24 Temmuz 2007

Good Bye Lenin [film]



Toplumun bireye etkisi çok garip bir olgu...

Bugün herkesin yaptığını doğru bularak bireysel davranışlarını biçimlendirenler, zaman ilerledikçe sosyal değişimin yavaş ilerleyişi içinde olup biteni tam olarak kavrayamazken, büyük toplumsal hareketlerin getirdiği ani değişimler bütün toplumu değişime zorlar.

Bu tür değişimler bireyin kişiliğini ve yaşam tarzını sorgulamasına da neden olur...

Tabii ki ilk yapılan şey savunma mekanizmasını devreye sokarak artık eski olanla alay edilmeye başlanmasıdır. Böyle yaparak şu denmeye çalışılır “Evet ben böyle yaşıyordum ve bu değişti ama bak böyle böyle nedenler yüzünden bunun böyle olması gerekiyordu. Bazı dramatik yönleri olsa da aslında ne kadar da komikmiş o günler öyle vs...”

Biliyorum biraz karışık ve uzun bir giriş oldu ama filmden anladığımı başka türlü ifade etmek gerçekten zor.

Filme bağlayalım...

Good bye Lenin, küçük bir ailenin toplumdaki ani dönüşümle birlikte nasıl değiştiğini göstermesinin yanında, bırakın aynı toplumun fertleri arasındaki uyumu, küçücük bir aile içinde iki kardeşin bile kendi yaşam tarzları nedeniyle olayları nasıl farklı yorumladıklarını çok güzel anlatabilen bir film...

Abartarak dikkat çekmeye çalışmak, tabii ki edebiyatta olduğu gibi sinemada da kullanılan yöntemlerden biri. Eğer bunun bir ifade şekli olduğunu kabul edersek o zaman filmdeki bazı sahneler fazla göze batmıyor...

Gelelim filmin konusuna: Doğu Almanya Cumhuriyeti demir perde ülkelerinin bir üyesiyken, Rusya’daki değişim sonrasında o zamana kadar farklı siyasi dünya görüşünün simgesi olan Berlin duvarı yıkılır ve Doğu Almanya batı dünyasına yatay bir geçiş yapar...

Filmimizin kahramanı genç ise o dönemin belki de son sokak olaylarında gözaltına alınır. Bu sırada da kahramanımızın (bu olaylar öncesinde devlet ve yönetim taraftarı politik hareketliliğin içinde faal olarak yer alan) annesi komaya girmiştir.

Anne uzun bir süre sonra komadan çıkar ama sağlık durumu yüzünden doktorlar hastanın çocuklarına “Annelerinin bir dediğini iki etmemelerini, yoksa kadının ölümcül bir şok yaşayabileceğini” söyler.

Film bundan sonra başlar: Annenin son kalan üç beş gününü huzur içinde geçirmesi için siyasi ve toplumsal bütün değişim kendisinden saklanacaktır. Bunu söylemek ne kadar kolaysa yapması da o kadar zordur tabii ki...

Önce evin bir odası eski haline getirilir sonra annenin isteklerini tek tek yerine getirmeye çalışırlar. Çalışırlar diyorum çünkü bu olayda filmimizin kahramanı kendisine yardım etmesi için komşulardan tutun da ilk okul çocuklarına kadar herkesi işin içine sokarak büyük bir tiyatro çevirir...

Filmde sembolik olarak Lenin’in anneyle vedalaştığı heykelin sökülerek caddelerden geçirildiği sahnede, heykelin elini anneye doğru uzatmış şekilde denk gelmesi, Annenin alışkanlıkla eski marka bir turşu alınmasını istemesi ve turşunun piyasadan kalkmış olmasına bağlı bir kaç takip sahnesindeki espriler ile kahramanımızın arkadaşıyla yaptığı video kayıtları sayesinde sahte televizyon yayınları yapıp annesini kandırması güzel ayrıntılardı...

Filmin içinde hiç olmasa da olurdu dedirten eski aile sorunları, babanın kapitalist düzen yanlısı yaşam tarzı yüzünden aileyi terketmiş olmasına yorulacak diyaloglar, çocukların babayla karşılaşmaları ana konunun sadeliğini bozmuş.

Anne komaya girince kahramanımızın hastanede çalışan sevgili bulması, sevgilisiyle öpüştüğü anda annesinin komadan çıkması, olan biten anneden saklanmaya çalışılırken tam kaldıkları binanın dışına cocacola reklamı asılması...

Annenin kendini sokağa attığında heykelle karşılaşması, çocuğun küçükken hayran olduğu astronotun artık taksi şoförü olması ve çocuğun bu şoförle karşılaşması vs. gibi tesadüf sahneleri filmin akışında konu beynimizde ilerlerken tökezlenmelere yol açıyor...

Piyasada o kadar uyduruk film var ki ve o kadar acayip kampanyalarla sağda solda görünüp aklımızı çeliyorlar ki bazen istemeden bunların tuzağına düşüp boşu boşuna bir iki saatimizi iyi bir film seyretme ümidiyle harcıyıveriyoruz...

Öyle olmasın diye ararken de boşu boşuna yine vakit kaybediyoruz

O yüzden ben bu filmin ufak tefek hatalarını görmezden gelerek seyredilebilir kalitede bir yapım olduğunu söyleyebilirim...

En azından, “İnanmak istiyorsan, bütün dünyayı başka bir şekilde görüp, başkalarının da öyle görmesini sağlayabilirsin.” mantığının, yönetimlerce nasıl kullanıldığını göstermeye çalışma çabası için seyredilebilir.

Filmi seyrettiğinizde mükemmel bulmasanız da seyrettiğinize pişman etmeyecek kadar da güzel ayrıntıları barındırdığını rahatlıkla söyleyebilirim...