11 Eylül 2007

bir köşe yazısının hatırlattıkları...

Nihat Genç gibi sevdiğim bir yazarı, televizyondaki programıyla daha geniş kitlelere taşıyan Serdar Akinan’ın Akşam gazetesindeki yazılarına rastlarsam şöyle bir göz atmadan bırakmam...

Akinan’ın bir köşe yazısı, yurtdışında karşılaştığım ve o zamanlar için bana ilginç gelen bir sürü şey hatırlattı.

Birkaç olayı belki sizlerin de ilgisini çeker diye buraya yazmayı düşündüm. Tabii önce bu anıları hatırlatan Akinan’ın yazısıyla başlayayım...

Akinan, dün yayınlanan yazısında; geceyarısı saat 02’de Amsterdam’daki bir Mcdonalds’ta tanık olduğu ilginç bir olayı anlatıyor...

25 yaşlarında genç bir adam 35 yaşlarında kafası sıfıra vurulmuş başka birine tasma takmış, yanında gezdiriyormuş.

Adam gerçekten bir köpek gibi davranıp önüne atılan patatesleri kokluyormuş. Kimi gelmiş resim çekmiş, kimi hiç ilgilenmemiş vs...

Bu bir fantezi mi şaka mı?

Artık neyse işte... Akinan; kendisiyle birlikte bu olaya şahit olan insanların tepkisizliğini eleştiriyor ve “Dünyanın dört bir yanında defalarca savaş izledim. Yanımda insanlar öldürüldü, işkence gördü, dövüldü... Hiçbiri ama hiçbiri beni o tasmaya bağlı adamın durumuna kayıtsız kalan insanların bakışları kadar hayrete ve dehşete düşüremedi.” diyerek tepkisini belirtiyor...

Gerçekten de yurtdışında bizim mantığımıza oturmayan bazen çok ilginç bazen çok farklı olaylar ya da yaklaşımlarla karşılaşabiliyoruz.

Benim yaşadığım, değişik denilebilecek deneyimler içeren birkaç olay Akinan’ın karşılaştığı olay kadar insanı rahatsız edici şeyler değil fakat Doğu ile Batı’nın kültür ve yaşam mantıklarının birbirinden ne kadar farklı olduğunu göstermesi açısından ilginç gelebilir...

14-15 yaşlarındaydım, Frankfurt Hava Alanı’nda yolcu salonuyla metrolara inen kat arasında oturmuş babamı bekliyorum...

Yaşlı bir teyze, niyeyse taşıma aracı almamış ve bavullarını ittire kaktıra zorla ilerlemeye çalışıyor.

Gelen geçen umursamadan, bazen de istemeden dokunup çarparak yanından yürüyüp gidiyor. Fakat kadın bir türlü koridoru bitirip merdivenlere ulaşamıyor.

Dayanamadım kalktım gittim “Afedersiniz” diyerek bavullara sarıldım, başladım taşımaya ve birlikte metronun bulunduğu kata geldik. Hafifçe öne doğru eğilip selam vererek “İyi günler” dileyip geldiğim yere doğru yürümeye başladım.

Fakat bir baktım, kadın bavulları bırakmış peşimden koşuyor... Bir elinde açık bir çanta diğerinde demir bir 5 Mark, bana bahşiş vermek için ısrar ediyor...

Kendisine; bu parayı alamayacağımı, para için yardım etmediğimi söylüyorum. Kadın orada öylece bana bakıp bunun nasıl olabileceğini düşünen bakışlarla duruyor ve bir türlü niye kendisine yardım ettiğimi anlayamıyor...

“Hayatınız boyunca hiç kimse pazardan alışveriş dönüşü elinizdeki çantaları alıp sırf yardım olsun diye evinize kadar taşımadı mı?” dedim...”

Kadın herhalde hâlâ orada donmuş vaziyette öyle duruyordur :)

Karşılıksız iyilik yapma gibi bir kavrama çok yabancılar...

Geçelim başka bir olaya;
Yine aynı yaşlardayım, genciz, delikanlıyız aklımız fikrimiz bir yandan çok doğal olarak başka yerlerde ama asla terbiye sınırlarını da aşmıyoruz...

Birgün merak edip arkadaşıma sordum “Thomas, şu bahsettikleri çıplaklar kampı denen şey gerçekten de var mı?”

Arkadaşım Thomas şaşırmış bir vaziyette “Niye? Ne yapacaksın ki?” diye soruma soruyla cevap verdi...

“Ya çok merak ediyorum beni götürsene.”dedim, aldı götürdü. Yapay bir göl, etrafı sazlık ve su kenarı da kumsal benzeri toprakla düzenlenmiş...

Sağa sola yatmış çoluk çocuk insanlar herkes anadan doğma ama benim gibi mayoyla yüzmeye gelmiş arada bir iki kişiye de rastlanıyor...

Gittim sakin bir yer buldum yere havlumu serdim ve bu arada yakınlardaki gençten bir kadın da güneşlenirken ilgimi çekti.

Daha önceden sokaklarda bisiklete üstsüz binip alışverişe giden kadınları görmüşüm alışığım ve rahatsız edecek şekilde bakmanın ayıp olacağını da biliyorum ki bakmam da zaten ama arasıra buradaki çıplak kadına bakmaktan bir türlü kendimi alamıyorum.

Siyah beyaz televizyonlar zamanı, daha Türkiye Tan gazetesini bile görmemiş. Ben aile terbiyesi almış çocuk sayılacak bir yaştayım. Yaptığım şey benim için çok normal, doğa kanunu, elimde değil kendime hâkim olamıyorum.

