22 Ağustos 2007

Welcome To Dongmakgol [film]



Yönetmen Kwang-Hyun Park’ın ilk filmi olan “Welcome To Dongmakgol” Kore sinemasının çok yakın bir gelecekte sinema dünyasında büyük söz sahibi olacağını gösterebilen filmlerden biri.

Muhteşem bir açılış, harika görüntüler ve film boyunca devam eden bu özellikleri başarıyla taşıyabilen çok güzel bir senaryo...

Filmin konusu;
Kore’de iç savaş yaşanmaktadır. Uçağı düşen bir Amerikalı, Kuzey ve Güney Kore askerleri, medeniyetten uzak bir dağ köyünde yaşayan köylüler... Tüm tarafların kaderi bu dağ köyünde kesişir.

Filmin açılışında Kuzey Koreli askerlerin yürüyüş kolu gösterilmektedir. Temkinli bir şekilde yol almaktadırlar fakat birden ani bir baskına uğrarlar ve içlerinden bir komutan, bir yaşlı ve bir de genç asker sağ kalır.

Üç kişilik bu grup, bilinen yolların dışında izleyebilecekleri güzergâhları araştırırken karşılarına bir kız çıkar ve askerler bu kızın köyüne doğru yola koyulurlar.

Ormanda gizlenen Güney Koreli bir askerin yolu ise başka bir Güneyli ile kesişir ve birlikte savaş dışında kalan bir yer aramaya başlarlar ki onlar da bir şekilde dağ köyüne gideceklerdir.

Dünyadaki gelişmelerden ve hatta kendi ülkelerinin içinde bulunduğu savaş durumundan bile habersiz olan bu dağ köyünün sakinleri yeni gelen bu misafirleri büyük bir özveriyle kabul edecektir...

Ama misafirlerin kendi aralarındaki çekişme, köye ilk adım attıkları anda başlamıştır. Birbirlerini ilk gördüğü anda silahlarına davranan iki tarafın askerleri elleri tetikte saatlerce bekleyecektir...

Birkaç ufak olay daha yaşanır ama kendilerini misafir eden bu insanlara zarar vermemek için de bir süreliğine kavgayı kesmeye karar verirler.

Savaş, yerini köyün sorunlarınla uğraşmaya bırakır. İlk yapılacak şey kendi yiyeceklerini haketmeleri için tarlaya gitmektir.

Fakat tarlaya dadanan domuz sürüsü haberi hepsini ortak noktada birleştirip, çözüm aramaya itecektir. Köylüler neler yapabileceklerini tartışırlar. Öneriler arasında domuza bir yumruk atıp gözünü morartmak da vardır. :) Zaten köylüler, ilk geldiklerinde askerlerin ellerindeki silahları çubuk, elbombalarını patates sanmaktadırlar.

Dünyadan ve savaştan uzak bu saf insanlar köyde yaşanan olaylarla askerleri birbirine kaynaştırır. Askerler ilk kez kendi aralarında yani bir ülkenin kendi kendine savaşmasının saçmalığını burada kavrarlar ve çeşitli psikolojik kırılmalar yaşarlar.

Ben böyle ciddi ciddi yazıyorum ama film bu ciddi konuları açık açık söylemeye hiç gerek duymadan hatta bazen mizahi bir dille öylesine etkili bir şekilde anlatıyor ve bunu yaparken o kadar güzel olaylarla çağrışımlar yaratıyor ki işte film bu, sanat bu, sinema böyle bir şey demeden edemiyorum...

Savaşın korkunçluğunu, masum insanların bunun içine sokulmaya çalışılmasını, gerçek savaşın bir arada yaşayıp sorunları halletmek olduğunu veren film, hayatın tüm güzelliklerini de gözler önüne seriyor.

Birlikte çalışıp birlikte yorulmak, birlikte yiyip birlikte eğlenmek ve saf insan sevgisi o kadar güzel verilmiş ki filmi seyredince “Niye böyle değil” diyerek isyan etmemek elde değil...

Bir sürü ayrıntı ve güzel sahnelerle dolu ara bölüm mükemmel güzellikleriyle bitmek zorundadır.

Çünkü köyde uçağı düşüp yaralanınca orada kalmak zorunda olan bir Amerikalı da vardır ve savaşın sürdüğü gerçek dünyada onu arayan bir askeri birlik vardır.

İşte şimdi Kuzey-Güney davasını bir yana bırakıp gerçek düşmana karşı savaşma vakti gelmiştir.

Bu küçük grup artık havadan akın eden savaş uçaklarına ve paraşütle indirilen öncü birliklere karşı elinden geleni yapmak için hayatlarını ortaya koyacaktır. Tek amaçları ise köydeki masum insanların ölmesini engellemektir.

Savaş karşıtı olan ve savaşın saçmalığını hayatın kendi güzellikleriyle gösteren bu harika filmin kimi yerlerindeki fantastik sahneler “İyi olana doğa da yardım eder.” fikrinin dışına çıkmadan kullanıldığı için gerçekliğe olumsuz bir etkisi olmuyor.

Çok da fazla yorum yaparak filmin güzel sahnelerinin etkisini azaltmak istemem. Film en baştan en sona kadar insanı alıp büyük duygularla kucaklıyor. Kötü bir şey bulup da söylemek de neredeyse imkânsız.

Koreli insanı, kültürünü ve geçmişindeki kötü olayları hatırlamamızı da sağlayan bu film insanın içine yeniden saflık ve insani güzellik tohumları serpiyor.

Uzun bir süredir bu kadar güzel bir film seyretmemiştim...

Adını hafızama kaydedip önüme gelene “Mutlaka bul seyret, çok güzel film.” dedirten bu film, seyretmek için aranıp bulunmayı fazlasıyla hakediyor.

Unutulmayacak ve en güzel filmler listesinde yer alacak kalitedeki bu filmi herkese ve her yaşa öneriyorum.