19 Eylül 2007

C.R.A.Z.Y. (Crazy) [film]


Üç çocuklu bir ailede dördüncü çocuk doğmak üzereyken film başlıyor
ve hastanedeyiz.

Baba sigara üstüne sigara yakıp bekleme salonunda stres yüklenmiş bir vaziyette kendisine verilecek haberi bekliyor.
Bu sırada bir doktor geliyor fakat çok gereksiz yere bir stres yaratarak babaya sanki kötü bir şey söyleyecekmiş gibi bir hali var.
Biz ne oldu diye merak ederken sahne değişiyor. Anne kucağında bebeğiyle hastane odasında mutlu mesut...
Niye böyle gereksiz bir gerilim yaratıldı önce anlayamadım.
Arkasından korkunç bir sahne geliyor;

Yeni doğan bebek, annenin kucağından babası tarafından alınırken kardeşlerden birinin ileri atılmasıyla yere düşürülüyor...

Bu sahne çok korkunç ve film burada kendini insan olarak tanımlayan herkesin irkilmesini sağlıyor ama bu gerilim yapay bir gerilim.

Çünkü filmin sonuna gelince ne diye böyle bir sahneyi filme koymuşlar diye düşünmeden edemiyorum.

Sonradan farkına varıyorum ki hem baştaki doktor hem bu ikinci sahnede filmin amacı psikolojik olarak bizi gerip, dikkatimizin toplanmasını sağlamak. Yani seyirciyi kandırmak...

Film de korkutamayınca ses efektlerine sarılan bu tarz yapımlar vardır. Konuyla hiç ilgisi olmayan şeyleri abartırlar. Çok yüksek sesle kapanan araba kapısı ya da yere düşen bir kutu vs. gibi... Bu filmin girişinde uygulanan yöntem de bu ve bu benim hiç hoşuma gitmedi...

Tabii ki seyirci olarak, böyle giriş yapan bir filmde bana ilk anda verilen konunun devamını isterim. Bu yüzden ne kadar gereksiz bir giriş yapılmış diye düşünüp çok sinir oldum.

Neyse gelelim iki saatlik filmin konusuna;
Eşcinsellik, aile ve toplum baskısına rağmen kişinin kontrolü dışında doğuştan gelen bir şeydir ve bunu yaşamak normaldir ana konusunun arkada çaktırılmadan verildiği film, beş çocuklu bir ailenin onar yıllık dönemlerdeki değişimlerini gösteriyor...
60'larda bir giriş yapılıyor, 70'lerde açılıyor, 80'lerde konu toparlanıyor ve 90'lara
girerken film bitiyor...
Filmi sorunlu çocuğun ağzından anlatılan bir havada izliyoruz... Fakat bu da kimi zaman unutulup konuya girince konuşmalar sonrasında “Haaa... Bunu bu çocuk anlatıyordu değil mi...” diyecek kadar atlanıyor ve yeni sahneler kendiliğinden ilerliyor... Sonra tekrar anlatmaya başlanıyor falan. Ya öyle ya da böyle olsaydı daha net olurdu. İkisi bir arada karışık ve anlamsız olmuş...
Kanada'daki orta halli bir ailenin dördüncü çocuğu üzerinden anlatılan konu, hep aynı mantıkla anlatılan "Bir eşcinselin iç dünyasının sınırları"nı ne yazık ki aşamamış.

Konuyu bağlamak için arkada sağlam bir temel yaratmanın derdine düşen senaryo yazarı iki ana çizgiyi takip edeceğim derken filmin ana konusuna yoğunlaşamamış.

Psikolojik duyu aktarımı hiç durmadan kesilip, ailenin diğer ayrıntılarına takılıp duruyor. Bu yüzden filmin gerçek başrolünü oynayan sorunlu çocukla bir türlü ne düşündüğünü anlayabilme anlamında tam bir bağ kurulamıyor...

Peki filmin akışını aksatacak kadar üstüne gidilen bu arka plan konu ayrıntılarıyla ne denmeye çalışılmış? Hemen cevaplayayım... Sol gösterip sağ vurmaya çalışmak için bir sürü ayrıntıyla aslında hep aynı şeyi bilinçaltına yedirmeye çalışmışlar... Bunu iki maddede açıklarsak;

Bir:
Annenin ne kadar dindar olduğu, (hatta çocuğunun saçından bir tutamı farklı bir renk diye, çocuğunu din’en seçilmiş kişi olarak görmesine) evin her tarafında İsa resimleri, haçlar vs koyularak dindar bir aile havası yaratılmasına kadar birçok örnekle sağlamlaştırılmaya çalışılmış. (Ki annenin bebek arabası alıp çocuğa verilmesini desteklemesi bu mantığa ters geldiği halde konunun gerçekçi yönü desteklensin diye özellikle filme eklenmiş.)

