10 Eylül 2007

Memories of murder (Salinui chueok) [film]



Yine bir Güney Kore filmi fakat bu sefer fazlaca bir Amerikan tarzı... Hatta bu tür filmlerin sonunda, serinin ikinci filmi için “Açık bırakılması”yla bile aynı.

Estetik sahneler yok, zekice bir olay kurgusu ya da edebi bir ağırlığı yok. Sağda solda gördüğünüz övgülerle sakın büyük bir beklentiye girmeyin ama yine de seyredilebilir bir film, onu da söyleyeyim...

Bir filmin kamera arkası çekimlerini gördüğünüzde başka bir boyuta geçersiniz ve filmi değil de gerçek hayatı o filmin “İş günü”nün nasıl geçtiğini görürsünüz ya, filmin tek özelliği konuyu böyle arka planda olanları göstererek işlemiş olması. Bu da az bir şey değil ama yine de filmin, herkese önerilecek kadar güzel olmasını sağlayamıyor...

Filmin aslında çok bilindik bir konusu var ama bu çok bilindik konuyu oldukça değişik işlemişler ve bu da filmi seyrettiriyor...

Tv’lere alınan dandik Amerikan dizilerinin standart konusu; seri katiller bu filme de konu olmuş.

Evet yavaş yavaş konuya geçelim.
80’li yıllar G.Kore’deyiz. Bir polis merkezindeyiz ve kurbanları kadınlar olan seri katilin peşine düşüyoruz...

Bir şef var, bir dedektif ve bir de yardımcısı... Bir olay gerçekleştiğinde eğer şüpheli suçunu itiraf etmezse dedektif ve yardımcısının tek yöntemi var; itiraf edene kadar dövmek...

Bu size biraz tanıdık gelebilir :) ama filmi izledikçe tanıdık gelecek daha çok şey görecek ve bütün dünyada insanlar gibi kurumların da gelişen teknoloji ve dünya görüşüyle nasıl farklı bir yere doğru evrildiğine tanık olacaksınız...

Seri katil, cinsel sapkınlık törenlerini tekrarlandığı cinayetlerine devam ederken polis merkezine Seul’den yeni bir dedektif gelir ve olayları araştırmaya başlar. Bu arada şefleri de değişmiştir, artık dört kişilik yeni bir ekip olmuşlardır.

Dört kişilik ekibi hiyerarşik olarak alttan yukarı doğru şöyle tanımlayabiliriz;

1
Döve döve söyleten alt kademe memur,

2
Ben hiçbir şeye karışmam, vazifemi yaparım diyen ve klasik polis yöntemlerinin dışına çıkamayan eski dedektif”,

3
Modern çağa ayak uydurmuş, bilimsel yöntemleri benimsemiş, büyük şehirden gelme yeni dedektif

ve 4
Bürokrat sayılabilecek, sadece imza atıp emir veren ama karaokeli alemlerde kusacak kadar içerek ekibiyle de birlikte hareket eden bir şef”...

Şimdi konu tamam; bir sürü cinayet işlediği halde bir türlü ele geçirilememiş seri katil var ve bir polis ekibi de bunun peşinde...

Ama film bu değil...

Filmde bahsi geçen cinayetler gerçekten de 1986’da G.Kore’de olmuş, bu yönüyle filmin dayandığı konu gerçek.

Filmde anlatılan ise cinayetler ve cinayetin çözümünden çok cinayet araştırması sırasında polis ekibinin günlük yaşamlarından oluşuyor.

Bu konuyu işlerken; cinayeti göstermeleri, katili bulmaya çalışmaları değil, bunları yaparken neler yaşadıklarına daha çok yoğunlaşmışlar, filmi diğerlerinden ayırıp biraz farklı kılan işte bu...

Film esas konunun etrafında dolaşıp dururken polis merkezinde olanlar, memurların olayı uzaktan izlemeleri, gece evine giden dedektifin evinde olayı düşünmeye devam etmesi ve yaşadığı stres gibi bir çok yerden ekrana yansıyan ayrıntılar o kadar fazla ki bir süre sonra kendinizi de bu olay için tayin edilmiş bir memur gibi hissediyorsunuz...

Klasik tarzda çalışan dedektif bir sürü, akla ilk gelebilecek şüpheliyi toplar ve biraz kulaktan dolma, biraz tecrübeyle edindiği bilgiler ışığında bu şüphelileri değerlendirir.

Yardımcısının tekmeleriyle olayları hemen kabul eden bu şüpheliler yeni gelen modern dedektifin katil üzerine yaptığı araştırma tanımlarına uymayınca serbest kalarak kurtulurlar...

