27 Eylül 2007

Avrupa Birliği'ne neden giremeyeceğiz...

Bazen iş dünyasında ve siyasi alanda öyle olaylarla karşılaşırsınız ki o konuya ait her şeyi bilseniz de bildiklerinizle yaptığınız her türlü girişim ve öneri, bir türlü karşınızda görüştüğünüz kişinin ikna olmasını sağlayamaz. Nedenini arayıp durursunuz.

Aynı şeyi yapıp, aynı şeyi söylediğiniz halde niye sizin söyledikleriniz geçerli olmuyor bir türlü anlayamazsınız. Çünkü karşılıklı görüştüğünüz kişinin sizin özel bir durumunuzdan dolayı size bu konu hakkında belirtmek istemediği bir şey vardır. Ve sizin normal yollardan yaptığınız her türlü teklif (doğru da olsa) bir bahane bulunup kabul edilmez...

"Acaba yanlış nerede?" diye düşünürsünüz ama her şeyi tek tek gözden geçirirdiğiniz halde bir tek yanlış bulamazsınız. Fakat yine de aksayan bir şeyler olduğunu anlarsınız ve bunun ne olduğunu ancak bu işlerden vazgeçtikten çok sonra başka kaynaklardan öğrenirsiniz.

"Demek bu yüzdenmiş..." sözleri dökülüverir ağzınızdan. Buruk bir “Şimdi anladım.” tavrı hakim olur mantığınıza. Demek ki; hakkınızda kulaktan kulağa yayılan ve görüştüğünüz kişilerin bir türlü onayını alamamanıza neden olan başka bir sebep vardır....

Şimdi bu durumdan yola çıkarak Avrupa Birliği’nin üyesi olmaya çalışan Türkiye’nin "ne yaparsa yapsın" AB’ye niye tam üye olamayacağını söyleyeceğim. Bu büyük bir kesinlik taşımıyor ve sadece benim gördüğüm duyduğum olayları yorumlamam sonucu ulaşılmış bir varsayım.

Türkiye, ekonomik olarak kalkınmak, kültür, eğitim ve teknoloji olarak gelişmek için kendi varlıklarının yetersizliğinin bilinciyle bu alanlarda kendini daha iyi bir duruma getirebilmeyi amaçlayarak AB’ye girmeyi istiyor.

Onların da tabii ki belli işlemler sıralamasını takip edip istenilen verilere göre belli bir hazırlıktan geçmemizi, üye olmamız için gerekli koşulları yerine getirmemizi isteme hakkı var. Biz bunların bir bölümünü hâlâ tamamlayabilmiş değiliz. Ve şu aşamada üyelik hakkı kazanma şansımız da yok.

Ama ben diyorum ki neredeyse tüm Avrupa Birliği ülkelerinde kulaktan kulağa yayılan bir nedenden dolayı biz ne isteseler yapsak da bu iş kesinlikle gerçekleşmeyecek. İlişkilerin anlaşmalar boyutundaki vardığı yere şu an itibariyle baktığımızda onlar açısından bir çekince olmadığı halde bunca itiraz ve tepkinin olmasını da bence buna bağlayabiliriz.

Tüm Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin kabul edilemez olmasının gerekçesi olarak kulaktan kulağa dolaşan ve ülkemizin adının her geçtiği yerde tekrarlanan fikir şu: Eğer Türkiye AB’ye dahil olursa, sahip olacağımız siyasi haritaya göre; İran, Irak, Suriye gibi ülkeler Avrupa Birliği’nin sınır komşuları olur.

---Ve acaba diyorum -bir komplo teorisi olarak- "Aslında Avrupa ve Amerika bu durumu biliyor ve buna göre Türkiye AB'ye alınabilsin diye Kürdistan'ın kurulmasına destek olup elinden geleni yaparak, bahsettiğimiz sınırlara tampon bölge olması için mi hiç durmadan bir Kürt federe devletinden bahsediyor? (üye olmamız, nüfus sorunu yaşayan Avrupa'nın ve AB içinde bir Truva Atı gibi ABD için çalıştırılabileceğinin tasarlanmasından dolayı da ABD'nin işine gelir) Aynısı üç kez Fransaya saldıran Almanya için tampon bölge oluşturulması amacıyla Belçika'nın kurulmasını gerektirmişti.---

Bütün dünya yerle bir olup da bu ülkelerin yerleri değişmezse ve bu gerçek her zaman böyle kalırsa, Türkiye’nin (sadece bu yüzden bile) AB’ye üye olması mümkün değil gibi gözüküyor.

Çünkü AB ile yukarıda saydığım, şu anda bizimle sınır komşusu olan bu ülkeler her bakımdan birbirlerinin zıttı ve karşıtıdır. Şu anda bile tüm AB ve yandaşları tarafından bu ülkelerin her türlü hareketi olumsuz karşılanmakta, olumlu olabilecek şeyler gerçekleşme ihtimali karşısında bile bunu engelleyecek her şey acımasızca yapılmaktadır.

Ben zaten kendimizi geliştirip hiç bir ekonomik ve kültürel birliğe dahil olmamıza gerek kalmadan modern ve ekonomik yönden gelişmiş bir ülke haline gelebileceğimizi düşünüyorum. Yeter ki isteyelim. Ekonomik nedenler yanında siyasi ve dini birlik anlamına da gelen AB’nin hayaliyle yanıp tutuşanlar da belki yukarıda bahsettiğim nedenden dolayı biraz olsun kendini toplar. Artık uyanın bizi asla kabul etmeyecekler.

Dağınık bir evi düzeltmesi için komşunun gelip olaya müdahele etmesi gerekmiyor. Gerçekten istersek bunu biz de yapabiliriz, bunu unutmayalım yeter...