan doktor önlüğü benzeri giysilerle süslemiş...

Yani beyninizi alışkanlıklardan kaynaklanan önyargıları kullanması için şartlandırmışlar...

Biz yine devam edelim...

Kötü şeyler düşünürsen başına kötü şeyler gelir... Sonra da şikâyet ediyorsun... Bunu tersine çevirmek de mümkün siz hep iyi düşünün iyi olsun. İşte bu, maddenin evrensel boyutlara yayılmış sistemi içinde siz de varsınız ve bunu kendiniz için bir şeyler isteyerek değerlendirebilirsiniz... diyorlar ve başlıyorlar örnekler vermeye.

Adamın biri şöyle diyor; “Ben ne istediğime karar verdim. İstediklerimi daha da sık düşünüp, beyin dalgalarımla dünyayı oluşturan atom altı parçacıları yönlendirerek istediğimi yaptırabilmek için de onları daha fazla görüp düşünmem gerektiğini anladım.

Biraz karışık gibi görünüyor ama gözbağcılık, dolandırıcılık yapanların her zaman başvurduğu bir yöntem de olayları çok karışık anlaşılmaz gibi gösterip sizin anlayabileceğiniz şeyi seçmenizi sağlamaktır. Tabii ki bu da her zaman onların düşünmenizi istediği şey olur nedense...

Dönelim biz örnek gösterilen adama, adam anlatmaya devam ediyor; “Beğendiğim ve sahip olmak istediğim şeylerin resimlerini kesip bir panoya yapıştırdım ve devamlı bunlara bakıp durdum.” diyen adam (panoda güzel bir kadın, lüks bir araba ve resmen şato sayılabilecek çok özel bir ev var) birden geçiş yapıyor. “Bir gün taşınıyoruz, oğlum geldi yanıma; ‘Baba bunu nereye koyayım?’ diyor. Elinde de bir şey var. Açtım baktım bir de ne göreyim, bu benim pano değil mi?”
“Üzerindeki resimde yer alan ev de meğerse benim şu anda taşındığım ev değil mi?” (pes be birader, yıllarca bakıp istediğin evi alınca farketmedin de resmini görünce mi anladın?) “Ağlamaya başladım. Tabii oğlum merak ediyor. Anlatmaya başladım ve .....”

...diye devam ediyor anlatmaya adam... Burayı geçelim çünkü bariz bir sıradan küçük insanın büyük tutkusu haline getirilmiş ev, araba, vs gibi sıradan isteklerin gerçekleşmesinin ne kadar kolay olduğunu göstermeye çalışıp yem atıyorlar ama “Yürü be koçum, kim tutar seni.” deme hakkımı saklı tutuyorum...

Gelelim başka bir örneğe, bir adam daha gösteriyorlar ve adam diyor ki; “İşte bilmem kaç bin dolara ihtiyacım vardı ve bunu boş bir kağıda yazdım ve bunun bir çek olduğunu düşündüm. Ama hep düşündüm...
Bugüne kadar hep gelen elektrik, su, yakacak vs gibi faturaları düşünüyordum ve haliyle bu faturalar geliyordu, niye ödenecek faturaları düşüneyim ki? Ben düşündükçe onlar geliyor. Bari bundan sonra bana ödenecek olan çekler varmış gibi düşüneyim de onları çekeyim beyin dalgalarımla...

Yani bunun, bırakın bilimsel yanını... sıradan mantığını anlatın ben her şeye razıyım. Kardeşim, çalışmazsan ya da birilerinden bir şey kalmazsa sana ödenecek bir para sırf sen her dakika düşündün diye nereden geliyor?

Ne istersen, ama ne istersen iste kesinlikle gerçekleşiyor diyerek bir de işin suyunu daha da beter çıkarıyorlar ki olacak gibi değil...

Mesela, yeni yeni yürüme çağına girmiş minicik Iraklı çocuklar, uçaklardan bomba atıldığını çok mu düşündü de beyin dalgalarıyla ölümü çektiler yuvalarına...

Bugüne kadar insanlığın bilgisi dışında gerçekleşen ve hiçbir anlam yüklenemeyen çağlarda oluşan doğal felaketleri kim düşündü de gerçekleşti. Ya da hep beraber deprem olmayacak diye düşününce deprem olmayacak mı? Siz hiç dayak yemediniz mi. Bekleyin kahveden adam getiriyorum :) (araya bunu da sıkıştırmazsam içim rahat etmez)

Hasta mısınız bana şaka mı yapıyorsunuz? Buraya kadar seyredince işin ciddiyetini yitirdiğini anlayarak “Para pul istemiyorduk kardeşim bari güzel bir film olsaydı da hoşça bir iki saat geçirseydik.” diye düşünüyorsunuz.

