10 Eylül 2007

Beyoğlu'nda bir dükkân hayali...

Şöyle Beyoğlu’nun sonlarına doğru bir yerde, minik bir dükkân açsam, içini bembeyaz boyatsam ve duvarlarına da içinde A4 kağıtlar olan ağzı kapalı binlerce deney tüpünü yatay şekilde yerleştirsem diye düşünüyorum.

Deney tüplerini de içindeki A4 kağıtlarda her bir tüpte ayrı bir öykü olacak şekilde düzenlesem... İnsanlara cam tüpler içinde öyküler satsam...

Ticarette ve edebiyatta hayal gücünü çok mu zorlamış olurum?

Gençten biri gelse dükkâna; “Beni terk eden sevgilime göndermek için bir şeyler arıyorum. Ayrılınca sevdiğinin hasretine dayanamayan biriyle ilgili bir öykünüz var mı?” diye sorsa. Hemen dar uzun siyah bir kutuyu, yine siyah bir kurdeleyle sarıp paket yapıp içine koyduğum öyküyü hüzünlü gence versem.

Orta yaşlarda bir adam gelse; “Küçük şeyler için büyük dostluklar bozulmaz. Ben bunu anlatan bir öykü arıyorum... Bana ne verebilirsiniz?” dese. Hemen ona uygun bir öyküyü koyduğum cam tüpü mavi bir kutuya koyup beyaz bir kurdeleyle fiyonk yaparak, dostuna verilmek üzere paketlesem.

Gözleri ağlamaktan şişmiş bir kadın girse içeri, söylerken utanarak; kendisini aldatan kocası için maddi ve geçici heveslerin asla gerçek aşkı bozamayacağını anlatan bir öyküm olup olmadığını sorsa... Ben de hazırda duran, yerini bildiğim öyküyü raftan alıp beyaz bir kutuya koysam ve kutunun etrafına saracağım pembe kurdeleye doğru uzansam...

Günlük hayatlarında karşısındakine derdini anlatamayanlar için öyküler satsam, hayallerinin sınırlarını fazlaca mı aşmış olurum?