08 Ekim 2007

uydurma ama güzel bir hikâye...

Gotik tarzda yapılan eski kiliseler, genelde haç biçimindeki bir temel üzerinde yükselir. Dar uzun mimari şekliyle, çok yüksek bir binadaymış havası yaratan kiliselerin tavanları da genellikle resimlerle süslüdür...

Bu tür resimlerin en ünlüleri Vatikan’daki Sistine Şapeli’ndekilerdir (bknz örn. 1, 2) (orjinal ismin yazılışı: Cappella Sistina), resimleri yapan da Rönesans devrinin en ünlü ressamı Michelangelo’dur.

Bu kısa bilgiden sonra gelelim yazımın konusuna.

Yakın bir zamanda okuduğum yarı rivayet yarı uydurma bir öykü benim hoşuma gitti ve belki sizin de hoşunuza gider diye aklımda kaldığı kadarıyla da özet olarak buraya aktarmayı düşündüm, umarım beğenirsiniz...

İşte hikâye;

Eski zamanlarda bir kilisenin papazı, daha yüksek bir makama geçmek için baş rahibin gelip kendisini ve kiliseyi denetlemesini beklemekteymiş. Beklenen konuk büyük, arzulanan kademe de önemli olunca papaz hiçbir aksilik çıksın istemediği için her şeyi gözden geçiriyormuş.

Papaz küçük bir kasabada görevli olduğu için haliyle kilisede de pek öyle göz alıcı süslemeler, heykeller yokmuş. Basit dört duvar bir yer, hatta süslü püslü renkli camları bile yok. “Baş rahip gelince burayı daha da güzel göstermek için acaba ne yapmak lazım?” diye düşünmüş.

Zamanında papaz, büyük ve ünlü kiliseleri gezip görmüş. O ihtişamlı süslemeleri, resimleri falan biliyor. Acaba buraya ne yaptırabilirim diye düşünüp durmuş. En sonunda kasabada ressam olan birini bulup (kilisenin camları olmadığı için) bütün duvarlara resim yaptırtmaya karar vermiş...

Papaz, ressamı bulup; duvarlara çizilecek bulutları, melekleri, martıları vs. anlatmış... Gereken malzemeler alınmış, ressam içeri kapanmış...

Resimlerin kısa bir sürede yetiştirilmesi gerekiyor diye de ressam gündüz çalıştığı iş biter bitmez kiliseye koşuyor ve hiç aralıksız tüm gece boyunca çalışıyormuş.

Aradan bir iki gün geçmiş ve artık duvarlarda yavaş yavaş bir şeyler belirmeye başlamış... Ama papazın içinde de ufak ufak bir şeyler kıpırdamaya başlamış...

Ressam sabah gidiyor, papaz geliyor... Bakıyor ki duvarlar boyanmış üzerine martılar, bulutlar yapılmış, bir iki melek için de kurşun kalemle taslak çizimler yapılmış. Alıyor eline ıslak bir sünger, başlıyor kendine göre düzeltmeye...

Şu martının kanadı biraz uzun, hiç bu kadar büyük bulut yapılır mı? vs. beğenmediği yerleri düzeltip duruyor.

Akşam olunca yine ressam geliyor, başlıyorlar tartışmaya... Bir yandan resimler yeniden düzeltiliyor bir yandan ressam anlatıyor, papaz onaylıyor; “doğru, doğru... keşke hiç ellemeseydim” diyor...

Diyor ama ertesi gün yine dayanamayıp bu sefer de meleğin kanadı biraz uzun olmuş, yok başındaki taç küçük vs. diyerek yine resimlere elindeki süngerle müdahale ediyor....

Bu böyle üç dört kez tekrarlanınca ressam iyici sinirleniyor ve kilisenin kapısını kapatıp işi bitinceye kadar papazı içeri almıyor. İş bitip de ressam kapıları açınca papaz içeri giriyor ve girmesiyle birlikte de şaşırıyor. Çünkü ressam bütün resimleri silmiş...

Papaz tam ağzını açıp bir şeyler söyleyecekken ressam: “Bundan sonra resimlerin sağını solunu biraz zor bozarsın...” diyerek biraz da bulduğu yöntemle övünüp, tavana yaptığı resimleri göstermiş...

Baş rahip gelmiş mi, kiliseyi çok beğenip papazı da daha iyi bir makama getirmiş mi bilmiyorum ama o günden itibaren; kilise duvarlarına yapılan resimler artık kiliselerin yüksek tavanlarına yapılmaya başlanmış.

İyi ki de öyle olmuş :) yoksa yüzlerce yıl boyunca başkalarının müdahaleleri yüzünden bozulup günümüze ulaşamayacaklardı ve bizler de döneminin çok ilerisinde olan dahi ressamları belki de tanıma fırsatı bile bulamayacaktık...