15 Eylül 2007

Letters from Iwo Jima [film]



Japonya’ya ait bir ada ve Japonca’da Kükürt (iou) Adası (jima) olarak bilinen Iwo Jima’da geçen bir savaş filmi…

II. Dünya Savaşı’nda Amerika ve Japonya arasında geçen savaş, Iwo Jima’dan yansımalarla Japonya’nın katılığını, sivil yaşamı yok etmiş olan savaş dönemi olaylarını ve dolayısıyla bağlantılı bir kaç kavramı aktarmaya çalışıyor…
Film, Iwo Jima’daki kazılarda savaş dönemine ait, gömülmüş özel eşyaların bulunmasıyla başlıyor. Ve hemen, filmin son sahnelerine kadar sürecek olan bir geri dönüşle Iwo Jima’daki savaşa biz de dahil oluyoruz…
Adaya yeni gelen komutan General Kuribayashi, asker ve diğer subaylar arasındaki klasik tertiplenmeyi hemen durdurup kendine ait stratejilerin uygulanması için emirler vermeye başlar…
Film boyunca kendisini izleyeceğimiz komutan dışında tüm duygularını tek tek takip edeceğimiz başka bir kahramanımız daha vardır; eskiden fırıncılık yapmış olan Saigo.
Saigo basit bir Er’dir. Savaş kendisine saçma görünmektedir, aklındaki tek şey geride bıraktığı eşi ve yüzünü henüz görmediği bebeğidir.
Komutan Kuribayashi, daha önceden askeri görevlerle savaş öncesi Amerika’da bulunmuş ve birçok yönden bu farklı kültürü içinde yaşayarak inceleme fırsatı bulmuştur…
Edindiği geniş dünya görüşüyle olaylara farklı açılardan bakabilme yeteneği kazanmış olan Kuribayashi, emrindeki geleneksel yöntemlere sarılmış olan statik anlayışa sahip subayların tepkisini çekmektedir.
Hatta bazı durumlarda emrindeki subaylardan bazıları verilen emirleri, Kuribayashi’nin Amerikan hayranı olduğu gerekçesiyle uygulamayı kabul etmemektedir…
Askerlerin yazdığı mektuplardan, savaş sırasında bir kaç askerin özel (sivil) yaşamlarındaki önemli olaylara tanık olduğumuz gibi, ara sıra Komutan Kuribayashi’nin özel hayatına da giriyoruz…
Filmin genel olarak takip ettiği akış; Japonların Amerikalılarla savaşmaya başlamadan önce yaptığı hazırlıkları, savaş sırası olaylarıyla İwo jima’daki çarpışmaları ve savaşın bitmesini içeriyor.
Bir de; daha yakından incelenen karakterlerin ruh hali kişiler arası cereyan eden olaylarla, hatıralar, görüşler, sivil hayatlar ve duygularla arada geriye dönerek veriliyor… Ki benim en beğendiğim bölümler bunlardı…
Filmin konusunu geçelim çünkü daha fazla ayrıntı vererek filmin tadını kaçırmak istemem…
Ama film hakkında söyleyeceklerimi burada kesmem mümkün değil.
Öncelikle şunu söylemekte fayda var.
Bu filmin yönetmeni olan Clint Eastwood aynı zamanda Flags of Our Fathers isimli filmin de yönetmeniydi… ve Letters from Iwo Jima aslında Flags of Our Fathers filminin karşı cephesini anlatıyor, yani bir devam filmi gibi kabul edilebilir.
Hatta bu iki filmin DVD’si Amerika’da aynı pakette satışa sunulmuş. O yüzden siz benim gibi yapıp önce bu filmi seyretmeyin… Yani önce “Flags of Our Fathers” sonra “Letters from Iwo Jima” seyredilmeli ama tabii ki illa da böyle olacak diye bir şey yok…
Neyse ben yine filme döneyim;
Denizden askeri düzenle gelen onlarca (belki yüzlerce) savaş gemisi ve gökyüzünden akın akın gelen savaş uçakları bilgisayarla yapılmış.
Eh, tabii ki bunları bulup yine aynı şekilde yüzdürmek ve uçurmak mümkün olmadığı için bu şekilde kullanılmasını normal olarak kabul edebiliyorum.
