28 Ağustos 2007

Dead man’s shoes [film]



Yönetmen Shane Meadows’un “Dead man’s shoes” filmi, kamera kullanımı ve çekimlerinin dokusu bakımından gerçeklik duygusunu güçlü şekilde yansıtan bir yapım.

Bazı sahnelerde karakterlerin içinde bulunduğu andan geriye dönüş yaparak belli olayları hafızalarında canlandırması da siyah-beyaz olarak verilmiş. Bu siyah-beyaz sahneler, bize duygusal anlar yaşatıp olayların geçmişindeki gerçeklere tanıklık etmemizi sağlarken, filme de ayrı bir anlatım özelliği katmış.

Seyirciyi olayların içine çekmeyi başaran gerilimi iyi bir şekilde korumayı beceren film, son sahnelerine ulaşırken de bizlere hem izlediğimiz konuyla hem de ana karakterin vicdanıyla ilgili bir sürpriz hazırlıyor...

Filmin konusuna girmeden önce 16 yaşından küçüklere önerilemeyecek kadar fazla küfürlü konuşma, şiddet ve cinsellik içerdiğini belirtmekte fayda var... Hatta başkalarıyla birlikte seyretmekten çekinebileceğiniz kadar cinsel içerik barındıran sahnelerin bulunduğunu da söylemeliyim.

Cinayet benzeri olaylardaki eylemler çok bariz bir şekilde açık açık gösterilmese de yer yer insanı rahatsız edebiliyor. Ama yine de şiddet sahnelerinin dozu iyi ayarlanmış diyebiliriz.

Gelelim filmin konusuna:

Dead man’s shoes; Çocuk cıvıltılarıyla dolu mutlu günleri hatırlatan eski film kayıtlarıyla açılıyor. Güzel günlerden kalan bu görüntülerdeki iki kardeş, bir süre ayrı kalmış olsalar da büyük kardeş Richard’ın askerden dönmesiyle tekrar birbirlerine kavuşurlar...

Richard’ın dönmesinin sebebi, hayattaki tek varlığı olan zekâ özürlü kardeşi Anthony’ye yapılanların intikamını almaktır.

Çünkü o semtte uyuşturucu pazarlayan (ve kendine ait küçük çaplı bir çete kuran) grubun elemanları Anthony’ye karşı insanlık dışı davranışlarda bulunmuşlardır.

Gruptakiler Anthony’ye zorla uyuşturucu kullandırır, döver, bağlar hatta grubun lideri pozisyonunda olan karakter (Sonny), zekâ özürlü olmasına bakmaksızın Anthony’ye cinsel tacizde bile bulunur...

Richard, gözetimsiz bırakılması doğru olmayan kardeşini tek başına bıraktığı için bütün bu olanların kendisi yüzünden gerçekleştiğini düşünüp vicdan azabı çekmektedir... Yaşananları düzeltmek mümkün değildir ama bir daha yapmamaları için tüm bunları gerçekleştirenleri ortadan kaldırmak ister. İntikam almak şimdilik en iyi çözümdür.

Anthony’nin intikamını almak için her türlü planı yapıp her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünen Richard çete üyelerini tek tek ortadan kaldırmadan önce onları korkutarak adeta kendilerine doğru koşan ölümü haber verir.

Kimini kapısında yüzünde gaz maskesiyle bekleyip korkutur, kimini evine girip duvarlarına yazılar yazıp tehdit eder...

Artık tehlikeli oyunlar oynayıp korkutma ve eğlenme sırası Richard’a gelmiştir. Çete üyeleri kaçacak yer ararken birbirine düşer, gruptan ayrılanlar olur, birlikte saklananlar olur. Artık kedi fare oyunu başlamıştır ama kaçacak yer yoktur...

Filmin konusuyla ilgili en ilginç gelişmeyi tabii ki açıklamayacağım.

Konusuna baktığımız zaman bugüne kadar seyrettiğimiz televizyon filmlerinden farklı görünmese de yönetmenin ve film çekimine etki eden diğer kadronun oluşturduğu çekim özellikleri ile filmin veriliş tarzındaki adım adım yükselen anlatım Death man’s shoes’u farklı bir yere taşıyor...

Uyuşturucu kullanıldığı zaman içine düşülen aciz durumu bundan önce başka filmlerde yüzlerce kez çok abartılı bir şekilde görmüştük. Death man’s shoes’da ise uyuşturucu kullanımı ile ilgili bazı sahneler sanki uyuşturucu alanların evine gizli kamera koymuşuz da izliyormuşuz gibi gerçekliği tüm yalınlığıyla yansıtıyor.

Belgesel havasındaki (sanki gizli kamera kaydıymış gibi bir his yaratan) çekimlere ve yorumuma bakarak olağan üstü bambaşka bir şey de sanmayın filmi ve beklentinizi de çok yüksek tutmayın. Film güzel ama o kadar abartılacak derecede mükemmel değil. (Fakat yine de filmin; 2005 İngiliz bağımsız sinema en iyi film, Altın Hitchcock gibi ödülleri aldığını da belirteyim)

Bazen televizyonda seyrederken öyle bir film denk gelir ki nasıl oldu da televizyonda böyle bir film yayınlandı diye şaşırırız ve arkadaşlarımıza ertesi gün söyleriz dün gece bir film vardı süperdi vs diye. İşte bu film de o ayarda bir film...

Gelelim ayrıntılara;

Bizde mafya onlarda sokak çetesi olarak tanımlanabilecek bir grup. Ölüm tehdidi altındayken; hepsi bir araya gelip, bir arabaya doluşup kaçıp kovalamaya gireceklerken, kullandıkları arabanın küçük bir Citroen Döşova olması, yanlarında sadece bir tüfek bulunması, 6 kişilik bu ekipten hiç kimsenin Richard’a karşı bir saldırı düzenleyememiş olması filmi izleyiciye konunun gerçekliğe uygunluğunu da sorgulatıyor...

Kendi kendinize “Acaba bunlar biraz gerçek dışı mı oluyor? Yoksa; gerçek olsa aslında böyle olurdu. Niye filmlerdeki gibi abartılsın ki?” diye düşünüyorsunuz.

Filmde olan biteni anlayınca insanlar bunu nasıl yapabilmiş diyorsunuz ve haliyle Richard’ın yaptıklarının büyük bir bölümünü onaylamak zorunda kalıyorsunuz. Yani resmen biz de sebebi ne olursa olsun, işlenen cinayetleri gerekli görüp intikama ortak oluyor ve bir yerde suçlunun, bu şekilde haklı olunan durumlarda cezalandırılmasını adaletli buluyoruz. Film bu anlamda kendi kendimize içimizdeki caniyi de açığa çıkarmamızı sağlıyor...

Tabii film tersi duygular da vermiyor değil.

Film her şeyden önce; suçlu olarak gördüğümüz taraftaki insanlarla empati kurduruyor. Karakterlerin yaptıklarını öğrendiğimizde filmin “İyi ki böyle suçlarla birlikte vicdanı rahatsız olarak yaşayan, içinde, geçmişinde kötü bir şeylere karışmış olmanın pişmanlığını yaşatan bir insan değilim, en büyük zenginlik bu.” dedirttiği anlar da oluyor.

Son olarak mükemmel değil ama rastlarsanız seyretmem demeyin...