29 Aralık 2007

beynin labirentlerini çözen labirentler...

Berlin Hayvanat Bahçesi’nin girişinde, kesilerek duvar şekli verilmiş bitkilerden (sanırım bunlara lükstrüm deniyor) yapılmış, oldukça büyük bir labirent vardı. Hemen öteki tarafından çıkabileceğimi sanıp (10 yaşında ya vardım ya yoktum, çocukluk işte) duvarları boyumdan iki kat yüksek labirente giriverdim...

Yaklaşık bir yarım saat sonra, dışarıda beklemeye dayanamayan babamın yüksek bir yere çıkıp uzaktan verdiği tüyolarla labirentten anca çıkabildim. Bir muhabbet sırasında konudan bahsedilince bir amcamız labirentten çıkmanın püf noktasını söylemişti.

Ne zaman labirentle ilgili bir şey görsem okusam hemen aklıma o püf noktası gelirdi.

Geçenlerde izlediğim bir dizide, hapishanedeki yöneticilerden biri hapishanenin içinde, yere labirent çiziyor. Dediğine göre; bir sorunun varsa ve bunun için ne yapacağını bilmiyorsan, labirente girip yolunu bulmaya çalışacaksın. Beynin, labirentin çıkışına ulaşmak için efor sarf ederken bu arada çok yönlü çalışmaya başlayacak ve sen aynı anda sorununu da düşündüğün için (baştan böyle planlamalısın) düşündüğün şeyle ilgili çözüme daha çabuk ulaşacaksın.

Fizikle beynin el ele verip sorunlar üzerine “bilinçaltı rehabilitasyon” yapmasını sağlamak gibi bir şey... İlginç geldi... Çünkü Berlin’deki labirentten çıkamadığımı anlattığım amcamız bana “labirentten çıkmak için elini bir duvara koyacaksın ve hiç kaldırmadan yürümeye başlayacaksın, bu şekilde mutlaka çıkışı bulursun. Mesela sol elini solundaki duvara koy ve yürümeye başla.” demişti.

Labirente girince gözümüz ve beynimiz dışarıdaki görüntüleri yorumlar ama biliyoruz ki gözün gördüğüne göre düşünen beyin bu bilgi akışında yanılabilir. O yüzden duyularımızdan bir diğerine başvurmamız gerekiyor. Yani dokunma duyusu bu durumda görme duyumuzdan daha kullanışlı oluyor. Böylece beynin sağlam bir dayanağı oluyor.

Normalde bir sorun üzerinde düşünürken arada aklımıza gelen bir sürü şeyi büyütüp dururuz ya da önemli şeyleri göz ardı etmiş olabiliriz. Bu kendi kazanımımızla elde ettiğimiz mantık silsilesidir ve tüm olayları buna göre değerlendirip bir sonuca ulaşırız. Ama kendi mantığımızın tartışılmaz doğru olarak temelde yer almasının kötü bir yanı vardır, ulaşacağımız tüm sonuçlar bizden yana olacaktır, çünkü kendimiz, kendimize tarafızdır.

Burada uygulanmak istenen şey de acaba: Sadece duygularla vicdanla ya da saf mantıkla hareket edebilmek için labirente girince; beyni, fiziğimizi labirentin dışına çıkarmaya çalıştırarak oyalamak mı?

Bence olabilir.

Böylece aklımızdaki sorunu da çok dallandırıp budaklandırmaya, bütün ayrıntıları tek tek düşünüp, ince hesap yapmaya fırsat bulamadan en kısa çözüm yoluyla halletmiş olabiliriz.

Tabii ki bu yöntem, sorundan soruna farklı bir başarı elde edecektir ve çözüm bulacak diye bir garantisi yok...


(kareli defterle ilgili uzun bir not: sanırım bu konu, bu yılın son gönderisi olacak. Ne bulursam, bir sürü şeyi ilk aklıma geldiği anda buraya koyma ya da hergün mutlaka yazacağım diye bir zorunluluğum olmadığını biliyorum. Zaten öyle olsaydı bir süre sonra sıradan olmaya başlardı ya da ve her yerde rastlanan şeyleri almak zorunda kalacağım için basit bir yer olurdu. Yazmak için yazmak en güzeli, bu şekilde, içimden geldiği gibi ve ne zaman yazmak istiyorsam o zaman yazıyorum... Zorla güzellik olmaz:)

Vaktim olsa daha fazla da yazacağım ama günlük hayatımın içinde çoluk çocuktan, işten güçten ancak bu kadar fırsatım oluyor. Fakat yazılarımı istatistik olarak değerlendirmem gerekirse kendime göre bu yıl oldukça iyi sayılabilirim.