Ama; (eski ve tarihi bir görüntü yaratılması için) renk seviyesi düşürülerek, neredeyse kimi yerde siyah beyaza dönüşen filmin sonradan üzerine eklenmiş gibi duran patlama efektlerinin bilgisayar oyunlarındaki efektler gibi abartılı durması gerçekliğe aykırı olmuş, bu işin teknik olarak en çok dikkat çeken tarafı…
Askeri elbiselerin hepsinde eskilik, yenilik, kullanılmışlık oranı aynı, yani kostüm kısmı biraz sırıtmış…
Ve gelelim filmin anlattıklarına;
Yönetmen filmde öyle bir hava yaratmış ki sanki Japonlar ölmeye öldürmeye çok meraklı, aşırı şiddet yüklü, ölümü hiçe sayacak kadar gözü kapalı her şeyi bahane edip intihar eden, en küçük bir kural dışılık karşısında karşısındakilerin canını almaya meraklı insanlar…
Hani, Amerikalılar kalkıp Japonya’ya gelmese, stresten ve tutucu davranışlara dayanan disiplinleri yüzünden bütün Japon askerleri zaten bir iki ayda kendi kendini öldürüp yok edecek…
Burası savaş anında savaş alanındaki psikolojiyi yansıtması açısından biraz eksik bırakılmış…
Gerçek bir savaşa dayanan filmin konusunu oluştururken, senaryoyu farklı ayrıntılarla işlemek, mantıken onaylanabilir. Çünkü her türlü olayda pek fazla belli olmayan ya da kendini belli etmeyen veya bilinmeyen arka plan ayrıntıları olabilir.
Ki bu filmde o döneme ait bulunan mektuplardan yola çıkılıp bir hikâye kurgulanıyor… Yani aklınıza gelebilecek her şeyi yaşanmış olabilir diye kurgulayıp gerçek bir olayın üzerine bindirebilirsiniz...
Bunların kurgu olarak işlenip tasarlanmasında bir yanlış yok ama gerçekten bir savaştan ve savaş alanından bahsediyorsak ve savaş anında sıcak bölgeyi gösteriyorsak, görsel olarak anlatılanlar da biraz gerçeklere uymalı.
Iwo Jima II. Dünya Savaşı sırasında her iki tarafın da onayladığı resmi belgelerle tarihi özel gerçeklikler barındırmaktadır.
Amerikalılar buraya saldırmadan önce çok ağır bombardıman uygulamışlar ve neredeyse adada taş üstünde taş bırakmamışlar ama filmde bu hiç de öyle verilmemiş.
Bir iki uçak geçip bir iki sefer makineli silahlarla alçaktan uçup yerdeki askerlere ateş ediyor, birkaç uçak yine gelip geçip sağa sola öylesine bomba atıyor... Yani Amerikalıların adaya çıkmadan önce ağır bombardıman saldırısı yaptıkları iyi verilememiş...
Haydi bunu geçtik. Savaşın gerçek rakamlarına bakılınca 21.000 Japon askerinin hemen düşmesi beklenen adayı kahramanca yaklaşık 1,5 ay savunduğu, hepsinin öldüğü ve bir tek ama “bir tek Japon askerinin bile” sağ kalmadığı biliniyor. Amerikalı askerlerin sayısı ise 81.000 olarak kayıtlara geçmiş ve ölen Amerikalı asker sayısı ise yaklaşık 20.000.
Şimdi 81 bin Amerikalı ve 21 bin Japon askerinin bulunduğu küçücük bir adayı yani yüzbin kişiyi şöyle bir kafanızda canlandırın...
Filmi seyrettiğimiz de ise bir türlü bu kalabalığın hissettirileceği bir sahne yok... Sanki 50 kişilik üç bölük asker aralarında savaşıyor.
Tamam, gelirken denizden uzakta şöyle bir gemiler gösteriliyor ama filmin içinde karada savaşan insanlar çok zayıf kalmış. Sanki savaş değil de bir bölgede çatışma çıkmış gibi...
Neyse işte savaş sahnelerinin çok gerçekçi olmasını beklediğim böylesine yeni dönem bir filmin bu kadar zayıf kalması beni memnun etmedi...
