03 Ağustos 2007

Amerika ve II. Dünya Savaşı'nın fırsatları

Sonunda işten güçten fırsat bulup, BBC’nin hazırladığı 16 bölümlük II. Dünya Savaşı Belgeseli’nin kalan bölümlerini de bitirdim...

Daha önceden de yine burada bir iki yazıda bu belgeselde rastladığım ilginç şeylerden bahsetmiştim (bknz. 1.konu, 2.konu, 3. konu)

Belgesel dizisinin son bölümlerinde yine bir sürü ilginç olay ve bir sürü az bilinen ayrıntı vardı. Ama genel olarak benim dikkatimi çeken başka bir şey daha oldu. Önce dikkat çeken olayları anlatayım sonra ana konuya döneceğim...

Almanlar, İngiltereyi savunmasız bırakabilmek için önce Kuzey Avrupa’yı ele geçirip Norveç kıyılarında üslenerek, buradan kaldıracakları uçakların İngiltere menziline rahatça ulaşabilmelerini sağlıyorlar. (Almanlar bu hamleyle İngiltere’nin Doğu kıyılarını kontrol altına almaya çalışıyorlar)

Almanlar, İngiltere’yi çepeçevre kuşatarak izole edip, bu ülkenin denizlerden tüm dünya ile bağlantısını kesmek için, operasyonuna devam ediyor;

Doğu’yu halleden Almanlar, bu sefer Fransa'yı işgal ederek İngiltere’nin Güney’ini denetim altına alıyorlar.

Daha sonradan da denizaltılarıyla, denizden Batı ve Kuzey’i çevirerek İngiltere'yi büyük bir daire içine almaya çalışan Almanlar, karada gösterdiği başarıyı denizde de gösterebilmek için İngiltere’nin tüm deniz yollarına “çok özel” mayınlar döşüyorlar...

Bu çok özel deniz mayınları Almanlar tarafından fırlatılan füzelerle denizin üzerine paraşütle bırakılıyor ve suyla temas eden mayın denizin dibine kadar inmeye başlayıp orada bekliyor.

İngilizler bu mayınların çalışma mekanizmasını bir türlü çözemiyor. Ama bir tanesi yanlışlıkla zarar görmeden karaya düşünce bir ekip mayınların sırrını çözüyor; Mayınlardaki mekanizma manyetik alan prensiplerine göre çalışıyor ve üzerinden bir gemi geçince gemiyi algılayarak patlıyor.

Buna karşı İngilizler kendilerine yiyecek ve silah taşıyan gemilerin etrafına kablolar döşeyip belli bir ölçüde elektrik yükleyerek, gemilerin algılanan manyetik alanlarını düşürmeyi başarıyor. Haliyle mayınlardan da kurtuluyorlar ama bu sefer Almanlar başka bir tür mayın geliştiriyorlar. Bu mayın türünde de gemilerin çıkardığı seslere karşı duyarlı hale getirilmiş mikrofonlu mekanizmalar bulunuyor...

Yine uzun çalışmalar ve karşı hamlelerle savaşın bu aşaması böyle ilerlerken bir yandan da Almanların o andaki en büyük gizli silahı olan karadan karaya uzun menzilli füzeleri V2’ler devreye giriyor.

Hitler’in, yakın çevresine “Savaşı kazanmamızı sağlayacak gizli silahımız” diye bahsettiği V2’ler gerçekten de İngiltere’ye büyük çapta zarar veriyor.

İngilizler bu sefer de radarı geliştirerek diğer aşamalarda olduğu gibi V2’lere karşı bir savunma hattı oluşturmaya çalışıyorlar...

Şimdi gelelim savaşla ilgili bu ilginç ayrıntıların genel olarak dikkat çeken ortak noktasına...

Bu bölüme daha önceden başka bir kaynaktan öğrendiğim küçük bir ayrıntıyla başlamak istiyorum.

Amerikalılar, İngilizlerin savaş uçakları için geliştirdikleri jet motorlarını (ki daha önceden Almanların V1 füzelerinde kullanılan motorlarından esinlenerek yapıldığı düşünülüyor) incelemek için İngilizlere “Siz bize, biz de size bu konudaki kaynaklarımızı açalım. Karşılıklı bilgi alışverişinde bulunalım.” diyorlar.

Bir heyet İngiltere’ye gidiyor ve incelemelerde bulunup tüm detayları öğrenerek Amerika’ya geri dönüyor. Sonrasında ise Amerika bu karşılıklı bilgi alışverişinde anlaşmaya uymayarak İngilizlere kendi bilgilerini vermekten vazgeçiyor. Çünkü Amerikalıların elinde böyle bir jet motoru yok ve sadece İngilizlerden bilgileri, planları almak için böyle bir numara yapıyorlar.

İşte bu olaydaki mantıkla hareket eden Amerika II. Dünya Savaşında da fırsatları kaçırmamış...

Yukarıda anlattığım, Almanlarla İngilizler arasındaki mayın savaşı ve karşı savunma hareketlerini yakından takip eden Amerika, her yere bir adamını sokarak bu işlerle ilgili bilgileri alıp geliştirmekten de geri kalmamış.

Amerika aynı (Almanların ürettiği) mayınların benzerlerini üretip Japonya’yı çembere alarak (aynen Almanların İngilizlerin etrafını çevirmeye çalışması gibi) engelleyebilmek için, Pasifik’te her yere bu mayınlardan döşüyor. Öyleki tüm deniz yolları kapanan Japonlar, savaşmaktan çok açlıktan ölmeye başlıyorlar.

Savaşın diğer etkili silahı olan V2 füzelerinin geleceğini de çok iyi görebilen Amerika, savaş sonunda yakalanan tüm Alman subaylarını tutuklarken V2 füzelerinin mühendisi olan Wernher von Braun’u (tüm savaş suçlarını ve Nazi sicilini temizleyerek) Amerika’ya transfer ediyor.

Burada Amerikan Uzay Çalışmaları Dairesi başkanlığına getirilen Wernher von Braun çalışmalarına devam ederek Amerika’nın Ay’a ayak bastığı Apollo projesindeki roketi Saturn V.’i yapıyor.

Yani Amerika, kim güçlüyse, kimin elinde güçlü bir silah güçlü bir adam varsa takip edip çalmış ve başkalarına karşı kullanmış...

II. Dünya Savaşı’nda ve Demirperde ülkeleriyle giriştikleri soğuk savaşta başarılı olması biraz da buralarda gizli.

Belgeselde seyrettikçe bu daha da netleşiyor; başkası yapıyor, Amerika kapıyor...