26 Kasım 2007

yerli malı yurdun malı...

Geçenlerde televizyona kaydı gözüm, haberler var... Yeni bir hızlı tren getirilmiş yurtdışından ve daha hizmete başlamadan hemen üzerine, lokomotif denilebilecek en öndeki sürücü kısmının kapısına da bir Türk Bayrağı çıkartması yapıştırılmış...

Bir önceki hızlı tren denemelerinin sonucunu hepimiz biliyoruz, şimdi bir yenisini getirip dosta düşmana gösteriyoruz. Bakın bizim de hızlı trenimiz var... Ver ispanyollara parayı seninde olsun oh ne güzel... Bu mudur gelişme, ilerleme ve ulaşımda modernleşme? Ver parayı al aracı yapıştır üstüne de bayrağı al sana bizim oldu...

Böyle söylene söylene izledim haberi ardından hemen hemen aynı günlerdeki başka bir şey aklıma geldi; Göktürk projesi.

Göktürk projesi; “Askeri amaçlı uydu gözlem sistemi”ne bizimkilerin verdiği isim ama biraz araştırınca hemen bu projenin temelini oluşturan uydunun da daha önceden Fransız Alcatel’e verildiği sonra bu ihalenin durdurulduğunu ve yeniden yapılacak ihaleye de İsrail, İtalya, Fransa ve Almanya’ya ait firmaların katılacağını öğreniyoruz...

Yine aynı mantıkta bir uygulama, ver parasını al aleti, fırlat uzaya sonra da koy ismini falanca, filanca diye övün dur...

Yabancı ülkeden maratoncu getir geçir vatandaşlığa o koşsun sen alkışla, yabancı ülkeden getir futbolcuyu o atsın golü sen zıpla mantığına dur diyecek, bu astronomik paraların verildiği alanlarda aynısını biz de yapabiliriz diyecek kurum, kuruluş, okul, işyeri, insan yok mu bu memlekette?

Koşanı da buluruz evelallah, gol atanını da, hızlı treni yapacak araştırma enstitüsünü de buluruz, uyduyu fırlatacak üniversiteyi de ama yeter ki bunları yapmak için içeriye, kendi değerlerimize, kendi bilimadamlarımıza bakmayı bunun böyle olması gerektiğinin zorunluluğuna inanalım ve çözümü kendimizde bulacağımız inancını kaybetmeyelim...