14 Ağustos 2007

Susuzluk, barajlar ve Türk vatandaşlığına(!) geçen hassas Alman sinekleri :)

Susuzluk geldi çattı, çeşitli kısıtlamalar söz konusu ama bakın başka
neler oluyor...

Kimi suya gelecek olan zammın hazırlığı için belirli kullanım
sınırlarının bahane edildiğini, kimi nehirleri dereleri barajlara
yönlendirerek bu sorunun aşılacağını söylese de barajlar ve suyla
ilgili en ilginç ve değerli fikir Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Biyofizik
AnaBilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Körpınar'dan geldi.

Sayın Körpınar, özetlersek şöyle diyor " Barajlarda bu tipteki su seviyesi azalmaları çok nadir karşılaşılan durumlardır. Bunu barajların temizliği için bir fırsat bilip değerlendirelim."

Bu fikir uygulanırsa çok yararlı olacak.

Çünkü hem barajların tabanında suların taşıdığı biriken tortu azalacak ve buna bağlı olarak barajlardaki su depolama miktarı artacak, hem de suların temiz ve sağlıklı olması sağlanacak.

(Katı Atık Yönetim Müdürlüğü ve İSKİ Havza Koruma Müdürlüğü'ne bağlı 50 personel yaklaşık bir aydır bu iş için çalışıyor ve çok kısa bir süre içinde sadece belli bir iki barajdan 200 ton çöp çıkarmışlar. Ki Ömerli Barajına bağlı Ballıca mevkiinde 1972 yılında sular altında kalan 900 yıllık çok eski bir mezarlık bile bulunuyormuş.)

Kimi yetkililerin barajlardan çıkan dip toprağının çiftçilere satılıp
gelir elde etmeyi düşünmesini geçtik, önce bu temizlik işinin
halledilmesi lazım. Bu iş tam anlamıyla doğru olarak uygulanırsa ve
başarılı olursak ilk kez biz de kamu yönetiminde, yaşadığımız bir
dezavantajı avantaja çevirmiş olacağız.

Hep başarılı olmanın şartı da "kötü koşulları, yararlı şeyler
yapabilecek fırsatlar olarak görüp, bunu değerlendirmek" değil midir?

Barajlar,sular ve şehir suyu temizliği konusu açılınca geçenlerde
okuduğum bir yazı geldi aklıma.

Her ne kadar konusu gereği kötü şeylerden bahsedilse de anlatılan
oldukça eğlenceliydi.

İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü öğretim üyesi Sn. Sevil
Atasoy, Entomoloji'yle ilgili bir yazısında birçok mesleki bilgi verip
konuyu açıklayan örneklerle süslerken bir de yaşadığı anısını
anlatıyor.

Atasoy, Adli Tıp Kurumu'nun Kimya Dairesi'ni yönettiği yıllarda en
önemli sorunun, otopsi sırasında kendilerine gönderilen iç organlarda
zehir aramak olduğunu anlatıyor.

Atasoy bu sorunu çözmek için uygulanan yöntemleri inceleyince en
hızlı, güvenilir ve ucuz olanını Almanya'da Erlangen Üniversitesi'nde
buluyor: Drosophila Melanogaster.

Bu, bir çeşit özel sirke sineğiymiş, özel olmasının nedeni ise, kapalı bir kapta "iğne ucu" kadar bir parça iç organ yanına koyulduğu zaman eğer o parçada zehir varsa bu sineklerin bir iki saat içinde ölmelerindenmiş. (Tabii ki bu durumda sineğin yanına koyulan iç organ parçası kime aitse o kişinin zehirlendiği kesinlik kazanıyormuş.)

Bu özel sineklerin çok duyarlı olması yanında, yetiştirilip
çoğaltılması basit, maliyeti de hiçbir yöntemle karşılaştırılamayacak
kadar ucuzmuş amaaa... :)

Atasoy, kendisine öğretildiği gibi sineklerin yemini suyunu verip
yetiştirip, çoğaltıyor, o kaptan bu kaba aktarıp duruyormuş ama artık
o hassas ve çok duyarlı özel sinekler zehirin yanına konunca ölmemeye
başlamış...

Hatta denemek için tarım ilaçlarıyla zehirlenmiş farelerin iç
organlarıyla bile sinekleri sınamışlar "Bana mısın?" diyen yok.

İşin sırrını çeşitli denemelerden sonra anca çözebilmişler: Alman sineklerine verilen Terkos suyu, birkaç kuşak sonra dirençli Türk sineği olmalarını sağlamış ve zehirden etkilenmiyorlarmış... :)

Şimdi bunu okuyunca insan o barajdan gelen suyla mutasyona uğramaktan korkup bütün barajları temizlesinler diye canı gönülden istemez mi? :)

(Biliyorum "Bize bir şey olmaz." diyerek AB üyesi bir vatandaşın eğer yerse 24 saati çıkaramayacağı her şeyi yiyip içiyoruz ve neredeyse gerçekten bir şey olmuyor diye düşünenler ve bunu musluklardan akan suya bağlayanlar, bırakalım böyle kalsın diyenler de olacaktır ama inanın temiz suyla dolu barajlar çok daha yararlı olur)