19 Kasım 2007

Güneş doğup batıyor, rüzgâr esip geçiyor... uyan artık memleketim...

Kafamı karıştıran ve neredeyse her türlü ayrıntısına kadar incelediğim birkaç konu var ki bir türlü işin içinden çıkamıyorum. Bunların tamamı da genellikle çevreyle ilgili yapılanma uygulamalarına ait...

Zamanında bir dergi için nükleer enerji ile ilgili bir konu hazırlamıştım. Herkes nükleer enerji elde etmek için nükleer santrallere karşıyken ben öbür seçeneğin de düşünülüp ondan sonra tekrar karar verilmesiyle ilgili bir ana fikri takip etmiştim...

Amaç dünya genelini değerlendirip, hangi tip, kaçıncı nesil ve hangi teknolojiyle çalışan santraller var onları anlatmak ve bunların işletmeciliğiyle ilgili yöntemler ve yapılanma bilgilerini aktarmaktı. Şimdi yine bu konu gündemde ve ben aklımın erdiğince iki taraf için de düşündüklerimi aktarmak istiyorum...

Fransa, enerji ihtiyacının büyük bir bölümünü (%80’ini) nükleer santrallerden karşılıyor, biz ise daha düne kadar başkalarına muhtaçtık. Bulgaristan elektriği kestimi otur düşün kara kara... Şu anda da bir çok kaynaktan farklı enerji biçimlerine (doğalgaz vs.) ihtiyacımız var ve bunları dışarıdan almaya devam ediyoruz...

Nükleer santrallerin atıkları, çevre sorunları, bir kaza anında taşıdığı riskler yeni nesil santral ve yeni teknolojiler sayesinde oldukça alt seviyelere indirilmiş durumda...

Nükleer santrallerin bakım, güvenlik ve işletme maliyetleri de teknolojik donanımına göre değişiyor. Kısacası en baştan en pahalı ve yeni olanı alırsan daha uzun dayanıyor ve kaza olması ihtimalinin azalması yanında bakımı masrafı da ona göre düşük oluyor.

Bu arada hemen belirtmem gerekiyor; gerek nükleer santral konusunda gerekse yine bu yazıda aşağıda bahsedeceğim konularda, bir şekilde “Şu şöyle yapılsın, ben böylesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum, yok bu daha doğrudur...” gibi bir fikir yürütme amacı taşımıyorum...

Ben sadece okuduklarımdan edindiğim bilgiyi aktarırken her fikrin bir de karşıt fikri ya da göz önünde bulundurulması gereken diğer ayrıntılarının da incelenmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyorum... “Bunun için böyle böyle diyoruz ama bakın bir de böyle bir durum var diyerek.” konuları genişletmeye çalışıyorum.

Neyse konumuza dönelim...

Kısaca özetlersek en iyi sistemi seçip para yatırmaktan çekinmezsek, en son teknolojiyle donanmış bir nükleer tesis memleketçe işimize yarar, dünyanın her yanı nükleer santrallerle çevrilmiş biz de niye olmasın?

Amaaa... “Risk ne olacak?” derseniz size şunu söyleyeyim; sınır komşularımızın neredeyse hepsinde nükleer santral var ve onlarda bir sorun çıkarsa zaten doğal olarak onların kapsadığı tehlike (menzil) alanına dahil oluyoruz... Bir örnek vermek gerekirse evdeki bütün odalarda soba olduğunu varsayalım ve biz “Ya yangın çıkarsa” diye salona soba kurmuyoruz durum şu anda resmen bu... Gerekçesi güvenlik ama yandaki odalarda bir yangın çıkarsa biz de zaten etkileneceğiz (ki zamanında Çernobil olayı yaşandı)... O zaman soğukta oturmanın bir anlamı yok... Ya herkes kapatsın bu santralleri ya da biz de açalım avantajlarından faydalanalım...

