25 Eylül 2007

La tourneuse de pages (Page turner) [film]



Film, donuk ama ciddi ve bilinçli bir karaktere sahip küçük bir kız çocuğunun piyano etüdleriyle açılıyor.

Küçük kız gerçekten piyanoyu güzel çalarak bu işe karşı yeteneği olduğunu gösteriyor...

Daha sonra kız, ailesiyle bir sofrada oturmaktadır. Aile içinde yemek sırasında bir konuşma geçer. Küçük kız çok kısa bir süre sonra bir sınava girecektir. Bu sınav müzik kariyeri bakımından kızın geleceği için çok önemlidir.

Babası, bu sınavı kazanırsa bundan sonra müzikle ilgili tüm masraflarını karşılayarak kızının piyanist olması için ne gerekiyorsa yapacağını söyler. Yani bundan sonra her şey artık girilecek sınavı geçmeye bağlıdır.

Küçük kız sınava girer ve sınav çok başarılı geçmektedir ama jüri üyelerinden biri profesyonel bir sanatçıdır ve kendisinden imza almak için odaya giren bir hayranı küçük kızın konsantrasyonunu bozar. (Bu sanatçının hayranı aslında sınav başlamadan önce istemiştir imzayı ama sanatçı kaba bir davranışla kendisini reddetmiştir.)

Bu olay sonucunda; sınavın başından beri mükemmel bir şekilde piyano çalan kız, dikkati dağıldığı için bir iki hata yapmış ve elenmiştir.

Filmimiz böyle başlıyor bu aslında çok kısa bir giriş bölümü. Yani bize neyin ne için olduğunu göstermek için yapılmış bir açıklama sayılabilir.

Bundan sonra esas konuya geçiyoruz.

Aradan yıllar geçer, küçük kız büyümüş ve artık alımlı bir genç kız olmuştur (Melanie)...

Tanınmış bir avukatın yanında staja başlayan Melanie yine çocukken olduğu gibi sessiz, sakin ve hatta soğuk davranışlarıyla ciddi duran (ama bakışlarında “içten pazarlıklı” havası olan) güzel bir kızdır.
Avukatın, kısa bir süreliğine çocuğuna bakması için birine ihtiyacı vardır. Melanie stajını tamamlandığı ve artık başka bir işi de olmadığı için bu işe talip olur.

Avukat, Melanie’yi çok büyük bir malikâne olan evine götürür eşiyle tanıştırır.

Avukat ve kadın farkında değildir ama Melanie (anladığımız kadarıyla) kadını tanıyordur. Bu, Melanie’nin kariyerini başlamadan bitiren “profesyonel piyanist” kadının ta kendisidir.

Kadın yine hayatına bir piyanist olarak devam etmektedir ve bu aralar kendisi için hayati bir önem taşıyan çok önemli bir olaya hazırlanmaktadır.

Amerika’dan gelecek olan bir gözlemci, kadın ve iki arkadaşından kurulu üçlü bir gruba onay verirse grup maddi yönden imkân bulup çalmaya devam edebilecektir.

Bu aşamada Melanie ve piyanist kadın, aynı malikânede bir arada oldukları anlarda birbirlerini tanımaya başlayacaklardır. Fakat piyanist kadının Melanie’yi daha önceki karşılaşmalarından dolayı hatırlaması mümkün olmadığı için bu birbirini tanıma faslı Melanie’nin bilinçli yönlendirmeleriyle farklı bir yere gelecektir.

Dönelim filme;
Piyanist kadının oğlu da piyanoya ilgi duymakta ve sıkı bir şekilde çalışmalarını devam ettirmektedir. Melanie’nin oradaki esas işi çocukla ilgilenmek olduğu için çocuğun çalışmalarına yardımcı olmaya çalışıyormuş gibi yaparak müdahale eder.

Bu gelişmenin sonrasında, Melanie’nin daha önceden aldığı piyano eğitiminin aile içinde duyulması değişik bir olayın gelişmesine neden olur. Piyanist kadın kendisi için radyo yayınları ve konserler’den daha önemli olan “Amerikalı gözlemci”ye çalarken, Melanie nota defterinin sayfalarını çevirecektir...

---Yeri gelmişken bir ara bilgi vereyim; Filmin ingilizce adı olan “Page turner” yani sayfa çevirici de işte buradan geliyor. (Ayrıca İngilizce de deyim olarak, merak edilen ve arkasından ne geleceğini görmek için acele edilen stresle takip edilen kitap ve filmler için de kullanılıyor. Filmin gerilim içermesiyle de yerine oturan bir deyimin isim olarak konuyu da kapsaması iyi denk gelmiş.)---

Melanie için artık intikam vakti gelmiştir. Fakat piyanist kadını kendine bağlamak için giriştiği eylemler sırasında çok acayip olabilecek bir şekilde iki kadın arasında “yasak ilişki” tabir edilebilecek cinsel uyarılar da oluşmuştur.

---Ki aynı Melanie küçükken sınavda başarısız olup dışarı çıktığında orada piyano çalan bir kızın ellerinin üzerine tuş takımının kapağını da kapatabilecek kadar her şeyi yapabilecek bir karakterdir.---

Bundan sonrasını yazmak doğru olmaz.
Buraya kadar yazdıklarım da filmin genel konusu için giriş sayılabilecek türde bilgilerden oluşuyor.

O yüzden filmi tahmin edilebileceğinizi düşünürek izlememezlik etmeyin.

