04 Eylül 2007

aç şu lambayı etraf aydınlansın...

Elinizi gözünüzü bağlayıp bir arabaya bindiriyorlar.

Bir süre sonra şehir dışında bir yerlere getiriyorlar ve eski bir evin alt katlarından birine sokuyorlar. Elinizi gözünüzü açıp karanlık bir odaya kapatıyorlar ve çekip gidiyorlar...

İlk yapacağınız şey, ışığı bulup nereye kapatıldığınızı ve içinde bulunduğunuz odada neler olduğunu anlamaya çalışmak olmaz mı?

Bu oda çok büyük olsa öncelik yine aynı şeyde olurdu değil mi?

Peki, ya çok çok ama çok büyük bir oda olsaydı, mesela burası bir spor salonu olsaydı yine etrafınızı görüp nerede bulunduğunuzu anlamak, içinde bulunduğunuz durumda yapacaklarınıza başlangıç için en gerekli şey olmaz mı?

Bir odada kapalıyken, orada neler yapabileceğinizi anlamak için o odayı tanımak, en hayati şey değil midir? Peki alan büyüyünce, odalardan oluşmuş evler, evlerden oluşmuş sokaklar, sokaklardan oluşmuş semtler olunca değişen ne? Yine içinde bulunduğun durumu ve sahip olduğun imkânları anlamak için etrafına bakman gerekmiyor mu?

İnsan yaşadığı yeri ve çevresini tanımak, oradaki imkânları sorunları öğrenip dünyada aynı durumda neler yapılıyor anlamak istemez mi?

Bizler niye böyleyiz? Neden bunların hiç birini önemli olarak görmüyoruz? Yaşadığımız yerlerde daha önce kimler yaşamış, neler yapmışlar, bugün neler yaşanıyor, neler yapılıyor? Neden bu kadar ilgisiziz anlayamıyorum.

Mesala turizmde de bu böyle; Bir binayı fayansla kaplayıp yanına da yüzme havuzu koyunca oraya turistik tesis değerlendirmesi yapıp hemen turizmden para kazanmayı bekliyoruz da memleketin her yanı antik kalıntılar, kentlerle doğal turistik cazibe merkeziyken neden bunlara hiç ilgi göstermiyoruz.

Her şey yıkılıp yok olmaya terk edilmiş ve olması gerektiği gibi değil? Çünkü birileri iyi olanın daha çok para kazandıran şey olduğu yanlışını beyinlere kazımış. Turistin gelmesini sağlayan nedenler vardır, tarihi kent, doğal güzellik, antik eşyalarla dolu müzeler vs. Turist buraya bunları görmek için gelir ve çevresindeki tesislerde de kalır.

Biz ne yapıyoruz? Sadece turistik tesis yapıp turist gelsin diye bekliyoruz.

Gelmiyor mu? Geliyor.
Ama sadece en ucuzundan tatil yapmaya...
O kadar.

Tatil yapmaya gelecek turisti kapmaya da bir sürü kampanya yapılıp fiyat kırılıyor, maksat sürümden kazanılsın, her şey dahil tatil sistemi...
Uçaktan in, otele git, yüz, ye, yat, kalk, tekrar geri dön...

Nedir bu? Turizm... Hah hah haaa...
Sen ya turizm nedir bilmiyorsun ya da hayatında hiç turistik bir yere gitmemişsin...

Burada yabancı sahibine para kazandıran 5 yıldızlı otelin kasasına giren parayı turizm geliri sayanlardan bahsediyorum. Ülkeye ve tesisin çevresinde bulunan hiç bir şeye faydası olmayan bir turizm. Devlete faydası ne? Sadece vergi...

Turizm bu değil... Gidin Roma’da, Floransa’da bir müzeyi gezin bakalım. Şapkanızı terliğinizi, pulunuzu kartpostalınızı, pasta limonatanızı, kahvenizi, hediyelik eşyanızı, tuttuğunuz taksinizi, kalabileceğiniz binlerce küçük işletmeyi gözünüzün önüne getirin ve turistin harcayacağı parayı hesaplayın. Ve tabii ki bu paranın o çevredeki insanlara kazanç olarak nasıl eşit dağıldığını da gözlemleyin.

Bu yüzdendir ki bize gelen 100 turist diyelim örnek olarak adam başı 350 euro’dan 35.000 euro bırakıyorsa. Onlara giden 100 turist 70.000 euro bırakıyor hem de sadece belirli firmalar değil herkes kazanıyor...

Sanırım ayağa kalkıp lambayı yakarak etrafa bakmak yerine, yine dışardan biri gelsin ve o kapıyı açsın bize durumu anlatsın diye bekliyoruz. Çünkü biz kendi başımıza bir şeyler yapmaya alışık değiliz hep yaşayacaklarımızı başkaları planlamış ve nasıl yaşayacağımızı da onlar söylüyor.

İşin kötüsü herkesi bunun güzel ve yararlı bir şey olduğuna da inandırıyorlar. Daha önceki bir kaç yazımda otomotiv üreten dış sermayenin gelip burada ucuz işçiyi, vergi indirimini, ihracat özel desteğini kullandığını yapılan işin pisliğini burada bırakıp gideceğini böyle yapılaşan sanayinin gelişmeden çok geçici bir istihdam sayılacağını yazmıştım.

İşte o lambayı yakmayanlar, yakmak isteyenleri engelleyerek aydınlanmanın gerçekleşmesini engelleyenler, çevremizi görüp nasıl hareket etmemiz gerektiğini görmemiz işine gelmeyenler, ihracat patladı diye, otomotiv sektörü şahlandı diye basbas bağıranlar bakalım bundan sonra ne diyecekler?

Nissan ve Renault bundan sonraki yatırımını Fas’a kaydırmış.

Burada yapılacak olan fabrikaya Renault 1 milyar euro yatırmış ve fabrika Akdeniz’in en büyük araba üretim tesisi olacakmış. Hyundai’yi de biliyorsunuz (ki yakın zamanda o da yatırımlarını başka yere kaydırdı) Karsan’la anlaşıp yılda 2 bin (ikibin) hafif kamyon türü araç üretmek üzere anlaşma yapmışlardı.

Peki Fas’ta açılacak yeni fabrikada Renault ve Nissan ne kadar araç üreteceklermiş dersiniz? Yılda 400.000 adet... Desenize bu sefer de otomotiv alanındaki rekorları Fas kıracak ve bu yüzden ihracatı şahlanacak :)

Buyrun, ihracat arttı, şöyle patladı, böyle şahlandı diyen yalancı pehlivanlar elalemin şeyinle gerdeğe giriliyor muymuş?

Zengin misafirler gidince yine tamtakır kuru bakır bir başınıza kaldınız mı?

Şu lambalardan çekin artık elinizi de biraz ışık gelsin ve ne olup bittiğini görsünler...

Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz, bulunsa da karın doyurmaz...

Bu yüzden; kendi yemeğimizi artık kendimiz yapmayı öğrenmek zorundayız...