11 Eylül 2007

başımıza tohum yağacak :)

Sayın Dr. Fahrettin Er’in adını duymayanlar olabilir... TRT Radyosu’nda kendisiyle yapılan röportajı dinleyinceye kadar ben de duymamıştım. Ne kadar akıcı, ne kadar güzel ordan oraya atlayan ama hep birbiriyle ilgili şeylere bağlayan tatlı dilli bir adammış...

Vallahi iş yerinin parkına geldim arabayı parkettim radyo açık, bırakıp gidemiyorum...

Sayın Er “Her çekirdek bir ağaçtır” projesinin yaratıcısı. Bu projenin amacı evlerden meyve çekirdeklerini toplayıp doğaya bırakmak...

Daha önceden bu projeden bir broşür sayesinde haberim olmuştu ama Sayın Er ile olan bağlantısını bilmiyordum...

Ekosistemde ağaç çeşitliliğinin yerini önemini anlatacak değilim. Bu herkesin bildiği bir şey. Ben Sayın Er’in anlattıklarından aklımda kalan bir kaç ilginç şeyi size de aktarmak istiyorum...

Manisa Belediyesi toplanan bu çekirdekleri, dağcılar ve diğer gönüllülerle toprakla buluşturacak, ayrıca yamaç paraşütçüleri de serpme yöntemiyle çekirdekleri havadan dağlara bırakacaklarmış...

Bu yöntem daha önceden Pakistan ve Japonya’da da uygulanmış... Hatta Japonya’da meyve yedikten sonra çekirdeklerini uçan balonlara koyup havaya bırakma adeti bile varmış. Balon uçuyor belli bir yüksekliğe gelince basınç artıyor ve bu balonun patlamasına neden oluyor, patlayan balon yere düşüyor. Eğer denk gelirse çekirdek orada filizleniyor... 100 taneden biri bile tutsa hiç olmamasından iyidir diye düşünülüp yapılmış bir hareket ama mantık dışı da değil hani...

Amerika Florida’ya bağlı bir bölgede Şerif John olarak tanınan biri, o zamanlar çorak bir yer olan 60-80 km.lik bir bölgeyi halktan elma çekirdeklerini toplayıp ekerek elma bahçelerine çevirmiş ve bugün orası Appletown olarak biliniyormuş...
(İki dönem Manisa Belediye başkanlığı yapan Sayın Ertuğrul Dayıoğlu bizzat gitmiş burayı görmüş ve incelemiş sonra da bu bilgileri Sayın Fahrettin Er’e iletmiş...)

Meyve ağacı yetiştirmek, fide olarak alıp dikmek ve bakımını yapmak zor, çünkü bu tür fideler ağaç oluncaya kadar yetiştiği yerden alınıp başka bir yere götürüldüğünde gübreleme sulama ve diğer bakım işlemlerine alıştığı için doğada kendi başına bırakılınca yaşaması daha zor oluyormuş ve genellikle de kuruyormuş.

Ama yenilen bir meyvenin tohumlarını içeren çekirdeği, toprağa bir iki santim derinliğe ekilirse en azından 10 tane çekirdekten bir tanesinin meyve ağacı olarak yeşermesi mümkünmüş... Hem de içinde yetiştiği şartlara uyum sağlayarak güçlü bir ağaç olarak hiç zahmetsizce büyürmüş...

Ege Bölgesinin büyük bir bölümü hep çam ormanlarından oluşuyor. Ve bu ormanların kendiliğinden oluşturduğu ekosistem için yeterli değil. Çünkü burası ve bu tipteki tüm ormanlar hep devlet tarafından askeri nizamla tektip ağaç dikimiyle oluşturulmuş ormanlar... Çam ağacının yanında yetişen sandal ağacı çamları geçiyor, bakın ben buraya daha uyumluyum daha çabuk ve daha yükseğe doğru büyüyorum diyormuş ama gelip Sandal ağaçlarını kesiyorlarmış...

Devlet buraları kütük, kereste, selüloz olarak görüyor o yüzden de belli alışkanlıklarla hareket ediliyor. Çamlar iğne yapraklı ve reçineli olduğu için çok çeşitte hayvan türüne besin kaynağı olamıyor. Yassı yapraklı olan ve meyve veren ağaçlar ise bu tipteki tüm ormanlık alanlarda ekosisteme bağlı faunayı yani hayvanları da daha geniş bir şekilde kapsar...

Bu yüzden Sayın Er kendisi gibi doktor olan arkadaşlarıyla bir grup kurup geçen yıl yaklaşık 5 bin badem ve ceviz ağacı dikmiş, amaç ormandaki kuşların ve sincapların yaşam alanlarını geliştirmek, dolayısıyla fauna ve floranın (bitki örtüsü) kalitesini yükseltmek...

Sayın Er tekbaşınayken de boş durmamış ve şu ana kadar kendi çabasıyla tek tek 3000 adet Ahlat ağacını aşılayarak onları Armut ağacına dönüştürmüş...

www.doktorfahrettin.com adresindeki sitesine girip baktım. Hemen hemen aynı bilgiler ama çok daha geniş bir şekilde orada da yer alıyor meraklılarına tavsiye ederim...

Bir de Sayın Doktor Fahrettin Er’in “Antika cam koleksiyonu” ve içlerinde 100 yıllık giysiler de bulunan “Manisa yöresi eski kadın kıyafetleri koleksiyonu” yaptığını görünce söylenecek şey bulamadım...

Keşke herkes böyle; çevreye, kültüre ve insana hizmet aşkıyla dolu olsa...