Bu ay, bir ayda en fazla gönderi sayısında rekor kırarak 21 gönderiye ulaştım.

Geçen yıl toplam 54 gönderiyi buraya girebilmişken, bu yıl bu sayıyı 175'e çıkarıp geçen yılın üç katının da üzerinde bir gönderi sayısına ulaşmayı başardım.

Yine bu yıl yeni bir uygulamaya geçerek başka sitelerden alışık olduğumuz konu etiketlemesini uyguladım. Böylece herkes, kendi ilgi alanlarında yazılanlara daha çabuk ulaşabilecek ve geçmişte o alan üzerine yazılanları daha kolay gözden geçirme imkânına kavuşmuş olacak.

Bu yıl daha önceden buraya girip ortalığı dağıtmak istemediğim seyrettiğim filmlerin eleştirilerini başka bir yerde toplamaya karar verdim ve yine bana ait yeni bir blog böylece doğmuş oldu. Artık seyrettiğim filmler hakkındaki yorumlarım, görüş ve eleştirilerim birfilm bloğumda yer alıyor. Farklı bir konuda başlı başına başka bir blog açmaya nasıl cesaret edebildim kendim de inanamıyorum ama seyrettiğim film ne olursa olsun artık orada yazıyorum.

Fırsat buldukça takip ettiğim arkadaşların sitelerindeki linklerden başka bloglara ulaşıp incelemeye çalışıyorum. Beğendiklerim olursa kendi linklerime ekliyorum. Eğer sizin de buradaki linklere eklemek isteyeceğiniz bir bloğunuz varsa bana mail atabilirsiniz, uygunsa seve seve listeye eklerim.

Bu arada her şey güllük gülistanlık değil tabii ki... Diğer blog sitem olan naylon defter çok kısa bir süre sonra bininci (1000) gönderisine ulaşacak. Naylon defter isimli bu bloğun artık yeterli derecede işlevini yerine getirdiğine ve bundan sonra eklenecek her türlü resmin içeriği farklı da olsa anlatmaya çalıştığı bakış açısı bakımından tekrara düşmüş olacağını düşünüyorum. Buradan esinlenen arkadaşların açacağı farklı alanlara yönelik resim blogları sanırım aynı çizgiyi geliştirip korumaya ve bu tarz düşünceyi yaymaya yardımcı olacaktır. Naylon defter bininci gönderisiyle birlikte kapanınca kareli deftere çok daha fazla vakit ayırabileceğimi düşünüyorum. Umarım öyle olur.

Hepimize komik ya da ilginç, acayip videolar gelmiştir. Bunun dışında kendimiz nette gezerken rastlamış olabiliriz. İşte bu tip videoları koyup biriktirebileceğim ve yine başkalarınla paylaşabileceğim bir videoblog (acayipblog) kurmak istedim ama bunda pek başarılı olamadım. Nedeni ise bulduğum videoları koymak için belli bir yerimin olmaması ve bunları ancak yayınlandığı yerlerin linklerini vererek siteme koymam. Böyle yapınca belli bir süre sonra baktım ki önceden koyduğum videoların bazıları çalışmıyor (youtube'a koyulan video bir ay sonra kaldırılmış olabiliyor mesela) ve gelenler de haklı olarak şikâyet ediyor. O yüzden bu videoblog işini de bir süreliğine askıya alacağım ama yine de bulduğum, rastladığım ilginç şeyleri orada biriktirmeye devam edeceğim.

Bir de yazdığım öyküleri topladığım sitem var fakat wordpress bloglarına ulaşımın engellenmesi yüzünden bu sitemi de diğer bloglarım listesinden kaldırdım. Vakit bulursam bu siteyi de önümüzdeki yıl blogspota taşımayı düşünüyorum.

Burayı takip edenlere bu yılın hesabını :) alnım açık bir şekilde verdikten sonra yeni yılınızı kutlayarak 2008'de buluşmak üzere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum... Herkese mutlu yıllar...