Bu konuyu fazla uzatmaya gerek yok, deli saçması değil ama deli saçmasını sanki böyle bir şey varmış gibi pazarlamak gerçekten büyük başarı.

Yalnız, Secret’i seyrederken en çok dikkatimi çeken şey, konuşanların anlatım tarzı, olaylara bakışı ve aktarışı, kameranın kullanımı, renklerin tonu vs. bunların planlanıp çekilmesi televizyonlarda son dönemlerde ülkemizde de moda olan doğrudan satış yöntemleri için yapılan çekimlerdekine çok benziyor.

Yani adamın konuşmalarını dinleme, sesi kıs ve hiç bu konuyu bilmeyen birine seyrettir... Yorumu “Bu adam televizyonda bir şeyler satmaya çalışan uzun reklam kuşaklarından birinde bir şeyler pazarlıyor ama ne?” olacaktır.

Peki şimdi siz söyleyin, televizyondan pazarlanıp da satın alınmış bir şeyle hayatı boyunca mutluluğu yakalamış biri var mı yeryüzünde? Karnını, basenlerini eritenler, vücut yapanlar vs gibi insanları kandıran reklamlar neyse ve onlarda gerçekten zayıflayanlar değil zayıflar, çalışıp vücut yapanlar değil vücutçular kullanılıyorsa bunda da öyle yapılmış...

Bir iki örnekle bu konuya son vereyim de daha fazla merak uyandırıp onlara hizmet etmeyeyim... (merak edip alırsanız da korsanını bulup alın para vermeyin)

Bir adam var ve diyor ki ben nasıl para kazanacağımı bilmiyordum ve paraya da çok ihtiyacım vardı (hayret valla ne kadar bana benziyor). Bir gün kenarda yazılmış hazır bir kitabım vardı bunu bari gidip satayım dedim ve ohooo, bir röportajlar, bir tanıtımlar, bir ündür paradır aldı başını yürüdü sormayın gitsin... İyi ki bu yöntemi kullanıp hep param olsun diye düşünmüşüm...

Bunları anlatan adam kim biliyor musunuz? Kitapları milyonlarca adet satan bir yazar, hani şu çok meşhur “ruhlar için tavuk suyuna çorba” kitabının yazarı... Lan almayayım ayağımın altına eşek sıpası sen kazanmayacaksın da ben mi kazanacağım parayı...

Dur dur... bunu da anlatmazsam ölürüm... Bir adam var ve bir kadınla evinde görüşmesi gerekiyor kadın eve gelip diyor ki (yalnız adamın ultra lüks bir villası var onu da söyleyeyim) sizin hayatınız yalnızlıkla örülmüş ve kadınlar tarafından pek istenen, beğenilen bir tip değilsiniz...Adam da alla alla nasıl anladınız gerçekten hayatımda bir iki kadın var ama ben etrafım kadınlarla dolsun istiyorum ve olmuyor diye cevap veriyor. (yani tüm dünyanın derdi bu ve bu adamın başına gelmiş de biz de tanık oluyormuşuz gibi gösterilip zokayı hepimize yutturuyorlar) neyse...

Kadın ne dese beğenirsiniz? Bakın bu resimleri yapıp evin sağına soluna asmışsınız ama resimlerdeki kadınlar hep size arkasını çevirmişken çizilmiş. Bir daha böyle yapmayın, onlara sarılırken falan resmini yap bak nasıl oluyor da oluyor her şey düzeliyor. Ve bunu yapınca hep, her şeyin düzeleceğini düşün...
Aradan geçiyor bilmem kaç ay, bu kadın adama başka bir yerde yine rastlamıyor mu (rastlıyor)... Adama da utanmadan o işlerden ne haber demiyor mu (diyor). Ve adam ne cevap veriyor biliyor musunuz...
Dediğiniz yöntemi uyguladım, çekim yasası işe yaradı hep böyle düşündüm, böyle çizdim, böyle oldu... Şimdi iki sevgilim birden var haftada birkaç günü biriyle birkaç günü diğeriyle birlikteyim... diyerek mutlu mutlu gülümsüyor....

Peki bu ultra lüks villası olan ve az çok yakışıklı sayılabilecek zengin adam ne ile uğraşıyor biliyor musunuz... (öğrenince lütfen bilgisayarlarınıza vurmayın) Hollywood’da yönetmen...

Peeeh be kardeşim karıları kızları sen götürmeyeceksin de ben mi götüreceğim ya allaşkına biraz akıl biraz zekâ...