03 Temmuz 2007

Go, See, and Become... [film]



Etiyopya’daki iç savaştan kaçıp Sudan’a sığınanlar arasında İsrail’in tarihi geçmişinde Yahudi atalarıyla bağdaştırdıkları insanlar da vardır. İsrail’de Falaşa olarak adlandırılan bu Afrikalı Yahudi’ler yapılan bir operasyonla İsrail’e götürülür ve yeni ülkelerinde göçmen kamplarındaki yeni yaşamlarına başlarlar...

Filmin kahramanı küçük bir çocuktur ve gerçekte Yahudi olmadığı halde annesi tarafından orada açlık, hastalık ve sefaletten ölmemesi için giden konvoya verilir.

Önce göçmen kampında genel bir temizlik yaptırılır. Burası bana Nazilerin toplama kamplarındaki Yahudileri genel temizlik yapılacak diye gaz odalarına götürmesini anımsattı.

Hayatında hiç musluktan akan su görmemiş olan çocuğun, yıkanırken delikten akıp giden kirli su için deli olması filmin en etkili sahnelerinden biriydi.

Yanında çocuğu buraya kadar getiren kadın, sorgulama sırasında çıkacak sorulara Yahudi geleneklerinin gerektirdiği şekilde cevap vermesi için kendisini uyarıp, söyleyeceklerini ezberletir...

Gerçekten Yahudi olup olmadığını ortaya çıkaracak olan testi geçmesine geçer ama artık tüm yaşamı boyunca Yahudi olmadığını saklaması gerekmektedir.

Bundan sonra çok zor da olsa kimliğini gizlemeyi başarır...

Fakat kendisi koruyucu bir aileye verilecektir ve yaşamının geri kalan kısmını da bu aileyle birlikte geçirecektir... Aile sevecen insanlardan oluşmuştur kendisine iyi davranılır ama sorunlar yine bitmez...

Filmin kahramanı olan çocuk okulda ve arkadaşları arasında diğer Afrikalı Yahudilere yapıldığı gibi dışlanır.

Çocuğun, okulda (sadece siyahi olduğu için) diğer veliler tarafından istenmemesi üzerine, koruyucu anne herkese çok güzel bir insanlık dersi vererek mükemmel bir sahne izlememizi sağlar...

Çocuk büyürken, yeni ailesiyle, arkadaşları ve onların aileleriyle hep bir mücadele içindedir.

Bir gün tv haberlerinde kendisi gibi siyahi olan Yahudilerin siyasi gösterisine tanık olur ve bu gösterinin liderini bulup ondan bazı konular için yardım ister...

Bundan sonra koruyucu ailesi, yeni dostu ve kız arkadaşı arasında hayallerle örülü zor bir yaşam kendisini beklemektedir...
Zaman zaman kendi annesinden ayrı kalmasının acısına katlanamaz ama ona kavuşmasının tek yolu okuyup büyük adam olmaktır...

Film böyle başlar ve gelişir...

Filmin konusu kimi yerde Falaşalara ait tarihi gerçeklerle uyuşsa da kimi yerlerde gerçeklerden uzaklaşılıp olaylar sadece sorunlu bir kaç kişiyle sınırlıymış gibi gösterilmeye çalışılmış.

Güzel bir konunun, güzel bir şekilde işlendiğini söyleyebilirim ama esas verilmeye çalışılan şey özellikle filmin arka planına saklanmış: İsrail ve Yahudilerin tutuculuğu eleştiriliyormuş gibi yapılırken aslında “Entellektüel Yahudi” camiası temize çıkarılmaya çalışılıyor...

Ve bunu da iyi becermişler.

Bize, olan bitenin içinde bir çocuğun hikâyesi anlatılırken, olayların çevresinde dönen, kötü olarak niteleyebileceğimiz her şey hep dar çevrelerin ya da her yerde rastlanabilecek bir iki kendini bilmezin, toplum baskısı yüzünden öyle davranan bilinçsiz, zayıf bir iki kişinin hareketleri olarak gösterilmeye çalışılmış...

Koruyucu ailenin babası tutucu İsraillilerin izlediği yolun yanlış olduğunu vurgulamaktan geri kalmaz ve ülke çıkarlarını savunmak, daha iyi bir toplum kurmak için burada kalmak zorunda olduklarını söyler... Film içinde bu tipte bir çok karşılıklı fikir akıp gider ama sonuçta anlatılmak istenen şey hep aynıdır...

Şu anda dünyada Yahudilik ve İsrail hakkında bir sürü kötü izlenim bırakan şey var ama bakın burada yaşayanlar arasında epeyce bir insan aslında Fransa’da yaşayan geniş görüşlü ve modern bir Avrupa vatandaşı gibi... Burasının dinden kaynaklanan bir tutuculuğu vardır, evet ama bu iç siyasi yapıya fazla etki edince bakın ülke nasıl bir yer oluyor, yapmayın etmeyin...

Biraz daha serbest olalım, bakın çevremizdeki ülkelerle hiç durmadan bir savaş halindeyiz, böyle devam edersek dünyada hangi Yahudi bu ülkeye gelmek ister ki?

O zaman da buraya adam gelsin diye böyle mitolojik şeylerle milleti kandırıp ancak Afrika çöllerinde bir yudum suya muhtaç ve açlıktan ölmek üzere olan siyahi bir iki göçebeyi kandırabiliriz, işte onda da sonuç ortada kimse bunları dine bile kabul etmiyor...

Film siyasi noktalarına çok takılmazsanız izlenebilir orta kalitede güzel bir film...

Hep savaş sahneleriyle görmeye alıştığımız İsrail’in günlük şehir yaşamını, kullanılan eşyaların dokusunu, sokakları, parkları, giyim kuşamı, evleri yakından görüp bir fikir edinebileceğimiz film sadece bu özelliğiyle bile ilgi çekici olabilir...

Zaten böylece İsrail’in ne kadar Fransız kültürü etkisiyle oluşturulmuş bir yaşam tarzı olduğunu da böylelikle görebiliyoruz... Ama film tabii ki sadece bunlardan ibaret değil, kendi akışı, kendi mantığı bambaşka bir şekilde önde akıp gidiyor ve yer yer uzatılmış sahnelerine rağmen takip edilmeyi başarıp güzel bir hikâye sunuyor...