Biraz sağa sola bakıp dayanamayınca gözlerim tekrar çırılçıplak yatmış olan kadına çevriliveriyor. Kadın da geldiğimden beri bir o yana bir bu yana dönüp duruyor, elinde bir bisküvi paketi onunla uğraşıyor... Ben anatomi bilgimi genişletirken 5-10 dk. böyle geçti...

Ve beklenen felaket gerçekleşiyor;

Kadın ayağa kalkıp bana doğru yürüyor, benim başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor, anında kıpkırmızı olup yerin dibine geçiyorum.

Kadın gelip yanımda duruyor (O zaman konuşulan şeyleri pek iyi anlayamıyorum da) ve elindeki paketi bana doğru uzatıp bisküviden bana ikram ediyor...

Yani kadın benim aç olup, canımın bisküvi istediğini düşünebiliyor (ya da iki de bir bakmamdan ancak bu sonucu çıkarabiliyor) ama asla aklına ona bir kadın olduğu için baktığım aklına gelmiyor.

Kafasında cinsellikle ilgili böyle bir mantık yok ki benim davranışımı o şekilde yorumlasın... Çok mahçup olmuştum...

Evet çok serbestler ama cinselliği çok başka şekilde algılıyorlar... Cinselliğin vurgulanacağı durumlar onlarda çok daha farklı şekilde bir ilişki gerektiriyor... Umarım ne demek istediğimi anlatabiliyorumdur...

Kapalı toplumda yaşayan biri olarak ne kadar kaba bir davranışta bulunduğumu çok iyi gösteren bu olay bana iyi bir ders oldu...

O günden itibaren hiç bir olay bana, bizim ve Avrupalıların cinselliğe bakış açısındaki farklılığı bu şekilde iyi bir örnekle açıklayamamıştır.

Yine yurtdışı yine bir başka olay da hafızamda iyice yer etmiştir...
Ama buna geçmeden önce Türkiye’de yetiştiğim yerde nasıl bir temizlik hastası anne ve anneannenin yanında büyüdüğümü söylemem gerekir.

Ayakkabılar sokak kapısının dışında çıkarılır, ayakkabılığa koyulur, eller sabunlanmadan önce elbiseler, çoraplar çıkarılıp kirliye atılır. Eller yıkandıktan sonra sabun bile akan suyun altına tutulup öyle yerine bırakılır. Bir kez su içilen bardak fayansın üzerine bırakılıp da bir daha Havlular kaynatılmış bembeyaz pırıl pırıl, perdeler her hafta yıkanır, halılar, koltuklar her ay yıkanıp paklanır vs...Örnekleri çoğaltabiliriz...

Ve tahmin ediyorum ki neredeyse bütün ülkenin kadınları evde böyle bir temizlik krallığı kurmuşlardır...

Bu kadar temizlik prensibi edinmiş biri olarak belli görüşler oluşmaması mümkün değil ve bunların dışına çıkanları da o zamanlar ayıplamak çok normal geliyor...

Bu ön bilgiden sonra gelelim olaya...
Yine Frankfurt yine hava alanı (o zamanlar babam orada çalışıyor o yüzden hergün oraya gidip geliyorum).

Bekle bekle babam yok, sıkıştım ufak su için tuvalete gideyim dedim... Tuvaletler kesinlikle annemden “OK” alacak kadar temiz. Sen de “pırıl pırıl” ben diyeyim “bal dök yala”, o derece temiz... Ben psiuarda işimi görürken arkamdaki yanyana dizili bir sürü lavabolara bir adam yaklaştı ve musluğu açtı...

Elinde ince bir bond çanta, çok düzgün takim elbise, gömlek kravat, saçlar briyantinli falan çok şık, temiz, modern bir adam...

O zaman da daha çocuk sayılırız ya kendi kendime “İşte böyle tipler her zaman rağbet görür, adam sırf karizma, sırf gösteriş... Mühendis midir? Mimar mıdır? Bizim gibi böyle kot pantolonla t-shirtle bir numara olmaz, ne yapacaksan böyle giyinip yapacaksın bak o zaman millet nasıl farklı davranır, ye kürküm ye vs.” diye düşünüyorum.

Döndüm elimi yıkayacağım ama.......... Aman allahım o ne?

O karizmatik, o modern, o şık, o gösterişli Avrupalı adam lavaboyu tıkacıyla kapamış ağzına kadar suyla doldurmuş, kovaya su koymuş gibi elini yüzünü günde binlerce kişinin kullandığı lavabonun içindeki biriken kirli suyla yıkıyor... En sonunda da bir avuç suyu ağzına alıp gargara yapınca miğdem bulandı ve sapsarı oldum, terlemeye başladım... Adam kendisine baktığımı anlamış olacak ki bana gülümseyerek başıyla ne oldu anlamında bir işaret yaptı... Ben de bir şey yok gibilerinden bir şey yaptım ve dışarı çıktım ama o günden itibaren de Avrupa ile temizlik kavramını bir türlü yanyana getiremedim... Kamuya açık yerlerde evet ama bireysel olarak kesinlikle bizden çok farklılar...

Karşılaştığım olayların hepsi bireysel davranışlar tabii ki hiçbiri bütün toplumu bağlamaz ama temellerinde bir kültür farkının olduğu da kesin...

Neyse işte aklıma gelen daha çok şey var ama bundan fazlası hem sıkar hem geyik muhabbeti kategorisine girer, tadında bırakmak lazım... Sizlerin de bu tip hatırladığınız olaylar varsa buraya yazabilirsiniz...