14 Ağustos 2007

Hotel Rwanda [film]



1994 yılında neredeydiniz ve ne yapıyordunuz?

Bazı şeyleri hatırlayabileceğimiz kadar yakın bir tarih, değil mi? Çünkü çok yakın, daha yeni, hatta dün diyebileceğimiz bir tarih.

İşte bizler o tarihlerde günlük hayatımızı sürdürürken Ruanda'da çok ama çok büyük bir katliam oldu. Hotel Rwanda filmi de bu konuyu işliyor...

Her şeyden önce bu filmi 16 (hatta 20) yaşından küçüklerin seyretmesini tavsiye etmiyorum. Siyasi oluşumu, dünya tarihi ve sömürgeciliği, tüm bunların yol açtığı etnik çatışmaları anlayamayacak kadar küçük olan seyircilerin filmi seyretmesi doğru olmaz. Çünkü film katlanılamaz acılar veren görüntüler içeriyor.

Filmin konusu Ruanda’da iç savaş sırasında lüks bir otelin müdürlüğünü yapan Paul Rusesabagina’nın ailesini ve diğer sığınmacıları koruma altına alarak verdiği zorlu mücadeleyi anlatıyor.

Savaş sırasında kurtulmaya çalışan masum çocuklar ve onlar için kendilerini feda etmeye hazır anne babalar, bir an bile olsun düşünmeden “düşman” olarak nitelenen herkesi öldürmeye hazır gözüdönmüş topluluklar ve tüm bunların ortasında verilen hayat mücadelesi, seyrederken insanın kanı donuyor ve insanlığından utanıyor.

İnsanların daha dün diyebileceğimiz bir tarihte yaşadığı bu katlima nasıl seyirci kaldığı çok iyi verilmiş. Konusu dolayısıyla özel bir film olan Hotel Rwanda tamamen gerçekleri temel alarak kurgulanmış bir film.

2-3 ay içinde neredeyse 1 milyon insanın öldürüldüğü, her yere yayılmış böylesine büyük bir katliamın dışında kalmaya çalışmak bile çok zorken; herkesin bildiği, çok göze batan lüks bir otelde hayatta kalma savaşı vermek, umutsuz bir çaba gibi görünmektedir.

Filmde bir aileyi ele alarak içinde bulundukları durumu adım adım takip ederken, tarihi gerçekler çerçevesinde işlenen arka plan olayları devamlı ana konuyla desteklenerek film gerçekçi kılınmış.

Filmin siyasi tarih açısından eksikleri var. Fakat bu, konuya hakim olmayanlar tarafından filmin seyredilmesine engel olacak boyutta değil. Başrol oyuncusunun (Don Cheadle) burada sergilediği performansla Oscar’a aday gösterilmesi boşuna değil. Çünkü Batı kültürünün özelliklerine göre yetişmiş ve iyi bir iş disiplini almış yönetici tiplemesi çok başarılı bir şekilde aktarılmış.

Radyo haberleri ile toplumun yönlendirilmesi film içinde sık sık verilen bir ayrıntı.

BM askerlerinin ülkeden çekilmesi, Fransız askerlerinin ülkenin milis güçlerini eğittiğinin söylenmesi, otelin gerçek sahiplerinin ülkeyi terketmesi, Kızılhaç’ın ne kadar yetersiz kaldığının gösterilmesi filmin gerçek olaylara bağlı kalmaya çalıştığının en büyük göstergeleriydi.

Güvenliği sağlamak için gönderilen BM askerlerinin ateş etme yetkisi olmadığı için başlarındaki generalin “Bizler barışı ‘sadece korumakla’ görevliyiz, bizden ‘barışı kurmamızı’ beklemeyin.”, “Bizler sizi hiçbir şekilde önemsemiyoruz, siz zenci bile değilsiniz sadece Afrikalısınız, hiçbir değeriniz yok.” demesi filmde gerilimin artıp vahşetin hangi boyutlara varacağı hakkında seyirciyi olacaklara hazırlıyor...

Kamera hareketleri ve yerleşimleri rahatsız etmiyor, “Film müzikleri”ne dikkat edilemeyecek kadar konu öne çıktığı için girişteki bir iki sahneden başka yerde müzik var mı yok mu belli bile olmuyor ama zaten buna ihtiyacımız da olmuyor.