Filmde esas olarak savaş karşıtı bir tavırla bakın bütün bu olanlar ne kadar acı ve kötü, savaşa ne gerek var denmek istendiği açıkça belli ediliyor. Amatörce de olsa böyle bir niyet olduğu verilebilmiş.
Tabii ki hafif bir kumpas da yok değil, yani hangi yönden bakarsan onu görüyorsun ve her söylenen için ayrı bir savunma fikri oluşturulmuş.
Nasıl mı? Buyurun iki farklı anlam ve iki ayrı yorum.
Klasik seyirciler arasında biraz uyanık olup da objektif olmaya çalışanlar için filmin savaş planı içinde verilmek istenen gizli ana fikir aslında şudur;
Kapalı toplum kurallarınla yaşayanlar hep aynı tarz insan yaratır, onların yaratacakları fikirler ve uygulamalar da aynı tarz olur ve bu aynılık bir gün gelir bütün ülkenin kaderi söz konusuyken tıkanır.
Tek bir kişinin bile farklı kültürleri de kavrayarak geniş bir dünya görüşüne sahip olması bakın ne kadar önemli. Komutan Kuribayashi işte böyle farklı bir görüşe sahip olduğu için hiç tahmin edilemeyen bir yöntemle savunmanın süresini uzattı.
Bu birinci yorumdu. İkincisine geçmeden önce biraz ön bilgi vermem gerekiyor.
Savaşın üstünden çok uzun yıllar geçmiş olsa da Iwo Jima’nın farklı bir yeri var.
Çünkü burada, gerçekten bir direnmeyle karşılaşılmış ve tahmin edilenden daha zor ele geçirilmiş bir zafer var.
Şu meşhur bayrak diken Amerikalı askerlerin fotoğrafı vardır hatta Amerika’da zafer anıtı diye bilinen heykeli de yapılmış ve hatta hatta buradaki bayrak dikme figürü paralarına bile uygulanmış tarihi bir simgedir.
Bu olay ve çekilen resim işte bu Iwo Jima savaşının son sahnesidir. Bu yüzden de bizim Çanakkale Savaşı gibi üzerinde çokça çalışma yapılmış bir konudur.
Bu konuların başında da nasıl olurda o kadar asker küçücük bir adayı bu kadar zor alır ve nasıl bu kadar kayıp verir tartışması gelir.
İşte yeni nesle verilecek tarihi savunma hazırdır.
Ki bu da ikinci tarafın yorumu oluyor:
Adamlar adada yeraltı tünelleri açmışlar, bulup da vuramıyorsun ki... Ondan uzun sürdü ve bu kadar kayıp verdik yoksa biz her zaman kahramanız.
Haa... Bir de burayı savunan ve böyle yapılmasını emreden Komutan, bir zamanlar bizimle askeri ilişkiler kurmuş, memleketimizde bulunmuştu. Az-çok Amerikalıların düşünce sistemini bilir.
Hani hem ondan dolayı da biraz zorlandık ve siz Japonlar bunu bir savunma başarısı saymayın.
O komutan o kadar Amerikan kültürüyle yoğrulmuştu ki kendi adamları bile onun bir Amerikan Hayranı olduğunu düşünüp emirlerini uygulamıyorlardı. O’nu bu kadar başarılı yapan aslında bizim sistemimize bir süre dahil olmasıdır. Yani bu başarınızı bile bize borçlusunuz...
Gelelim benim değerlendirmeme;
Orta kalitede, meraklısına hitabeden, tarafsız gibi görünmeyi çok iyi beceren ama derinlerinde belli bir propagandayı devam ettiren, normal bir film.
Savaş heyecanı iyi yansıtılamamış, sahneler iyi tasarlanamamış, romantizmle insan psikolojisinin karıştırılıp yanlış yönlendirmeler yapıldığı yavaş akan bir yapım. Ben beklediğimi bulamadım.
Seyredilmesi gereken filmler arasında yer almaz ama benim gibi savaş filmleri meraklılarının ilgisini çekebilir.
Filmleri bedava topluyorsanız, savaş filmleri arşivine koyulabilir o kadar.