Bu arada karakolda dosyaları düzenleyen bayan bir memur yanlarına gelip cinayet gecelerinde hep yağmur yağdığını ve yağmurlu gecelerde de bir radyo istasyonunda hep aynı istek şarkısının çaldığına dikkat ettiğini söyler.

Elindeki, olayın gerçekleştiği ve şarkı isteği yapılan saatlere bakınca üst üste bu kadar çok tesadüf olamayacağı ortadadır...

Bundan sonra her şeyi bırakıp bu adamı bulmaya çalışacaklardır.

Yağmur vardır, cinayetler hep bir ormanın girişine yakın fabrika civarında işlenmektedir, yakınlarda bir yerde bir okul vardır vs...

Bu tipte ayrıntılar ana konuyu takip etmemezi sağlarken benim arka planda dikkat ettiğim ayrıntılar daha ilginçti...

Klasik tarzda çalışan dedektifin birlikte olduğu kadın bir hemşiredir. Hemşire dedektifle bir aradayken kimi zaman pamuklu çubukla dedektifin kulağından kir çıkartır (oldukça uzun süren, miğde bulandırıcı bir sahneydi) ve yattıktan sonra dedektife hasta olmasın diye imkânları kullanıp grip aşısı yapar (1986’ da grip aşısı varmıydı bilemiyorum, bunu araştıracak vakit bulamadım).

Yeri gelmişken söyleyeyim film çocuklarla seyredilecek bir film değil hatta demin bahsettiğim sahnede olduğu gibi yatak sahnesi her şeyiyle gösterildiği için belki de başkalarıyla izlerken de rahatsız olabilirsiniz.

Benim çok ilginç bulduğum iki ayrıtı var ki bunları görünce şaşırmadım desem yalan olur...

Birincisinde bir şüpheli var (biraz akli dengesi yerinde olmayan çocuk sayılabilecek bir genç) ve onu bulmak için bu şüphelinin gittiği yerleri dolaşıyorlar.

Bir atari (bilgisayar oyunu) salonuna giriyoruz, şüpheli orada oyun oynuyor fakat şüphelinin oyun oynama tarzında bulduğu hinlik insana vay be dedirten cinsten;

Bilgisayar oyunlarında bir sol-sağ ve yukarı-aşağı yapmaya yararayan kol ve bir de oyuna göre atlayıp-zıplamayı ya da buradaki gibi ateş etmeyi sağlayan bir düğme vardır.

Şüpheli, oyun oynadığı makinenin bu ateş eden düğmesinin yanına bir cetvel koymuş ve cetveli ucundan tutup bıraktıkça (yarısı dışarıda yarısı masada, ucundan masaya tutturulmuş bir cetvel düşünün) cetvel esneyip masaya çok hızlı bir şekilde defalarca tıkı-tıkı-tıkı vuruyor tabii bu düğmenin üstüne denk getirildiği için asla elle yapılamayacak kadar hızlı ateş etmeyi sağlıyor...

İkinci ayrıntı ise belki de dünya da kimsenin gerçekte görmediği bir şeydir :) klasik tarzdaki dedektif çok bunalmış, olayların en gerilimli anlarını yaşamaktadır. Yine hemşire sevgilisiyle (hani şu grip aşısı yapan) köyün yakınında ormanlık bir yerde buluşur.

Bu sefer sahne şöyle; etraf çayır çimen, solda bir adam, sağda adamın yanında bir kadın ikisi de bir ağacın yanına oturmuşlar ve ağacın dallarından birinde ucu dedektife bağlı bir serum asılı... Hemşire kadın dedektif arkadaşının yorgun ve bitkin halini görünce ormanda buluştuklarında sevgilisine serum bağlamış:)

Film; bunlara bakınca ilginç. Konusuyla gerilimli, belli bir zaman dilimini kapsayan (1986-2003 arası) değişimi, mesleki ortak davranışları, uzakdoğu evlerinin “ev hali”ni bize açan farklı bir film fakat esas konusu itibarı ile de çok sıradan olmanın dışına çıkamıyor.

Anlatımıyla, Hollywood’a “Bakın, biraz da böyle işleyin şu seri katil ve dedektiflik filmlerini.” diyebilen. Ama anlattığı şeyle fazla da ilginç olamayan bu filmi sadece “Bilinen konuya farklı yorum” cümlesiyle de açıklayabiliriz...

Bu türü seviyorsanız size çok daha fazla şey verecektir, benim için öylesine geçirilmiş koca bir “iki saat” anlamına geliyor...

Rastlarsanız seyredilebilir ama para verilip alınacak, sinemaya gidip seyredilecek güzel bir film tanımı yapmam çok zor...

Seyretmezseniz pek de bir şey kaybetmiş sayılmazsınız, seyrederseniz de sıradan televizyon filmlerinden biraz daha iyi kalitede olduğu için çok da pişman olmazsınız...