13 Ağustos 2007

Workingman's dead [film]



Belgesel, siyah beyaz arşiv görüntülerinden sonra çok estetik bir sahnenin üzerine binen William Faulkner’den yapılan alıntıyla başlıyor:
Günde sekiz saat boyunca yemek yiyemezsiniz.
Yine sekiz saat boyunca hiç durmadan bir şeyler içemezsiniz.
Sekiz saat boyunca seks yapamazsınız.
Ama sekiz saat boyunca hiç durmadan çalışabilirsiniz.
İşte insanlığın mutsuzluğuna neden olan en büyük şey budur...
(William Faulkner)

Belgeselde sırasıyla: Ukrayna’da kömür madenlerinde çalışanların zorlu hayatları, Endonezya’da yanardağ çevresinde çok uzun yollar katedip kükürt toplayanları,

Nijerya’da açık alanlara kurulu mezbahalarda çalışanları, Pakistan’da İngilizlere ait gemilerin kıyılarda parçalanıp sökülmesini, Çinlilerin çelik sanayii çalışanları ve Almanya’daki terkedilmiş bir demir döküm ve çelik üretim fabrikasının ışıklandırmayla sanatsal görünüme kavuşturulması anlatılmış.

Yer yer işçilerle yapılan röportajlar ve anlattıklarıyla işaret edilmek istenen yaşam biçimleri, insanı böyle bir hayata mecbur bırakan çalışma koşullarının farkına varmaya ve dünyayı daha iyi anlamaya itiyor.

İşçi sınıfı, yaşam ve mücadele gibi konulara yönelirken aynı sorunlar başka gelişmiş ülkelerde yokmuş gibi biraz taraflı olarak belli ülkeler seçilmiş. Bu oldukça sıkıcı olsa da bunun farkına vararak seyredersek oldukça ilginç konular ele alınmış.

Aslında konular bilindik şeyler ama hiç görülmemiş değişik yerlerin içine girip uzun uzun ayrıntılı çekimler yapılması (gemi söküm alanında geminin içinde, oksijen kaynağının ateşine çaydanlık tutarak su kaynatıp çay demleyen işçiler gibi) güzel sahneler izlememizi sağlıyor...

Bazı sahnelerin gereğinden çok uzun tutulması insanı sıksa da yine de ilginç ve değişik bir çalışma olmuş...

Keşke örnek alınan ülkelerin çoğunun müslüman ağırlıklı olduğu ikide bir vurgulanmaya çalışılmasaydı. Böyle yapılınca ister istemez İngiliz gemilerinin sökülmesi için Pakistan‘da ne işi var? Nijerya niye bu kadar geri kaldı ve bunda Avrupa’nın etkisi nedir gibi soruların binlerce benzeri sorulabilir...

Orada yaşayan insanların mecburiyeti ve yaşam şekli ülke genelinin içinde bulunduğu ekonomi ile ilgili değil mi? Ve bu tür işler dünyanın her yerinde aynı tipte işçiler yaratmıyor mu? Keşke biraz daha nesnel yaklaşılsaydı, ayrıntı verilecekse kapıların üzerinde yazan yazıların çevirisi gibi ilginç şeyleri arttırmak daha güzel olmaz mıydı?

Filmde beni rahatsız eden Nijerya bölümünü çocuklara seyrettirmenizi tavsiye etmem çünkü ben bile bir iki dakikadan sonra gözlerimi kısıp, elimi perdeleyip yazıları okuyarak bakmak ve bazı yerlerini hızlı geçmek zorunda kaldım.

Orada yaşayan insanın içinde bulunduğu durumdan ve zorluklardan çok yaşanılan ilkelliği açığa çıkartmaya çalışmaları hiç doğru olmamış. Sanki bütün ülke böyleymiş gibi bir hava yaratılmak istenmiş. Bu da tarafsız belgeselciliğe gölge düşürüyor.

Pakistan'lı gemi söken ağır işçilerin tersane benzeri yerdeki barakalarına yapılan küçük geziler ve fotoğraf çektirmek için poz verirken fotoğrafçının makineli tüfeğini öyle resim çektirenler ilginçti...

Bir de Almanya’dan sahnelerin verildiği bölümde üretimin durdurulduğu çelik işleme fabrikalarını gezen gençlerin, modern bir ülkede modern bir ortamda yaşadığının vurgulanması için neşeyle oyun oynayan çocukların verilmesi tamam ama birbirini öpen lezbiyen kılıklı kızların bu belgeselde ne işi var? Bu sahneleri belgeseldeki anlayışın neresine koymamız gerekiyor?

İşin bütün tadını kaçıran bu sahneler olmasa daha iyi olurmuş..

Peki belgeselde en çok hoşuma giden yer neresi?
Kareli defter isimli bloğuma aldığım bir ayrıntıyı buraya aktarayım;

Ukrayna’da kömür madenlerinin olduğu bir bölge, üç-dört kişi dış mekândalar. Karlı bir havada yanyana gelmiş, ellerinde içkiler, arkadaşlarının emekli olmasını kutlayacaklar. Fakat burada bir gelenek var ve bunun için küçük ama özel bir tören yapılması gerekiyor.

Çok sade ve kısa bir konuşmayla (“Sevgili arkadaşımız bir daha bunları giymek zorunda kalma diye madende giydiğin elbiselerini yakıyoruz.”) başlayan tören; o gün emekli olan işçinin koruma kaskı ve elbiselerinin yakılmasıyla sona eriyor...

Bunun dışında sadece etkili estetik sahneler ve bir iki ilginç yer vardı. Daha önce İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen bu belgesel filmi bulursanız izleyin ama ölüm ölüm aranıp seyredilecek bir belgesel de değil, bulmak için kendinizi fazla yormaya da değmez...