30 Ağustos 2007

Spring, Summer, Fall, Winter... and Spring [film]



Koreli ünlü yönetmen Kim Ki-Duk’un filmi “Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom.” orjinal ismiyle karışık gibi görünse de konusuyla çok sade ve net...

Uzakdoğu kültüründe “evrenden insana”, “çocukluktan yaşlılığa”, “doğumdan ölüme” her türlü olay ve oluşum hep bir döngü içinde ele alınır. Ve yaratılmış olan her şey bu döngü içindeki dengede yerini alır.

Bunda amaç, var olan şeylere ait düzenin sonsuz bir şekilde tekrarlandığını ve her şeyin bir kural içinde var olduğunu anlatmaya çalışmaktır.

Filmimiz de daha en baştan ismiyle (İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış... Ve İlkbahar) yukarıda anlatılan şekilde bir döngüye işaret ediyor.

Filmi izlemeye başladığımız zaman her şeyden önce açılış sahnesindeki doğal ortamla büyülünmemek elde değil. Dağların arasında, ormanlık bir alanda güzel sakin bir göl ve bu gölün üzerinde yüzen ahşap bir tapınak...

Film karelerindeki manzara, resim yapma isteğimizi harekete geçirecek kadar estetik olsa da filmin daha sonraki sahnelerindeki görsel estetik ne yazık ki sadece bu manzaralar sayesinde devam edebiliyor.

Hikâye, masal, efsane ve destanları hayatının her alanına yaymış olan doğu kültürünün bir uzantısı olan filmin konusu tek kelimeyle “Hayat”ı anlatıyor.

Film, iç dünya ile dış dünyayı birbirinden ayıran büyük iki ahşap kapının açılmasıyla, gölün üzerindeki tapınağa doğru yol alıyor. Tapınakta yaşlı bir adam ve küçük bir çocuk var.

Küçük çocuk zaman zaman dış dünya ile tecrübelere çıkarken yaşlı adam onu gözetip, gereğince dersler vermektedir. Bu bölüm çocuğun hayatı tanımaya başlaması dolayısıyla İlkbahar olarak adlandırılmış.

Mecazi anlamda Yaz gelince çocuk artık genç olmuş ve dünya ile arasında alabileceği verebileceği ne varsa her şeye karşı nefsinle hareket etmeye başlamıştır.

Sonbahar’da; insan, hayatının “Yaz”ında yaptıklarının karşılığını görmektedir. Genç çocuk bu bölümde artık tam bir adam olmuştur.

Görüntüleri, anlatımı ve uyandırdığı hüzünle en beğendiğim bölüm olan “Kış” gelecek, pişmanlıklar insana olgunluk vererek tecrübe kazandıracaktır. Bu sayede gerçek hayatın anlamı da kavranılır ve sona doğru hazırlıklar yapılmaya başlanır.

Filmin başındaki çocuk gençliğini yaşamış orta yaşa gelmiş ve artık yaşlanmıştır. Büyüyerek filmin başındaki yaşlı bilge yerine geçen çocuk kendi yerine gelen yeni çocukla yeni bir İlkbahar’ın başlatılması için tüm olgunluğuyla görevi teslim almış olur...

Ayrıntılara girmeden filmin konusu ve felsefesi bu şekilde anlatılabilir ama filmin ayrıntıları o kadar çok iç içe geçmiş göndermelerde bulunuyor ki bunları anlatmak için her birine ayrı bir kitap yazmak gerekir.

Mesela filmin ilk bölümünde çocuk, hayvanlara (farkında olmadan) oyun amaçlı eziyetler (balığa iple taş bağlamak gibi) yapmaktadır.
Yaşlı bilge onu tüm bu oyunları sırasında yukarıdan izler ve hiç sesini çıkarmaz.

Burada “Yukarda yaptıklarını gören bir var.” göndermesi yapılarak, tanrı ve kul arasındaki ilişki de verilmeye çalışılmış) Yaşlı bilge bu olay sonrasında gece çocuğun sırtına bir taş bağlayarak sabah ona önemli bir ders verir.

“Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.” anlamı taşıyan bu dersi çocuğa aktarmak isteyen bilge, “Sırtına bağladığım taşı çözmemi istiyorsan git şimdi iple taş bağladığın hayvanları kurtar. Ve dua etki o hayvanlara bir şey olmamış olsun. Yoksa benim sırtından çözeceğim taşı ömür boyu kalbinde taşırsın” diyerek, filmin en güzel cümlesini söylüyor.

