03 Eylül 2007

Riding Alone for Thousands of Miles [film]



Riding Alone for Thousands of Miles filmininin orjinal ismi “Qian li zou dan qi”, bizdeki karşılığı ise “Tek başına binlerce mil yol katetmek”.

Çok az konuşan, hatta bazen hiç konuşmayan bir adam olan Takata, çeşitli nedenlerden dolayı oğlundan ayrı kalmış, yaşlı ve sert kişiliğiyle dikkat çeken bir babadır.

Fakat hayatın acı sürprizlerinden biri gerçekleşir ve oğlu Ken-ichi hastaneye kaldırılır.

Bu tatsız gelişme üzerine gelini Rie, Takata’yı arayarak hasta oğlunu görmeye gelmesinin, baba oğul arasındaki kaybedilen yılları geride bırakmak için iyi bir fırsat olduğunu söyler.

Takata hastaneye gelir fakat kapıda beklerken gelini ve oğlu arasında geçen tartışmalardan “istenmediği” sonucunu çıkarıp geri dönmeye karar verir.

Rie, Takata’yı hastane bahçesinde yakalar ve elindeki bir video kaseti, bir nevi hatıra olması ve oğluna ait bir şeyler öğrenmesi adına kendisine verir.

Takata, (aynı zamanda daha önceden televizyonda yayınlanmış kültürel bir programın da içeriğini oluşturan) kaseti izler ve oğlunun yerel kültürlere meraklı olduğunu, özellikle Çin’deki köylerden birinde oynanan “Maskeli opera” diye adlandırılan bir gösteri türüne olan ilgisini öğrenir...

“Tek başına binlerce mil yol katetmek” isimli özel bir “Maskeli opera” eserini kaydetmek için daha önceden Çin’e giden oğlu Ken-ichi, oradaki röportaj sırasında bu eseri seslendiren sanatçının hasta olması nedeniyle, televizyon programı için yaptığı çekimlerde şarkıyı kaydedemez.

Ama o eseri seslendiren sanatçı seneye buluşmak üzere Ken-ichi’yle randevulaşır ve Ken-ichi de tekrar geleceğini söylerek sanatçıya söz verir. Oysa şimdi Ken-ichi hastane de ölümcül bir hastalığın pençesinde acılarla savaşmaktadır.

Takata, Çin’e gidip bu sanatçıyı bulup, söyleyeceği şarkıyı videoya kaydederek; daha önceden oğlunun verdiği sözü kendisinin yerine getirmesinin güzel bir jest olacağını düşünür ve yola çıkar.

Buraya kadar olan bölüm filmin açılışı için kısa bir giriş olarak kabul edilebilir çünkü film, Takata Çin’e gittikten sonra başlayacaktır.

Çin’de kendisine çevirmen olarak tuttuğu görevliyle “Tek başına binlerce mil yol katetmek” isimli eserin peşine düşerler.

İlk karşılaştıkları engel bu şarkıyı söylemek için oğlu Ken-ichi’yle sözleşen sanatçının hapiste olmasıdır.

Takata bundan sonra bir sürü bürokratik işlemle savaşacak, bu isteğini gerçekleştirmek için de her şeyi göze alabilecek kadar kararlı duruşuyla, karşısına çıkan tüm engelleri aşmak için kendisinden istenenleri gerçekleştirme mücadelesi verecektir.

Fakat bu isteklerin içinde “Şarkıyı söyleyecek olan sanatçının, uzun zamandır göremediği küçük oğlunu bulup hapishaneye getirmek...”de vardır.

Bu Takata için zorlu ve aşırı duygusal bir maceranın başlangıcı olacaktır...

Kimi yerde gözyaşlarınızı tutamayacağınız, etnik ve otantik yaşamıyla Çin’den belgesel sayılabilecek görüntüler de içeren “Riding Alone for Thousands of Miles” kaliteli bir film.

Filmde estetik sahne kadrajları yaratılması için fazla özen gösterilmemiş ama zaten film konusu gereği bu türde bir çalışmaya gerek de duymuyor.

(Buna rağmen küçük çocuğun tuvaletini yaparken her şeyiyle gösterilmesi gerçekçilik adına çalışılırken sahnenin gereksizliğini işgüzarlık durumuna taşıyor.)

Bir sahnede fotoğraf makinesinin ışık sağlamak amacıyla (neredeyse) aralıksız (sabaha kadar) flaş çaktırılmasına rağmen hiç bitmeyen pilleri de dikkatimizi çekiyor...

Bir iki sahnede geçişlerin montaj aralarındaki farklılıklar (minibüsle köyden ayrılma sahnesi gibi) çok dikkatli gözlerden kaçmayacaktır ama tüm bu küçük aksaklıkların filme en küçük bir zararı olduğunu düşünmüyorum.

Hasta oğlunun başkasına verdiği sözü yerine getirebilmek için aynen peşine düştüğü şarkıdaki gibi “Tek başına binlerce mil yol katetmek” zorunda kalan baba Takata. Bu yolculuğunda oğluyla yaşayamadığı duyguları başkasının çocuğunu bulmaya ve o çocukla iletişim kurmaya çalışmasıyla tekrar yaşayacaktır.

Filmin son yarım saati duygusal olarak insanı neredeyse ağlatacak kadar zorlayarak farklı bir havaya sokuyor.

Mahkûmların oynadığı gösteri sırasında kullanılan yavaşlatılmış gösterim, ilginç olan bir şeyin zorunlu olarak kendiliğinden estetik öğeler taşıyabileceğini gösteren değişik bir örnek olmuş.

Seyredenleri bekleyen güzel konuyu daha fazla açıklayarak seyir zevkini bozmak istemediğim için, filmin konusuna dair fazla ayrıntıya girmiyorum.

Fakat filmin hiç de burada anlattığım kadar basit bir kurgusu olmadığını belirtmekte fayda görüyorum.

Özellikle Çin’e geçildikten sonra işler gerçekten dönem dönem çetrefilleşerek macera havasına bürünüyor.

Çin’de dorudan bir köye konuk olmamızı da sağlayan, duru anlatımlı çekimler Çin halkının yaşamından da oldukça özel görüntüler sunuyor...

Bu filmi seyrederseniz pişman olacağınızı sanmıyorum.

Sinema, eğer; farklı ülkeleri, farklı yaşamları izlerken, hepimizin içindeki insanın derinliklerinde bulunan duyguların aynı olduğunu göstermekse, film bunu fazlasıyla başararak “İşte sinema bu!” dedirtecek kadar güzel bir yapım.

Kendine özgü farklı konusuyla insanlık ve vicdan muhasebelerinin ne olduğunu gösteren, sevgi ve duygu yüklü olan kaliteli bu filmi herkese öneriyorum. Aranıp bulunmayı hakediyor...