Çünkü filmin kahramanı olan Melanie’nin, (gelişen olaylar sonrasında anladığımız kadarıyla) çok daha önceden kadın piyanist hakkında bilgi topladığı ve hatta bir kez de kendisini arabayla ezmeye çalıştığını da öğrendiğimizde film ağır ve sakin akan anlatımına rağmen gerilim filmi olma özellikleri barındırmaya başlıyor.

Bu filmin en büyük özelliği de; her türlü hareketin film içindeki tüm karakterler tarafından normal algılanmasına karşın, (bize verilen bilgiler doğrultusunda) her an normal dışı bir şey olacağı duygusuna kapılmamızı sağlaması...

Koşmadan, bağırmadan, çığlıklar atmadan, tek damla kan ve tek bir silahlı sahne görmeden oluşan gerilimi hissettirebilmek çok zor bir iş bu da verilen öykü kadar yönetmenin de çok kaliteli olduğunu gösteriyor.


“Bütün bu olanlar çok basit ve herkesin hayatında yapabileceği hatalardan biri denilerek geçiştirilecek kadar uyduruk bir şey için intikam almaya çalışmak ne derece doğru?
Böyle bir olay yaşamış biri intikam almak için neler yapabilir ya da nerede bir sınır var, nerede ödeştik artık diyerek durur?” sorularını düşündüren bir anlatım tarzı olmayan film bizi “sadece olabilecekleri düşünmeye iterek, kendi hayalgücümüzle gerilim yaratmaya çalışıyor.

Gelelim ayrıntılar içinde en çok dikkat çeken şeylere;

Dünyanın en ünlü kompozitörlerinden Shostakovich’in müziklerini duymak çok güzeldi. Özellikle üçlünün birlikte çaldığı parça mükemmeldi.

Bu arada müzik demişken şöyle bir durum da var tabii ki;

Melanie, baktığı çocuğun piyano derslerine yardım ediyor gibi görünmek için çocuğu bazı şeyler için motive eder.

Çocuğun babası (çok kısa süren) bir iş gezisine çıkmıştır ve Melanie çocuğa hızlı bir Bach parçasını çalarsa ailesi için büyük bir sürpriz yapmış olacağını söyleyerek çocuğu kandırır.

Babası gelince çocuk hazırladığı parçayı çalıyor çalmasına ama hangi çocuk bu kadar hızlı, zor, karışık ve karmaşık bir Bach eserini bu kadar kısa sürede öğrenip çalabilir ki?

Film Fransa’da geçmesine rağmen Baltık ülkeleri gibi hep kasvetli bir ruh halini yansıtıyor... Ara sıra filme hakim olan sarı tonlu ışık gereksiz olmuş.

Filmin başındaki küçük kız ileride verilecek olan büyümüş hali için “uygun durmaya çalışıp” soğuk gibi davranıyor ama bazı yerlerde aşırı tutuk ve donuk kalarak filmin yansıttığı gerçekliğin gerisine düşüyor...

Filmin en başında gösterilen ve ortalarında Melanie’nin açıkladığı kasaplık durumu (Melanie’nin babası kasap) filme ayrı bir gerilim katsa da kızını piyanist yapmak isteyen kasap figürü gerçek hayatta biraz garip duruyor. İşte annesi kültürlüdür kasap olduğu için zengin de olan kocasına o diretmiştir diye düşündürüp zorlamanın gereği yok ama olayların (et ve satır gibi şeylerin görüntüleriyle desteklenerek) her an şiddete geçiş sınırını zorlayacağı sinyalini verebilmesi için zorunlu olarak düşünülmüş.

Diğer ayrıntılara geçelim;
Melanie, intikam planlarına başlangıç noktası oluşturan stajyerliğe girişi nasıl ayarladı? sorusuna cevap olsun diye filmin içine bir ayrıntı eklemişler; Kendisini işe alan kadın “Senin başvuru mektubunun zarfı çok farklı ve ilginçti, hemen dikkatimi çekti.” diyor. İnsan şu zarfı bir göstermez mi seyirciye, nasıl bir şeymiş ki bu, bu kadar ciddi bir müessesede bütün uygulama resmiyetini yıkmış geçmiş? İnsan merak ediyor...

Bir de Amerikalı için yapılacak özel gösteri öncesi ve sonrasında Melanie’nin giydikleri ikide bir değişip bir karışıklığa yol açıyor gibi şimdi tam hatırlayamadığım bir sorun vardı ama boşverin o kadar da önemli değil....

Son olarak;
Bu kadar yazdım ama öyle çok da beğenmedim. Fakat seyrettiğime pişman da olmadım. Sıradan bir televizyon filminden bir iki derece daha yukarıda bir kalitesi var o kadar. Sonuçta psikolojik gerilimi iyi ayarlanmış orta karar bir gerilim. Gerilim filmlerinin görsel unsurları olmadan da gerilim filmi yapılabileceğini gösterebilmesi açısından ilginç o kadar.

En iyisi ancak televizyonda oynarsa seyredersiniz yoksa fazla merak edilecek bir film değil diyerek bırakayım. Rastlarsanız ve uykunuz yoksa seyredin.

Filmin verdikleri, aldığı bir buçuk saate yakın zamanı karşılamaya yetmez. O yüzden televizyonda seyrederken araya giren reklamlarla bu süre daha da uzar. Boşverin gitsin.