Tabii ki günlük basında bu konu hakkında bir sürü şey yazılacak ve konu dönüp dolaşıp dünyanın her yerinde araba var trafik var ama en çok kaza bizde oluyor bizim memlekette her şey baştan savma bu nükleer santralin denetimini ve kontrolünü bizim insanımız yapamaz laçka davranır ve bir kaza olur mevzusuna gelecek...

Bu çok saçma bir önerme/suçlama olur. Çünkü santrali kuran firma burada çalışacak insanları (ki bunlar benim gibi salak olmayacaklar, çoğu atom, fizik, elektronik yüksek mühendisi insanlardan oluşan bir grup çalışan) özel eğitimle burada çalışmak için belli bir eğitimden geçirecek...

Yani elektrik de tehlikeli ve insanı öldürüyor ama tehlikeli diye ondan vazgeçmiyoruz. Gerekli önlemleri alıp, teknolojik altyapıyı oluşturup kontrolümüz altına alınca çok da güzel bir şekilde istifade ediyoruz.. Bunu tabii ki bir “Ateşle imtihan” olarak algılayıp biz yaparız evelallah diye üstüne atlayalım seviyesine getirmek doğru değil. Bütün dünyada gelişmiş ülkeler nasıl yapıyorsa biz de öyle yapabiliriz...

Bütün bunların dışında bu konuya şunu eklemek lazım; yaptık yapmadık, oldu olmadı o ayrı konu ama nükleer santral yapılacaksa ve bu santrallerde elektrik üretilip memlekete dağılacaksa bundan vatandaşın da bir çıkarı olmalı. 'Yani nükleer santraller sadece üretim yapanın giderlerini azaltıp, çalışan eleman sayısını düşürmek, ucuza elektrik üretmek için tercih edilecekse; sadece işletene faydanın dışında memlekete ucuz elektrik temin edemeyecekse bu sayede de evlere, işyerlerine ucuz elektrik gelmeyecekse bu riski almaya hiç gerek yok...

Bu konunun teknik ayrıntıları biraz araştırılmayla her yerden elde edilebilir... O yüzden bu konu hakkında bir şeyler yazmadan önce bilenlerle konuşup her türlü ayrıntıyı öğrenmemiz lazım. Sadece karşıtlar diye bir gurubu destekleme ya da ‘memleketin yararınadır’ diyerek hemen araştırmadan kabul etmek yanlış olur... (ki ille de nükleer santral yapmaya da gerek yok memleketin her yeri rüzgârlı ve rüzgârdan elektrik elde etmek de olası, bunun da düşünülmesi gerekir.)

Bakıyorum Fransız kanallarında Türkiye’nin büyük bir bölümünde güneş enerjisi ile insanlar çevreyi kirletmeden (Gaz, petrol ürünleri kullanmadan) sıcak su ihtiyaçlarını karşılıyorlar diye haberler çıkıyor. Biz memleketçe bunları konuşacağımıza ya çıkar için nükleer santralleri destekleyen yayın organlarını besleyenleri ya da tamamen karşıtlarını okuyup ister istemez ya öyle ya böyle diye taraf fikirler ediniyoruz... Başka imkânlara sahip olduğumuzu ise aklımıza bile getirmiyoruz ya da getirmememiz için bir grup insan çıkarları karşılığında çok çaba sarfediyor...

Oysa ki şu günlerde birkaç firma oldukça başarılı çalışmalar yapıp güneş enerjisini elektrik enerjisine çevirip uzun vadede ucuza gelecek uygulamalar yapmaya başladı bile ve bu TÜRK firmaları Fransız televizyonlarına konu oluyor... Haberimiz var mı yok... Niye çünkü ya nükleer enerji için nükleer santralleri desteklemek ya da çevre için bunlaraa karşı olan grubun tepkisine kapılmakla beyinlerimiz meşgul edilip duruluyor... Haberimiz olsun artık: Türkiye’de petrolden de kıymetli, rüzgâr var, güneş var...