05 Aralık 2007

Kaplumbağa Terbiyecisi'nin sırları...

NLP Uzmanı Halil Çil şu anda bir kitap hazırlama aşamasındaymış ve Sayın Gülay Altan kendisiyle bir röportaj yapmış.

---NLP (Neuro-Linguistic Programming): Beynin, işlevlerini yerine getirirken, belirli bir programlama dili kullandığını (bilgisayarlarda olduğu gibi) varsayan ve bu anlayışa uygun düşen mantık yöntemleriyle, insanlara belli olaylar ya da özel durumlar için “Yönlendirme hizmeti sağlamaya çalışan alan.” olarak açıklanıyor.---

Fakat yapılan röportajın ve Sayın Halil Çil’in şu anda yayına hazırlanan kitabının konusu NLP ile ilgili değil.

Sayın Halil Çil’in tesadüfler sonucu farkına vardığı bir şeyin kendisini araştırmaya itttiğini okuyunca, konuyu buraya aktarılacak kadar ilgi çekici buldum... Kim yazmış, neymiş, neciymiş vs. gibi sorular aklınızı karıştırmasın diye de böyle bir ön bilgi ve giriş yazmak zorunda kaldım.

Gelelim konumuza:
Halil Çil; hediyelik eşya satan bir dükkândan, içinde Osman Hamdi Bey’in “Kaplumbağa Terbiyecisi” resminin basılı olduğu bir tabak alır, bu tabak beğenilince de gidip aynısından bir tane daha almak ister...

“Bunda ne var ki? Gitsin alsın.” diyeceksiniz ama Sayın Çil ikinci tabağı alınca dikkat etmiş ki bu tabaktaki resim ilk aldığı tabaktaki resme benzese de aynısı değil...

Önce bu işi yapanların benzer/sahte ya da hatalı bir baskı yaptığını düşünmüş ama bakmış ki pek de öyle yanlış yapılacak gibi değil. Çünkü iki resim aynı gibi görünse de birbirinden bir hayli farklı.

Ve başlamış araştırmaya...

Araştırma sırasında da öylesine şeylerle karşılaşmış ki bütün bu araştırma sonuçlarından elde ettiği bilgileri bir araya gedirip kitap halinde yayınlamayı düşünmüş.

Nasıl ki Dan Brown; gizem, sır, şifre vs. içeren, bol bilinmeyenli ilginç tarihi konuları siyaset, tarikat, din vs ilişkilerine bağlayarak yazıyorsa ya da tüm dünyada çeşitli yayınlarla Leonardo da Vinci’nin resimlerinde şifreler olduğu iddia ediliyorsa; aynı şekilde Osman Hamdi Bey’in “Kaplumbağa Terbiyecisi” isimli resmi de Sayın Halil Çil için bir sürü gizem barındırıyordu.

İşte bu yüzden; nasıl ki Dan Brown “Da Vinci Şifresi”ni yazdıysa, Sayın Çil’de “Kaplumbağa Terbiyecisi” ni yazacaktı. (Bu arada; Çil’in daha önceden “Anne bak kendim yazdım.” isimli bir romanı olduğunu da belirtmekte fayda var.)

Önce “Kaplumbağalar eğitilebilir mi?” sorusuyla başlayan Çil, kaplumbağaların sağır olduğunu, sesle komutla eğitilemeyeceğini (ki ben buna katılmıyorum) bunun için de “Kaplumbağa Terbiyecisi” gibi bir mesleğin bulunamayacağı sonucuna varmış...

Çil daha sonra Osman Hamdi Bey’in hayatını, yaptıklarını ve eserlerini araştırmış ve bunlar sonucunda öğrenmiş ki bu iki resmi de Osman Hamdi Bey yapmış. Çünkü Osman Hamdi Bey resimlerinin çoğunu çift yaptığı gibi “Kaplumbağa Terbiyecisi” isimli tabloyu da çift yapmış...

