23 Ağustos 2007

Polonya seyahati yapan 15 bin kaplumbağa...

Atık kağıt kutusunda toplanan gazeteler yanında bazen dergiler de oluyor. Poşetleriyle duran hiç açılmamış dergilere bazen gözüm takılıyor ve dayanamayıp çöpleri karıştırmaya başlıyorum. Bir sürü, önemsenmeyen sektörel dergi...

Genelde sektörel dergiler kendine ait çevre içinde o alanla ilgili olabilecek haberleri yayınlar ama arada her yerde rastlanabilecek çikolata ve kahve, İstanbul’un camileri, çiniler ve İznik vs gibi genel kültür yazıları da olur.

Bildiğim halde yine de farklı bir şey var mı diye hepsine bakarım. Ve her zaman okuyacak bir şeyler bulurum :)

Evet bu sefer de ilginç bir şeyler buldum ve okudum. Genel olarak konuyu (özetleyerek) buraya aktarmanın da “Vatan, millet” için hayırlı olacağını düşünüyorum.

Çok sayıda çevre ödülü almış ve Ankara Üniversitesi Botanik Anabilim Dalı Başkanlığı da yapmış olan Prof. Dr. Barbaros Çetin’le birlikte bir konu hazırlamışlar: Türkiye’nin biyolojik zenginliği ve bunların peşinde koşan hırsızlar...

Konuya gireyim;
Türkiye bitki örtüsü ve hayvan çeşitliliği bakımından çok zengin bir ülke hatta öyle de bir özelliği var ki yabani çiçekli bitkilerin yaklaşık 10 bin türünün 3 bin kadarı dünyada sadece bizim ülkemizde bulunuyor...

Türkiye, kendine özgü zengin ve farklı bu bitki örtüsü gibi yine kendine özgü nadir hayvanlara da sahip.

Gelişmiş ülkelerde biyolojik gen havuzları olarak görülen ekolojik zenginlik, ekonomiye kazandırılan büyük değerlerin başında geliyor.

Çünkü her türlü biyolojik ürün; tarım, tıp, sanayii gibi alanlarda hammade üretilmesine katkıda bulunuyor ve hatta bazen bulunmaz (ilaç yapımında olduğu gibi) kaynaklar sadece bu tür ekolojik ürünlerden elde edilebiliyor...

Bu zenginlikleri farkedip bu kaynaklardan faydalanan, gen havuzunda yararlı yöne doğru ıslah ve geliştirme yapabilen G8 ülkeleri tekrar bu ürünleri ya da bunlardan elde edilen hammaddeleri bize satarak önemli ekonomik girdi elde ediyorlar.

Bu farklı ve zengin gen havuzundan gizlice yararlanmak isteyenler neler yapıyor peki? Gelip otu, börtü böceği, nadir hayvanları resmen çalıyorlar ve neredeyse kimse bunun farkında değil...

Doğu Karadeniz kıyılarına paralel olan Kaçkar Dağları yaklaşık 100 yıldır bu şekilde talan ediliyor. Bu bölgedeki en önemli yerlerden biri olan Fırtına Vadisi Ormanları Uluslararası bir kurum olan Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından korunması gereken ormanlar listesine alınmış.

Bizde hâlâ ekonominin klasik kuralları uygulandığı için ne bunların farkındayız ne de bu alanda her hangi bir gelişme ya da girişim var. Eğer varsa da bunlar çok küçük çaplı çevre koruma hareketleri olarak kalıyor.

Biz işin farkına varıncaya kadar da; Yılanları yakalayıp zehirlerini toplamaya, kelebekleri, önemli böcek türlerini, nadir kuşların yavrularını veya yumurtalarını, yine nadir karşılaşılan bitkilerin tohumlarını ve soğanlarını çalıp götürmeye devam edecekler...

Türkiye bu konuyla ilgili uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kendisini yönetmelikler çerçevesinde güvenceye almaya çalışmıştır. Fakat bu konuda ya ülkemizin yasaları ya da bunları yakalamakla görevli olanların bilgisi yetersiz kalmış.

Bu alanda öylesine büyük boşluklar vardır ki neredeyse isteyen istediğini yapabilmektedir. Mesela İsviçreli zoologlar bir TIR’la gelip Ege’de yakaladıkları binlerce kuş örneğini sınırdan rahatça geçirebilmektedir.

Yine aynı şekilde, Polonyalı bir kaçakçının Türkiye’den 15 bin kaplumbağayı bir kamyona doldurup kendi ülkesine götürdüğü ancak Polonya sınırından giriş yapacağı sırada oradaki görevliler tarafından farkedildiği biliniyor. Buradaki görevliler durumu ülkemizdeki yetkili kişilere bildirip kaplumbağalarımızın iade edilmesini sağlamışlar...

Gördüğünüz gibi sadece kıyı şeridinde pahalı araziler, büyük kentlerde büyük iş-alışveriş merkezleri ihaleleri ya da madenler değil yerüstü ekolojik zenginlikler de ülkemiz için çok önemli...

Prof. Dr. Barbaros Çetin’e böyle bir konuya dikkat çekip insanları uyardığı ve bu konuda yaptığı tüm çalışmalar için teşekkür ederim...