19 Eylül 2007

Grbavica: Esma’nın Sırrı [film]



Bu filmin Bosna ile ilgili olduğunu biliyordum ve geçmişte yaşanan acıları tekrar günyüzüne çıkaran, savaştaki kötü olaylarla örülmüş bir konu olacağını düşünüyordum.

Hatta filmi seyretmeye başladığım anda “Bakalım filmi seyrettikten sonra bu gece nasıl uyuyacağız?” diye düşünmekten kendimi alamadım.

Fakat film hiç de tahmin ettiğim gibi savaş sırasındaki konularla ilgili değildi.

Filmin Sırp yönetmeni Jasmila Zbanic bu filmiyle Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülü aldığı gibi başka film festivallerinden de bir sürü ödülle dönmüş.

Filmdeki anneyi (Esma) oynayan başrol oyuncusu Sırp Mirjana Karanovic’de Brüksel Avrupa Film Festivali’nde en iyi oyuncu ödülünü almış...

Gelelim filmin konusuna;

Savaştan sonra günümüz Bosna’sı. Yaşam yoluna oturmuş gibi.

Kalplerde, izleri silinmeyen acılar devam ediyor.

Fakat bir yandan da hayat mücadelesini elden bırakmadan normal bir hayatı devam ettirmek için işe, okula gitmek gerekiyor.

Bu hayatın bir parçası olan Esma ve kızı Sara da birlikte yaşam mücadelesi vermektedir. Esma, kocası savaş sırasında ölerek şehit olduğu için kızına tekbaşına bakmak zorundadır.

Esma, eşe dosta elbise dikerek geçinmeye çalışmanın yanında kendisine pavyonlardan birinde garson olarak da gerçek bir iş bulur.

Genç kızlığa adım atmış sevimli bir çocuk olan Sara ise okula gitmeye devam etmektedir. Ve şu sıralar tek derdi okulun düzenleyeceği geziye gidebilmektir.

Okulun düzenlediği geziye katılmak için 200 Euro gerekmektedir. Ve annesi bu parayı bulacağına söz vermiştir... (Filmin ortalarına doğru kız için başka bir şans da doğacaktır aslında; Babası şehit olanlar getireceği bir belgeyle bu geziye ücretsiz katılabileceklerdir)

Biricik kızı okul gezisine gidebilsin diye bu 200 Euro’yu bir araya getirmeye çalışmak, annenin yakınında bulunan insanları ve onların durumlarını, girip çıktığı mekânların havasını ve en sonunda da Esma’nın bütün sırlarını açığa çıkarıyor.

Ayrıntılar arasında;
derine dalarak donuk bakışlarla sigara içmek, uyduruk bir pasajda vitrine bakmak, tepeden bir manzarada Bosna’nın sisler içindeki görüntüsü gibi farklı şeyler var...

Ama biz karakterler üzerine yoğunlaştığımızda, diğer oyuncular üzerinden toplumsal yapı ve savaş sonrası bozulan davranış bozukluklarını izleyebiliyoruz...

Kadınlar, ya yaşadıklarıyla içine kapanıp, psikolojik sorunlarıyla yaşamaya devam ediyorlar ya da toplu terapi düzenleyen sosyal kurumların toplantılarında başına geleni anlatıp bir nevi rehabilite olma şansı yakalıyorlar.

Bu, yaşananların acısını ne derecede dindirir bilinmez ama “Kadınların savaşın bıraktığı etkiyi atlatmak için bir çaba sarfettiği, hayatı yeniden kurmaya çalışmak için mücadele ettiği...”ni açıkça ortaya koyuyor.

Erkeklerin her türlü sorunu hemen silaha saldırarak ya da kavga ederek çözmeye çalışmaları da güzel vurgulanmış.

Yönetmenin bir kadın olması, olaylara bir de kadın hassasiyetiyle bakması, filmin farklı yanı olarak ele alınabilir. “Savaşları da hep erkekler çıkarır, acısını da kadınlar ve çocuklar çeker.” fikri, filmde en önde olmasa da anlaşılabilecek kadar net.

Sadece anne ile kızı arasındaki yaşananlarla “savaş sonrası sorunlu hayatlar”ı vermeye çalışan film; ne savaş suçluları olarak bilinen Radovan Karadzic ve Ratka Miladic’e, ne de bu vahşi katliamın göz göre göre işlenmesine izin veren tüm dünya’ya tek kelime etmiyor.

“Her şey olmuş bitmiş banane, ben geride kalan insana bakarım.” mantığı biraz garip kaçmış.

Siyasetten ve dünyaya karşı duruştan çok, savaştan sonra yaşanan travmatik psikolojinin günlük hayattaki karşılığını vermek için sadece bir konuyu sindire sindire işlemeye çalışmışlar diyebiliriz.

Sırp yönetmenin yapmaya çalıştığı şeye gelirsek:

Bu filmin arkasında; anlatılan Bosna dramı, anlatan da Sırp olunca başka şeyler arıyorum.

Mesela:

Aranırsa; “Hayat yaşamaya değer, bak öyle de olsa mücadele edip her şeye katlanmalısın çünkü sevgi en güzeli. Olanları boşver hayatına devam et. Evet Sırplarla Boşnaklar arasında böyle şeyler oldu ama bak yaşamaya devam etmelisin. Zor mor ama oluyor işte...” bulunabilir

Arada bir ayrıntı vereyim.
Sırp yönetmen Jasmila Zbanic bu filmin senaryosunu kendi hamilelik ve doğum sonrası döneminde yazmış. Yani çocuk sevgisi ve anne içgüdüsünün en yoğun olduğu hassas bir dönemde.

