12 Ekim 2007

Maksim Gorki; ölmemiş, öldürülmüş...

Bir şeyler okurken, Stalin döneminin eli kanlı ismi “Yagoda”ya yıllar sonra satırlar arasında tekrar rastladım. Okumaya devam ettim...

Sonra, yavaş yavaş bazı şeyler kafama takıldı, araştırmaya başladım; Lenin, Stalin derken konular içinde oradan oraya atlayıp durdum.

Bu arada Yagoda’nın mahkemeye çıkarılışı ve suçlamaları cevaplaması ile ilgili bölümlere gelince farklı bir şey dikkatimi çekti. Bu yazıların içinde küçük bir ayrıntı olarak geçen ama çok önemli bir şey vardı. Büyük Rus yazarlarından Maksim Gorki ile ilgili daha önceden hiçbir yerde okumadığım duymadığım bir şey buldum.

Gorki hastalıktan ölmemiş, öldürülmüş!

Ve bu suçu işleyenler, mahkemede resmen suçlarını itiraf etmişler.

Hemen hemen hiç bilinmeyen bu konuyla ilgili bulup öğrendiklerimi size aktarmadan önce o döneme ve olayları yönlendiren insanlara kısaca bir göz atmak gerekiyor. (Ki ben de bir yandan kafamdakileri toparlayıp size düzgünce anlatabileyim...)

Konu zaten kendinden uzun o yüzden fazla uzatmadan hemen anlatmaya başlayayım;

Rusya’da çarlık döneminin bitip komünizmin başlamasıyla halk büyük bir mücadele içine girmek zorunda kalmıştı.

Her zaman olduğu gibi bu dönemde de siyasetçilerle yazarlar arasında bir ilişki vardı; kimi el üstünde tutulurken kimisi de fikir ayrılığı yarattığı için yönetenler tarafından her şekilde engelleniyordu.

Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri olan Maksim Gorki de çarlık döneminde yönetimi eleştirdiği için hapse atılmış ama bir süre sonra hapisten kurtulmuştu.

Ardından, komünistler gelince (her ne kadar desteklese de) eleştiriler yazmaya devam eden Gorki kendisine uygulanan baskılar sonucu Lenin’in istekleri doğrultusunda sansürlü yazılar yazmayı istemediği için ülkesini terk etmiş ve ancak çok sonra Stalin’in ısrarı üzerine geri gelmişti.

Bu arada siyasi alanda ise büyük bir mücadele ve baskı ortamı oluşmuş Rusya iyice birbirine girmişti.

Şimdi biraz daha dolaşıp ona ve o döneme geleceğiz. Ama önce o şartlar nasıl oluştu bir bakalım.

Lenin’in ölmesi üzerine Stalin başa geçti ve çok ağır koşulların uygulamaya koyulması insanları dayanılmaz yaşam koşulları içine itti.

İşte bu dayanılmaz şartlara karşı tepki verenler, İçişleri Halk Komiserliği (Rus gizli polisi) tarafından tespit edilince Stalin ve komünizm karşıtı sayılıp bir şekilde ortadan kaldırılıyordu.

O dönemde bu tür suçlamalarla itham edilip öldürülenlerin sayısı 60 milyon olarak tahmin ediliyor (Ünlü Rus Yazar Soljenitsin de yazılarında o günlerin tanığı olarak bu rakamı doğrulamaktadır.)

Ne Lenin, ne Stalin... O dönemin perde arkasındaki gizli baş aktörü ise çok farklı bir isim: Genrik Yagoda...

Stalin dönemi Rusya’sında komünizme karşı olanların öldürülmesi için elinden geleni ardına koymayan Genrik Yagoda, o dönemdeki birçok toplu katliamın sorumlusu olarak gösterilmekte. (ki bu arada belirteyim; tarihi belgelerden, toplu imhalarla katledilenler arasında Türk azınlıkların olduğunu da öğreniyoruz.)

Yagoda, Bolşeviklerin yanında, Rus Sosyal Demokrat Parti içinde yer almış ve 1917 devriminde üstlendiği görevler sayesinde de Lenin’le yakınlaşıp arkadaş olmuş. Yagoda yürüttüğü tüm eylemlerle Lenin’den sonra Stalin’in de gözüne girmeyi başarmış ve açık olarak Stalin tarafından desteklenmiş.

Zamanında en yakın dava arkadaşlarını bile saf dışı bırakıp liderliği ele geçiren Stalin; Yagoda’ya karşı da çok temkinliydi ve ileride olabilecek aksilikleri (birlikte işledikleri suçların öğrenilmesini) engellemek amacıyla Yagoda’nın ortadan kaldırmasını emretti. Bu görevi de ilginçtir Yagoda’nın yardımcısı Yezhov’a verdi. Yezhov’un ödülü de Yagoda’nın makamı olacaktı...

(Niye “ilginçtir...” dedim? Onu da şöyle açıklayayım.
Yagoda da buraya kendi müdürü Menjiski`yi ortadan kaldırarak gelmişti ve bu şekilde aynı şey kendi başına gelmiş olacaktı... )

Yezhov, çeşitli suçlamalarla Yagodayı mahkemeye taşıyıp oradan çıkacak kararla da müdürünün idamını gerçekleştirmeyi planladı. Hazırlıklar bitince casusluk, sabotaj ve ihanetle suçlanan Yagoda mahkemeye çıkarılmış.

Mahkemede, kendisine diş bileyip her türlü suçlamayı yapanlardan başka, tanıklık yapmak için çağrılanlar da varmış. Bunların arasında resmi makamların doktorları olarak bilinen Kremlin doktorları ise tüm dünya basının izlediği mahkemede korkunç açıklamalar yapmışlar. Bu açıklamaları dinledikçe mahkemede bulunanlar şaşkınlıklarını gizleyemiyorlarmış.

Doktorların anlattıkları bir süre sonra suçlamalar için tanıklık etmekten çıkarak itiraf etmeye kadar varmış çünkü Yagoda'nın emriyle zehirlenenler olduğu gibi başka yollardan öldürülenler de bulunuyormuş. Cinayetleri, aldıkları emirle yerine getiren doktorlar mahkemede bunları açıklamak zorunda kalmışlar.

Doktorların yaptığı açıklamalar arasında en ilgi çekeni benim de dikkatimi çekti.

Doktorların, Yagoda'nın emriyle öldürdükleri insanlar arasında Maksim Gorki ve oğlu Maksim Peşkov da varmış.

Doktorlar yaptıklarını tüm ayrıntılarıyla anlatmaya başlamışlar;
Maksim Gorki'yi hastayken düzenli olarak şiddetli hava cereyanına bırakmışlar. Böylece ünlü yazarın zatüre olmasını ve dolaylı yoldan da olsa bilinçli bir şekilde öldürülmesini sağlamışlar. Oğlunu ise sarhoş ettikten sonra karlar üzerine yatırıp ölüme terketmişler...

Doktorlar bu uygulamalara karşı çıktıklarını ama Yagoda'nın zorunlu emir ve tehtidlerine karşı gelemediklerini açıklamışlar.

Yapılan suçlamalarda, öldürülen insanların ismi geçtikçe Yagoda hemen hemen hepsine itiraz etse de Maksim Gorki ve oğlu Peşkov için söylenenleri kabul etmiş ve kendince gerekçelerini açıklamış... Halkın acılarını paylaşıp yazdığı için Rusça’da “Acı” anlamına gelen Gorki lakabıyla anılan Maksim Gorki’nin yaşamı da böylesine acılar içinde son bulmuş.