İki:
Babanın her hareketi ve her olay sonunda kendi yorumu hep maço tarzı kültürle yetişmiş bir maganda gibi;
Sorunlu gördüğü çocuğu eve kız arkadaşınla gelince kız bir süre sonra kapıyı çarpıp çıkıyor mu? Hah işte sorun yok çünkü oğlu belki de kıza sarkıntılık etti kız buna sinirlendi. Eee, erkek adam yapacak tabii...
(Hâlbuki kız, çocuğa yaklaşıyor çocuk cevap vermeyince kız kızıyor)...
Oğlu okulda kavga mı etti? Niye diye sorma. Olsun bak nasıl bir erkek adammış bu böyle gördün mü? Eee, babasına çekmiş dövdüğü çocuk ondan daha büyük vs... gibi şeylerle babanın ne kadar katı ve erkek toplum kurallarını benimsemiş olduğu gösterilir.

Peki, bu iki ana çizginin hiç durmadan film boyunca konunun oradan oraya savrulmasına neden olacak kadar filmin içine girip çıkmasının sebebi nedir?
Baba; çocukların abilerine bile küçük yaşta olmalarına rağmen, evde açık açık sigara içilmesine izin veren bir adam.
Ve ne kadar da sert - katı olursa olsun, erkek çocuğunu ne kadar "tam bir erkek" gibi yetiştirmek için çabalayıp durursa dursun...
Her şey göstermelik olarak tezgâhlanmış...
Hatta, sadece erkeklerle dolu bir ortamda bulunduğu, kız kardeş falan olmadığı, onlardan etkilenmiş olabileceğinin söz konusu bile olamayacağı vurgulansın diye; özellikle beş erkek kardeş kullanılmış.
Yine aynı amaçla anne de geleneklerin, tutuculuğun ve dini eğitimin temsilcisi olarak katılımcı rolünün dışında pek etkin bir birey değil. Sadece ev işlerini gören ve ancak sorun çıkınca konuşan "süs" gibi duran bir insan...
Bunların tamamı filmin ana fikrini doğrulayan görüşümü kuvvetlendiriyor.

Film özellikle yönlendirme yapabilsin diye;

"Bakın, baba ne kadar “tam bir erkek olursa olsun”, anne ne kadar “dindar” olursa
olsun içinde eşcinsellik olan bir çocuğun öyle olmasını engelleyemez...
Bir çocuk sadece erkeklerle dolu bir evde yaşıyor olsa bile, eşcinsel olmaya sebep olan şeylerin başında gösterilen “aile ortamındaki yanlış yetiştirilme tarzı” ve “çevre” asla buna sebep olamaz. İşte buyurun bakın, her şey normal hatta fazlasıyla normal. Ama çocuk yine de kendisiyle bile mücadele etmesine rağmen eşcinsel oldu... Demek ki eşcinsellik biyolojik, genetik vs bir şey, psikolojik değil..." demeye getiriyor...

Eşcinselliğin nedenselliğiyle uğraşanlar için ilgi çekici ve "kendi tezlerini onaylayıcı" bir film olabilir ama ben gerek konusunu gerek anlattığı şeyleri ve gerekse sinema diliyle sahip olduğu “konuyu anlatma biçimini” pek sevmedim...

Filmde rastlantı olarak baba rolünde oynayan adamın Ediz Hun'un gençlik yıllarına, annenin de "Rahşan Ecevit"e benzerliği garip bir hava yaratmayı başararak zaten dağılan ilgi ve dikkatimi bir türlü toparlayamama neden oldu...
Filmi başka bir arkadaşım beğenmiş o yüzden biraz da beğeneceğim bir şeyler olacak diye de epey bir ümitliydim ama ne yazık ki beklediğim gibi olmadı...
70 ve 80'li yıllarda çalan müzikleri dinlemeyeli uzun zaman olmuştu bu film sayesinde aklımıza Pink Floyd vs. de geldi ama biz tabii ki müzikten etkilenip filme kapılıp gitmedik...
Bu arada filmde "baba"nın sahip olduğu özel kayıt bir Patsy Cline plağı var.
Plak kapağında crazy yani çılgın yazıyor. Filmde sorunlu gibi gösterilen çocuk (Zac) bir gün bu plağı eline aldığında, babasının çok sevdiği bu eserin isminin, beş kardeşin isimlerinin baş harfleriyle yazılabildiğini fark ediyor... Bu güzel bir ayrıntıydı.

Aile ve çevresindekilerin Kanada'da yaşasalar da hâlâ Fransız kültürüne göre davranmalarının, düğünde yapılan Avrupai tip toplu danslarla gösterilmesi. Çocuğun David Bowie'nin sahne makyajını taklit etmek için yüzünü rujla boyaması. Dikkatimi çekebilen diğer ayrıntılardı...

Görmeye değeceğini düşünmediğim bir film.
Size de tavsiye etmiyorum. Bana fazla uzatılmış, anlatacağını anlatamayan, onun yerine hep bilinçaltına çalışan sıradan bir film gibi geldi. Ama ille de seyredecekseniz, tv dizilerinin beylik sahneleriyle, eski dönem standart bir film mantığıyla karşılaşacağınızı da bilin...
İki saatinizi böylesi bir filmle geçirmektense ailenize vakit harcayın. Mesela eve giderken herkese bakkaldan Eti puf, çekirdek, çifte kavrulmuş Ülker pötibör bisküvi gibi minik bir hediye alın yanına da bir çay yapıp hep birlikte oturup, konuşup, güle eğlene bir gece geçirin...