Ama diğer çalışmalarına göre bir farkla; bu resmin ikincisini bir yıl sonra (birinci tablo 1906’da, ikincisi 1907’de) yapmış.

İki resim arasındaki belirgin farklara gelirsek; Her iki resimdeki terbiyeci kendisi olmasına rağmen, Osman Hamdi Bey kendini bir yıl arayla yapılan resimlerin birinde yaşlı birinde genç çizmiş. Kaplumbağaların sayıları, resime yerleştirildiği yerler farklı, bir resimdeki Allah ve Muhammed yazan “Hat” tablo ve pencerenin içinde duran seramik ibrik diğerinde yok.

Yaptığı araştırmalar sayesinden Çil, başkalarının bu tablolar ile ilgili yorumlarına da ulaşmış ve genel olarak ilk düşünülen şeyi, yani resimlerin farklı yapılmasındaki amacın “o zamanki idari yapılanma içinde yer alanlara siyasi bir takım göndermeler yapma” olabileceğini düşünenlerin fikirlerine ulaşmış. Fakat Çil araştırmayı iyice ileri götürüp daha da derinlere inmiş...

Bakalım Çil bu derin araştırmalarda neler bulmuş?

Önce tablonun ismiyle başlamak lazım: Eğer tablonun ismi gerçekten “Kaplumbağa Terbiyecisi” ise o zamanlar Osmanlıca olarak Erbab-ı darh denmesi gerekiyor. Erbab-ı darh ise aynı zamanda “Dağların batıl tanrı bekçisi” anlamına geliyormuş.

Peki bunun Osman Hamdi Bey’le ne gibi bir ilişkisi var derseniz karşımıza bir sürpriz çıkıyor; Tüm dünyada bilinen ve çok önemli olan Nemrud Dağı'ndaki tanrı heykellerini bulan ilk kişi Osman Hamdi Bey’dir. Yani bir dağ ve bu dağda batıl zamanlarda yapılmış tanrı heykelleri ve onu bulup koruma altına alma durumu gerçekten mevcut.

Ayrıca; Osman Hamdi Bey, 1881 yılında Devlet Müzesi Müdürlüğü yapmış ve bu görevi icra ettiği dönemde “Tarihi eserleri koruma kanunu”nu çıkarmış. Osman Hamdi Bey’in hizmetleri bu kadarla da bitmiyor; önce ilk müze binamız olan İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni, ardından da Güzel Sanatlar Okulu’nu memleketimize kazandırmış...

Evet, hem resimdeki “Kaplumbağa Terbiyecisi”nin hem bu resmi yapanın ve hem de Nemrut Dağı’ndaki tanrı heykellerini bulan kişinin Osman Hamdi Bey olması ilginç bir bağlantı. Bunun dışında Osman Hamdi Bey’in tablolarını çifter çifter yapması da bir hayli ilginç. (Ve eminim Sayın Çil'in kitabı bir hayli dikkat çekecektir, bu arada kendisine başarılar diliyorum amaaa...)

Her ne kadar Sayın Çil’in; Osman Hamdi Bey’i [“Kaplumbağa Terbiyecisi” resminde kendi üzerindeki Melamilik Tarikatı kıyafetinden dolayı tasavvufla masonluk arasında bir bağlantı kurarak] farklı bir yere koymaya çalışması ilginç olacak olsa da ben gizemin bu yanıyla hiç ilgilenmiyorum.

Ben bu kitaptan önce ilk olarak hemen, bir yayın evinin, Osman Hamdi Bey tarafından yapılan tüm resimlerin bulunduğu bir albümün yayınlamasını ve bu albüme de çift yapılan (bilinen/bulunan) resimlerin tamamının konulmasını istiyorum. Belki diğer resimler de en az “Kaplumbağa Terbiyecisi” kadar ilgi çekici derin sırlar içeriyordur ne dersiniz?