15 Ekim 2007

II. Abdülhamid'in istettiği Çin belgesel filmleri

Sarı bir gömlek mi aldınız? Bir bakarsınız ki üstüne sarı bir şeyler giyenlerden geçilmiyor, sanki sizi beklemişler... Az rastlanan eski model bir araba mı aldınız? Daha önceden görmediğiniz kadarı trafikte önünüze çıkar durur.

Bunun adı “Algıda seçicilik.” Yani bazı şeyler isteminiz dışında bilinçaltınıza işlenir ve siz farkında olmadan gördükleriniz içinde zihinsel olarak bazı nesneler ön plana çıkarılır.

Daha önceden dikkat etmediğim “Sinematürk” isimli güzel bir dergiyi çöpe atmışlar. Yığınla gazete içinde aralarda gözüme ilişti.

Hemen dergiyi çöpten aldım hızlı hızlı sayfaları karıştırdım ve Sultan II. Abdülhamid ismini bir başlıkta görünce (okuduğum kitaplar nedeniyle daha önceden burada kendisinden bir iki konuda bahsettiğim için) ilgimi çekti... Demek ki algıda seçicilik olumlu bir eylemmiş... Zaten konu uzun olacağı için hemen dikkatimi çeken yazıya geçeyim.

Yazının başlığı “Abdülhamit’in istettiği filmler”...

“O zaman sinema mı varmış?”

“Hadi varmış diyelim, bir yandan da niye “seyrettiği” değil de “istettiği” yazmışlar?

Merak ettim. Sonra yazının tamamını okudum ve gerçekten Sultan II. Abdülhamid’in neden farklı bir insan olduğunu bir kez daha anladım.

Sayın Ali Özuyar imzalı yazıyı size de çok kısa bir şekilde özetlemek istiyorum. Buyrun okumaya ve o zamanki imkânlara rağmen Abdülhamid’in ne kadar ileri görüşlü olduğunu hep beraber görelim...

Sultan II. Abdülhamid, siyasi kişiliğinin yanında, ilgi alanlarıyla da dikkat çeken bir şahsiyetti. Gramofon, otomobil, sinema onun döneminde Osmanlı topraklarına girdiği gibi klasik müzik, opera, tiyatro da yine onun zamanında saraya girmiştir.

Fotoğraf, müzik ve tiyatroya meraklı biri haliyle sinemaya da ilgi gösterecekti ve öyle de oldu; Film çekme ve gösterme resmi olarak 29 mart 1903’te Osmanlı kanunları nezdinde düzenlendi ve yasal hale getirildi.

Sarayda yapılan film gösterileri genelde o zamanlar uzun konulu filmler çekilmediği için bir iki dakikalık sessiz sinema örneklerinden ibaretti. Fakat bu filmler kısa bir süre sonra sinema seyircisinin ilgisini çeken haber filmciliğine dönüştü.

Dünyanın çeşitli yerlerinde gerçekleşen tarihi olayların kayıtları, bilgi edinmek ve kültürel olarak belli bir yeri takip edebilmek için aynı dönemde Avrupa’nın birçok sarayında da izleniyordu.

II. Abdülhamid’in, Yıldız Sarayı’nda yapılan film gösterilerindeki en büyük sıkıntısı ise yeni filmler bulmaktı. Genellikle filmler, yabancı ülkelerde bulunan Osmanlı Elçilikleri aracılığıyla bulunup saraya gönderiliyordu.

İşte bu yazının konusunu oluşturan özel bir istek o zaman da dikkat çekmişti. 1902 yılında Berlin Sefiri Ahmet Tevfik Paşa’ya iletilen bir yazıda; Sultan II. Abdülhamid’in, Çin’in son durumuyla ilgili filmler istediği belirtiliyordu.

Peki bu neden dikkat çekici bir istekti?

Çünkü; o zaman Çin, verdiği ekonomik imtiyazlar yüzünden Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın ekonomik denetimi altındaydı.

Halk buna karşı reformlar yapmaya çalıştıkça engelleniyor ve engellemeler arttıkça da iş ayaklanmaya doğru bir ivme kazanıyordu.

Beklenen oldu ve ayaklanmacılar (Boxer örgütü; I Ho Chü’an) 1900 yılında Pekin’de yabancılara saldırmaya başladılar, elçilikleri kuşatma altına aldılar hatta bir Alman elçi öldürüldü ve ayaklanmalar diğer şehirlere de sıçradı.

Çin’de çıkarları bulunan ülkeler, durumu tekrar kontrol altına almak için demin saydığım ülkelere Amerika ve Japonya’yı da ekleyerek uluslararası askeri bir güç oluşturdular.

Pekin’e giren uluslararası güç ayaklanmayı bastırdı ve Boxer Örgütü’nü etkisiz hale getirdi. Çin Hükümeti ve kraliçe Pekin’den kaçmak zorunda kaldı.

Uluslararası güç baskısı altında yeni bir Çin hükümeti kuruldu ve Avrupa ülkeleri ile hem ekonomik hem siyasi yaptırımlar içeren yeni anlaşmalar yapıldı... Tüm bunları bilip takip eden ve neler olup bittiğini, eylemlerin nasıl gerçekleştiğini görmek isteyen II. Abdülhamid de olayların seyrini ve uygulamaları filmler üzerinden incelemek istedi.

Avrupa ülkeleriyle Rus, Amerika, Japon üçlüsünün de bu işin üstüne düştüğünü görüp kendi ülkesi için planlar çıkarmaya çalışan II. Abdülhamid o zamandan bu günleri görebiliyor muymuş acaba?

100 yıldan da fazla bir zaman önce Çin’i, Çin’in siyasi ve ekonomik olarak yaptırım gücünü, dünyanın gelecekte nasıl şekillenebileceğini görebilen bir Padişah... Orada neler olup bittiğini görmek için belgesel nitelikli filmler istiyor. Belki de yakın zamanda kendi ülkesinde yapılabilecek benzer hareketlere karşı ne gibi önlemler alınması gerektiğini inceleyecek... Adamlar verirler mi hiç o filmleri?

Tabii nasıl oluyorsa Berlin’den istenen bu filmlerin bulunamadığı ama yerine “Alman askerlerinin Çin’den dönüşlerinde zafer kutlamalarıyla karşılanmasına ilişkin film”in diğer (konuyla ilgisi olmayan) filmlerle birlikte gönderildiği bildirilmiş...

Her ne kadar bugünü olduğu gibi tahmin etmek zor olsa da II. Abdülhamid kendi ülkesinin geleceğini ve ne gibi tehlikelerle karşılaşabileceğini sezmiş olsa gerek... Günümüz yöneticilerinin işi teknoloji sayesinde artık daha kolay ama acaba aynı şekilde meraklı olup bütün dünyayı takip etme isteği duyan var mı?