Filmde genel olarak hakim olan renk, tonlama ve doku Avrupa kanallarında yayınlanan haber görüntülerine çok yakın bir skalada verildiği için sahneleri izlerken gerçeklik yapay durmuyor.

Bu arada, filmin yönetmeni olan Terry George’un daha önceden başarılı başka (özellikle IRA ile ilgili) siyasi filmler çektiğini de eklemem gerekiyor.

İnsan filmi seyrederken, keşke otel sahnelerindeki iç mekân ayrıntılarında gereksiz uzatmalar yerine gerçek olaylarla ilgili daha fazla diyalog olsaydı diye düşünmeden edemiyor.

Filmde sırasıyla gerçekleşip gerilimin arttığı bölümlerde belgesel nitelikli gerçek görüntüler aralara yedirilseydi belki daha gerçekçi ve öğretici bir film olurdu diye düşünüyorum ama iyi ki de öyle yapmamışlar. Çünkü o zaman da bir konu üzerine yoğunlaşarak etkileme yerine belgesel gibi olurdu ve bu konu bu kadar fazla kişiye ulaşamazdı.

Yakın tarihimizde gerçekleşmiş çok büyük bir katliamı anlatması ve bunu da gerçek bir olaydan yola çıkarak işlerken izleyiciye vermesiyle film gerçekten özel bir yapım olmuş.

Tv’lerde neredeyse sırayla, her hafta ayrı bir kanalda oynayan Bridges Jones’ın günlüğü tipindeki filmler yerine bu tipte filmler yayınlansa, dünyanın düzenini anlamaya çok büyük ihtiyaç duyan az gelişmiş ülkeler, iç savaş ve soykırım gibi kavramların ne olduğunu belki daha iyi kavrayabilir. Ki bu, diyet yapan müzmin bekâr bir kızın evde kalma hikâyesinden çok daha yararlı olur.

Sanırım bu tür filmlerin sayısını arttırarak dünya üzerinde bilinçli bir kamuoyu oluşturmak, belki ileride bu tip korkunç şeylerin yaşanmasını engelleyecek kadar yaptırım gücüne sahip kitleler anlamına da gelebilir.

Şu andaki durumumuzu yine filmden bir sahneyle açıklamak isterim.

Olaylar başlamadan önce orada görevli olan bir tv muhabiri, sokaklarda başlayan hareketlerin siyasi kavganın ve baskının dışına çıktığını ve artık işin bir soykırıma dönüştüğünü belgeleyen görüntüler çekmiştir.

Otele gelir ve orada bulunan bir videoda haber müdürüyle birlikte görüntülere bakarlar ve haberlerde kullanılmak üzere görüntüleri kendi ülkelerine gönderirler.

Aynı anda odada bulunan otel müdürünün, kendisinin orada bulunmasından rahatsız olan muhabire “Benim için sorun değil, bu görüntülerin tüm dünyaya yayılması ve izlenmesi daha iyi olur. Çünkü bu şekilde herkes burada olanları, ancak bu şekilde öğrenebilir ve ancak o zaman bu insanları kurtarmak için harekete geçerler...” diyor.

Muhabir de “Tamamen yanılıyorsun. Bu görüntüler akşam haberlerinde yayınlanınca herkes seyredecek ‘Ah! Ne kadar da yazık, bunlar çok kötü şeyler...’ diyecekler, ardından yemeklerini yemeye devam edecekler ve hiçbir şey olmayacak...” diye cevaplıyor.

(En başta otel lobisindeki kızlara sarkan bu muhabir, filmin ilerleyen sahnelerinde olayların inanılmaz boyutlara ulaşmasıyla ülkeden kaçarken “İnsanlığımdan utanıyorum” diyerek başta söylediklerinin gerçekleştiğini de ne yazık ki doğrulayacak.)

Ruanda’da Hutular ve Tutsiler arasındaki bu korkunç katlima bir an da olsa tanık olmamızı sağlayan filmi seyretmenizi tavsiye ediyorum... (Gece geç saatlerde seyrederseniz sinirleriniz gerilip, benim gibi sabaha kadar uyuyamayabilirsiniz.)

Seyretmesi (yürek burkan sahneleri yüzünden) çok zor olsa da seyredilmesi gereken bir film.