24 Eylül 2007

D-Day to Berlin [film]



Her şeyden önce, D-Day to Berlin’in bir belgesel olduğunu ve belgesellerin genel karakteristiğine uygun bir şekilde 45 dakika sürdüğünü belirtmem gerekir.

D-Day to Berlin, II. Dünya Savaşı’na ait belgesellere meraklı olanların ilgisini çekebilecek farklı bir yapım.

Nesi farklı derseniz; kayıtların, tarih sıralaması şeklinde ard arda birleştirilmesiyle oluşturulan alışıldık benzerlerinden farklı olarak, cephe gerisi ve savaş sonrası yıkıntılar arasından görüntüleriyle değişik bir havası olduğunu söyleyebilirim.

Hollywood’un çifte Oscar’lı ve bol ödüllü ünlü yönetmeni George Stevens’in ölümünden yıllar sonra oğlu (İsmi aynı olan George Stevens Jr.) bir gün evlerinde depo olarak kullanılan bir yerde eski film kutuları bulur.

Bu filmler, II. Dünya Savaşı sırasında çekilmiş ve nadir rastlanan, renkli belgesel çekimlerden oluşmaktadır. (Belki de bu babadan oğula bir miras bırakma olarak da algılanabilir. Böylesine önemli görüntülerin bunca yıl açığa çıkmamış olması bana pek mümkün görünmedi açıkçası)

Herkesin (özellikle Amerikan Halkı’nın) yakından tanıdığı II. Dünya Savaşı’na ait siyah beyaz görüntülerle oluşturulmuş belgesellere televizyonlardan az çok hepimiz aşinayızdır.

Savaş yıllarında Askere yazılanlar arasında her meslekten insanlar olduğu gibi, Hollywood film şirketlerinin teknik ekiplerinde çalışanlarda bulunuyordu.

Yönetmen George Stevens da bunlardan biridir.

Ve (D-Day olarak bilinen) Amerikalıların Avrupa’ya yapacağı çıkarmada kendisine resmen, savaşı ordu adına kaydetme görevi verilmiştir.

George Stevens, o günlerde Amerikan sinema salonlarında gösterilen bu filmleri çeken ekibin kameramanıdır.

Gemilerde çıkarma anı öncesinden başlayan çekimler, Almanların teslim olup savaşın resmen bitmesine kadar sürer, ama bu görüntüler hep resmi bir bakışla yapılan işlerdir.

Oysa ki bir sinema adamı olan George Stevens, gittiği yerlerde rastladığı şeylerin sadece güç gösterisi, zafer, ateşkes anlaşmaları ve resmi görüşmelerden ibaret olmadığını görüyordu.

Bu nedenle de bütün bunları üzerine zimmetli kamerasıyla siyah beyaz çekerken, kendisi için de başka bir kamerayla renkli çekimler yapmış.

Başka belgesellerde görmüş olsak da D-Day to Berlin’de çok daha farklı bir yaklaşımla;

resmi belgesel çekimlerinin kayıtlarından önce yapılan hazırlık aşamaları,

çok büyük bir alanda 300.000 Alman askerinin teslim olma sahneleri,

Fransa’ya giren Amerikan askerlerinin halk tarafından karşılanması,

Rus ordularının Amerikalılarla Berlin’de karşılaşması sırasında bir araya gelen askerler içinde dans eden Rus askerler,

toplama kamplarına ilk kez ayak basılması ve buradan yansıyanlar,

sokaklardaki sıradan insanlar,

yol kenarlarında birikmiş ceset yığınları gibi rastlamadığımız özel görüntüler bulunuyor.

Savaşların açtığı yaraları resmiyetten kurtulmuş, daha da bir halkın gözüyle görebilmek için seyredilebilirsiniz.

Bulunan o kadar kutu filmden niye bu kadar az görüntü çıkmış anlayamadım. Tam kaptırmış seyrederken bitiveriyor...

45 dakikalık belgeselin neredeyse bir yüzde 20’si de bu filmlerin nasıl bulunduğu ve George Stevens’la arkadaşlarının ne kadar vatanperver olduğu açıklamalarıyla geçiyor. O yüzden para verilip dvd’sini almak, bu konu hakkında çok sıkı bir koleksiyoncu değilseniz pek de mantıklı değil.

Sonuç olarak bulursanız, rastlarsanız seyredin (çocuklar için sakıncalı olabilecek sahneler var o yüzden 16 yaşından küçüklerin seyretmemesi daha uygun olur).