26 Ekim 2007

Türkiye, PKK terörü ve Amerika...

Siyaset benim işim değil, hiç bu konulara girmeyeyim diyorum ama olan biteni görüp de seyirci kalmak mümkün değil.

Bugüne kadar gazeteler, radyolar ve televizyonlar terör ve terör destekçileriyle ilgili akla hayale gelmeyecek binlerce konu işlediler, benim bunlara ekleyebileceğim pek fazla bir şey yok gibi...

Siyasi yapıyı eleştirenden tutun da yerine koyulabilecek sistemlere kadar her şey konuşuldu, hastane sağlık, okul eğitim, yol ulaşım vs gibi birinci dereceden ihtiyaçlar yerine bütçeden büyük payı hep savunma aldı, onbinlerce insan öldü yine de şu terör durmadı gitti.

Bundan yıllar evvel Suriye sınırında askerliğini yapmış biri olarak (ki şimdi politik olarak her ne kadar bizi destekleyip, terörle mücadelenizde yanınızdayız deseler de o zaman Suriye PKK yandaşlığı yapıyordu ve lider olarak gösterilen şahıs da oradaydı) olayları ve olayların cereyan ettiği yerleri yakından görme fırsatım oldu.

Biz yüzlerce yıllık geçmişi olan köklü devlet anlayışı üzerine kurulmuş, her türlü imkâna sahip büyük bir ülkeyiz onlarsa gerilla tarzı çarpışmalarla dağlara sinen çetelerden ibaret bir takım cahil insan, nasıl oluyor da onca yıl süren bu kanlı çatışmalarda bir türlü bitmiyorlar diye düşünüp dururdum.

Karşısında hiç kimsenin güçlü olmasını istemeyen bazı Avrupa ülkeleri bu bölgeyi birinci dünya savaşından sonra Osmanlı’nın elinden almak için yapmadığını bırakmadı. Üç beş kabileyi milliyetçilik havasıyla dolduruşa getirip başındaki adamlara da hem korunma imkânı verdiler hem para hem de silah yardımı yaptılar.

Bu kabileleri de kendilerinin yerleşmesi o zaman için mümkün olmayan yerlere yerleştirip ülke oldunuz diyerek haritaları yeniden çizip Ortadoğuyu kendilerine göre projelendirip olan biteni uzaktan izlediler.

Kim işine gelmeyen bir şey yapmaya kalkarsa öbürünü diğerine kışkırtıp durdular. 80’li yılların başından beri aynı kaynaktan yapılan saldırılarda bir bakıyorsunuz adamların ellerinde bir Rus silahları, bir Fransız bombaları, bir İngiliz mühimmatı, bir Amerikan telsizi, destekleyen destekleyene...

Oldum olası İsrail kayırmacılığına çıkan bir politika ve onların Arap dünyasıyla bir türlü barışmayan savaşçı yerleşmeci zihniyeti.

Bu bilgiler ışığında bile yüzlerce komplo teorisi ve siyasi projelendirme açılımı yapılabilir. Fakat şu son bir iki ayda gerçekleşen olaylar öylesine yanlış yönlendirmelerle verilmeye çalışılıyor ki benim gibi bu işlerin uzmanı olmayan biri bile bütün gerçekleri olduğu gibi görebilirken nasıl oluyor da bu şekilde açıklamalar, fikir beyanatları yapılıyor şaşmamak elde değil.

PKK özellikle olayları tırmandırıyor ki Türkiye Kuzey Irak’a girsin, girsin ki çatışmalar PKK ve Türkiye arasında olmaktan çıkıp Kuzey Irak ve Türkiye savaşına dönüşsün. Bu arada da PKK Kuzey Iraklı Kürtleri koruyan yasal bir orduya dönüşsün ve “Bakın biz size demedik mi, biz Kürtleri Türklerden koruyoruz ve bizim yıllardır verdiğimiz mücadele de bu. Artık bütün dünya bunu görsün, bizi kabullensin.” desinler.

Irak’ın işgali için Amerika’ya içeriden yardım etsinler diye hep elde tutulup ara sıra da kullanılan bu grupları Amerika’nın desteklediği herkes tarafından biliniyor.

Şimdi örgüt içinde bir hesaplaşma başladı.

Örgüt içerisinde bir grup “Türkiye’den bir bölümü koparamadık ama Amerika’nın Irak’la savaşı sayesinde Irak’ın bir parçası üzerinde Kuzey Irak Kürt Devleti kuruldu, artık savaşmaya gerek yok” derken son bir çabayla (yukarıda bahsettiğim şekliyle) PKK’yı Kuzey Irak Kürt Devleti’nin resmi ordusunun bir parçası haline getirmeye çalışıyor.

Diğer grup ise bu şekilde yaşamaya alışmış ve savaşalım gidip önümüze çıkanı vuralım yeter ki çalışmadan, başkalarının bize verdiği paralarla birgün orda birgün burada yaşayıp gidelim mantığı güdüyor.

Amerika bunun bilincinde ve bu örgüt liderlerini geçenlerde Amerika’da konuk edip konuştular. Amerika’nın amacı artık PKK’yı İran için kullanmak. Bu yüzden de son olaylarda tavşana kaç, tazıya tut diyen Amerika herkesin gücü ortaya çıksın ve kendisi desteklemezse neler olacağını görsünler istiyor.

Amerika’nın bu yaptırımlarını göğüsleyebilmek için eğitim, üretim ve gelişme üzerinde durup kendimizi güçlendirmemiz gerekiyor ki biz de yeri gelince resti çekelim. Dünya ekonomisinde söz sahibi olamadığımız bir gerçek ama biz bile “Irak’a ambargo uygularız, ona göre.” diyebiliyoruz çünkü şu anda Irak bize muhtaç. İşte biz de zamanı gelince bu şekilde başkalarına muhtaç olmamak için şimdiden zorlu bir mücadeleye girip esas savaşı ekonomi alanında yapmalıyız. Çünkü bilinen bir gerçek varsa o da ekonomisi zayıf olan ülkelerin savaşlarda da çok büyük başarılar gösteremeyeceğidir.

Haa, biz Türküz bizim sağımız solumuz belli olmaz o ayrı, yeri gelir yine dikiliriz tüm dünyanın karşısına tek başımıza. Ama çağımız artık göğsünü siper edip ölerek vatan kurtarma çağı değil, aklımızı kullanıp tek el silah atmadan ekonomik güçle karşındakini dize getirme çağı.

Bunun için de çok çalışmalıyız. Hem de yarından itibaren...