Bu yüzden kendi durumu ve bebekle olan ilişkisi yönetmen ve senaristimiz Jasmila Zbanic’i, birçok şeyi düz bir mantıkla görmek zorunda bırakmış ki bu gayet normal bir şey ama bu durumun bilincinde olmak kaydıyla...

“Savaş olup bitmiş, büyük acılar yaşanmış, geride acı dolu hayatlar bırakmış. Ya savaş sonrası böylesi acılarla dolu bir yerde doğup büyümek, çocuk olmak, anne çocuk ilişkisi, hatta birinin diğerine silah doğrultabilecek kadar sorunlu olan bir anne çocuk ilişkisi yaşamak ne kadar zor olur.” diye düşünülmüş olacak ki böyle bir senaryo ve film yapılmış...

Kısacası siz kötü bir şeyler yaşadınız ama hayat devam ediyor o yüzden “O” çocuklara kıymayın mesajı “O” olaylar olurken hiç bir şey yapmayan Avrupa’nın hoşuna gitmiş olacak ki filmi ödüle boğmuşlar...

Buradaki tanımlarım biraz karışık ve anlaşılmaz gelebilir ama filmin konusu için çok fazla ipucu vermek istemiyorum o yüzden de biraz böyle üstü kapalı geçiyorum.

Daha fazla ayrıntıyı filmin başında yakalamak ve filmin sonundaki acı hayat gerçeği “Sır”ı tahmin edebilmek istiyorsanız;
Annenin çocuğuyla yerde güreştiği anda, alta geldiği durumda gösterdiği tepkiye,

Otobüste göğsü açık kıllı adamın yaklaşmasıyla otobüsten inmesine,

Çalıştığı yerdeki kadın erkek ilişkileri içinde ne kadar rahatsız olduğu ve bunlara verdiği tepkinin psikolojisini anlamaya çalışın...

Teknik olarak da gözüme takılan bir kaç şey var ama pek de önemli değil;

Filmin bizdeki ve diğer dillerde kullanılan isminin, orjinal isim olan “Grbavica” yerine “Esma’nın sırrı” olarak çevrilmesi biraz piyasa işi olmuş. Yani içinde sır, gizem vs. gibi kelimeler müşterinin ilgisini çeker diye düşünmüşler. Filmin içinde adında bahsedildiği gibi bir sır var aslında ama bu yaşanmış acı gerçeklerin küçük bir kızdan saklanmasından başka bir şey değil.

Film çekimlerinin bir iç mekân, bir dış mekân sonra yine başka bir iç mekânda sürüp gitmesi, her sahneye ışık nedeniyle başka bir filmden alınıp koyulmuş havası verse de başka bir açıdan bakıldığında da gerçekçi bir hava yarattığı söylenebilir.

Bir sahnede kız otobüse biniyor. Otobüs, ayaktaki diğer öğrenciler yüzünden biraz karışık bir düzende, kalabalık gibi görünüyor. Anne otobüse el sallıyor, bir bakıyoruz kız en arka koltukta oturuyor. Bir iki saniyede nasıl oluyor da oraya ulaşıyor?

Ağıt yakıp acılı türküler söylerken gösterilen kadınların yüzünde gezen kamera çok düz görüntüler yansıtıyor ve uzun sahneler bazen insanı sıkıyor. Daha etkileyici durgun ve gerçekten üzgün ifadeli tipler bulunabilirdi. Filmin genel akışı da zaten ağır gidiyor. Yani konuyu ilginç bulmazsanız sıkılabilirsiniz.

Bir de filmin bütün kurgusu çocuğun geziye gidebilmesi için istenen parayı bulma üzerine kurulmuşken dikkat çeken bir şey var ki insana ille de “Nasıl yani?” dedirttiriyor.

Sırf filmin konusu oluşsun diye bu şekilde bir ana fikir yaratmaya çalışmak biraz zorlama olmuş diye düşünüyorum. Yani kadın para toplamaya çalışsın ve karşılaştığı sorunları gösterelim. İyi güzel de hangi okul gezi için “200 Euro” ister? Nereye gidiyorlar ki bu kadar pahalı? Hele hele savaştan çıkılmış, her şey dağılmış, millet iş bulmak için, ekmek parası peşinde koşarken sıradan bir mahalle mektebi hangi akla hizmet edip de “200 Euro” ister?

Filmin bir yerinde de bu öyle bir veriliyor ki bütün okul bu parayı veriyor da bir bu çocuk verememiş güya... Bu nasıl bir mantık bilemiyorum ama neyse işte...

Bu kadar küçük şeyleri sorun olarak değerlendirmemek lazım aslında ama Altın Ayı ödülü almış bir filmde de rastlanmaması gerekerdi...

Filmin afişini ise grafik dizayn açısından gerçekten çok beğendim...

Bu kadar konuştuktan sonra bu film için son olarak ne diyebilirim? Hem iyi hem kötü. Görmek zorunda olacak kadar iyi bir yapım değil ama yine de seyredilebilir.

En azından görüntü işleme anlamında Hollywood tarzından farklı bir çalışma yapılmış.

Aramayın bulmayın, rastlarsanız seyredersiniz...