Evet, bu yapılacak kötülüklerden pişman olmanın, geçen zaman içinde kötülük yapılanlara karşı özür dilense bile uğratılan zararın asla ödenemeyeceği ve aynı üzüntüyü hayatın boyunca kalbinde taşıyacağın fikrini vermek için çok güzel bir felsefi açılım.

Fakat bazı sahneler o kadar uzun tutulmuş ki film boyunca tekrar eden bu ağır tempo beni bir çok yerde olduğu gibi en baştaki İlkbahar bölümünde de sıktı. Çocuğun yapay gülme ve ağlaması ise bu bölümün tatsız yeriydi. (Ve ne yazık ki ikinci İlkbahar çocuğunun gülmesi de böyleydi)

Film çocuğun büyümesiyle birlikte artık hayata atılan bir insanın öyküsüne dönüşür.

Bu tapınağa getirilen genç ama hasta bir kız çocuğun ilgisini çeker ve çocukla kız arasında bir aşk başlar. Bundan sonra olacakları filmi seyredenlerin seyir zevkini kaçırmamak için anlatmak doğru olmaz.

Sırasıyla bölüm bölüm ilerleyen filmde her bölümde dikkat çeken birçok sahne var. Fakat benim beklediğim estetik anlayış bir türlü oturmuyor ve zaten her şeyi mecazi olarak anlatan kareler normal sahnelerle akıp geçiyor.

Filmde en çok dikkat edilen şeylerin başında yaşlı adamın çocuğu takibinde (Yaşlı rahip gölün ortasındaki bir tapınakta ellerinde tek kayık varken, çocuk bu kayığa binip kıyıya ulaşınca, nasıl oluyor da hop diye çocuğun yanında oluveriyor?) sorun varmış gibi görünse de sonradan yaşlı rahibin bunu doğaüstü güçleriyle yaptığı anlaşılıyor.

Ve ben bunu anlayıp görünce şöyle demekten kendimi alamıyorum; Madem elinizdeki senaryoda fantastik ve doğaüstü güçlerin yer aldığı olayları içeren bölümler var. Niye diğer her şey normalmiş gibi anlatılıp onun üzerinden mecazi anlamlar çıkartılmaya çalışıldı?

Çok uzun uzadıya anlatılıp ayrıntılarına girmeye gerek yok.

Farklı bir film, manzaralarıyla büyülüyor ama ayrıntılarda ve sahnelerdeki estetik eksiklik büyük sanatsal şeyler bekleyenleri hayal kırıklığına uğratabilir.

Konu olarak da basit bir içeriğe sahip olan film;

“İnsan kendine dikkat etsin. Bakın her geçen nesilde (filmdeki ilk ilkbahar çocuğunun ip bağlamasına göre ikinci ilkbahar çocuğunun yaptığı şey daha kötü) insanoğlunun çevresindekilere uyguladığı şiddet unsuru artıyor.” mesajını da veriyor.

Sinemanın artık “Görüntülü edebiyat” olarak anılabileceği bir çağda filmlerin sanat eseri sayılması da doğal karşılanıyor. Konuya bu açıdan bakarsak, bir sanat eseri olarak filmler; “sanatsal” deyimini hakketmesi için gerek konusuyla gerek görüntüleriyle hiç değilse bir iki farklı, denenmemiş fikir içermeli...

İşte bu anlamda film konu ve estetik görüntüler adına bana farklı bir şeyler sunamadığı için sanatsal bir film değerlendirmesi yapamayacağım.

Rastlarsanız seyredin ama büyük şeyler beklemeyin.

En azından büyük bir yönetmen olarak tanımlanan Kim Ki-Duk’un gelişimini izlemek adına (ki yönetmenin kendisi de bu filmde oynuyor) meraklıları tarafından seyredilebilir.

Bu filmin bazı sahnelerinde, çocuklar için uygun olmayan (film içinde de gereksiz olarak kullanılmış) cinsellik eyleminin açıkça gösterildiğini belirtmeliyim.

Film için seyrederseniz sıkılabilirsiniz ve seyretmeseniz de olur diyerek bu film hakkındaki yorumumu burada bitiriyorum...