28 Aralık 2007

"öldürme fikri"ne alışmak...

Bırakın kavga edip adam dövmeyi, hayvanlara bile insanmış gibi davranmaya çalışıp saygı gösteren biri “öldürme” fikrinden ne kadar uzaktır değil mi? Ben de öyle düşünürdüm ama en fazla üç metrelik bir mesafeymiş. (İzleyiciyle televizyon arasındaki mesafeden bahsediyorum.)

Son bir yıl, ev ve iş yoğunluğundan dolayı pek fazla film seyredemiyordum. Gece uygun olan saatten sonra da film seyredecek vakit kalmıyordu. Derken aklımıza elimizdeki DVD’lerden dizileri seyretmek geldi. Çünkü dizilerin tek bölümü filmlerin neredeyse yarısı kadar sürüyor.

Tamam dedik ve artık başka bölümü yayınlanmayacak olan bitmiş dizilerden “OZ”da karar kıldık. Tamamı hapishanede geçen konusuyla OZ dizisi, yakın zamanda seyrettiğimiz başka bir hapishane dizisi olan “Prison break”ten sonra iyi gider diye düşündük. (Üstüne üstlük, sevip saydığım bir sinema eleştirmeni de “OZ” için bazı sezonları tam anlamıyla sanat eseri olarak değerlendirmişken.)

Dizi altı sezon oynamış ve büyük beğeni toplamış. Amerika’da bir hapishanede; idamlık, müebbet ya da benzeri ağır suçluların tutulduğu yüksek güvenlikli özel bölümde, tek tek suçluları tanıyıp neler yaşadıklarını görüyorsunuz. Dizide suçlular dışında yöneticiler ve gardiyanlar, papaz, psikolog ve sağlık ekibi de var ve her bölümde onların suçlularla olan her türlü ilişkisini de izliyoruz.

Suçlular bir arada yaşasalar da kendi içlerinde birçok özelliğe göre bölünmüşler ve devamlı kavga halindeler. Siyahlar – beyazlar, Nazi yanlıları ile uyuşturucu işindekiler, Hıristiyanlar – Müslümanlar, İtalyanlar, İrlandalılar vs... ve her grubun birbiriyle bir alıp veremediği oluyor ama bir şekilde ortak başka bir düşman için zaman zaman (asla bir araya gelmez dediğiniz bile) güç birliğine de gidebiliyorlar. Sonra herkes yine aynı yerine geri dönüyor...

Neyse, ya Allah bismillah deyip başladık seyretmeye fakat dizi gerçekten çok sert.

Her şey ortada; resmen, tecavüz sahnesinden tutun kesip biçmeye; yangın sonrası cesetlerin gösterilmesinden, cinayet sahnelerinin en ince ayrıntısına ve hatta gözleri çıkartılan bir adamın kavgasındaki en bakılmayacak gibi olan görüntülerine kadar her şey gösteriliyor.

Önce bunlardan rahatsız olmaya başladım ama daha sonradan bunların tümü vaka-i adiye’den gelmeye başladı. Çünkü kim kimden hoşlanmıyorsa tak kesiyor biletini, en ufak bir sorun çıkaran hop, anında gidiyor öbür tarafa. Uyuşturucu satışı mı yapıyorsun? Dur bakalım orda çünkü başkası da satmak istiyor ölüyorsun, uyuşturucu mu kullanıyorsun başkası yakalanmasın diye seni kullanıp sonra öldürüyorlar. Koruyucu bir gruba dahil olamadın mı? Tecavüz ediyorlar sonra da konuşma diye öldürüyorlar... Birisine bir şey mi yaptıracaksın gidip konuşunca adam sana direkt olarak şunu şunu öldür, onlar benim düşmanım diyor gidip öldürüyorsun. Yani öldürmek burada hayatta kalabilmek için birinci şart gibi zorunlu. Ve fakat çok sıradan bir durum...

İlk başlarda bu nasıl bir yer, ne kadar abartılı bir durum diye düşünüp seyretmeye başladık ama sonradan konuların içine girdikçe, olayları kavradıkça, kimin kimi ne için öldürmek ya da öldürtmek istediğini anladıkça da onlarla birlikte aynı şeyleri düşünmeye başladık.

Önce konuya göre düşünüyorduk, yani durumun gerektirdiği mantığı çözüyorduk ve bu fikirlerimize “Bunun kurtulması için şunu öldürmesi lazım. Bu yakalanırsa öbürünün üstüne atar o da bunu öldürür. Bu adamı kesin öldürürler mutlaka bilmem kimi öldürsün.” diyerek uygun olan çözümleri düşünüyorduk.

Fakat dizi ilerledikçe, konular gittikçe birbirine girmeye başladıkça ve biz de gerçekten kötü olanlarla daha az kötü olanları ayırt ettikçe taraf olmaya başladık. Konular içinde haklı haksız kavramlarını düşünüp biz de bazılarına karşı düşmanlık beslemeye başladık. Uyuşturucu satışı yapanlara karşı Müslümanları tutuyoruz, Ari ırk fikrini savunan ve bunun için hiçbir neden yokken öldürenlere karşı, acımasız bir katil de olsa başka birini tutuyoruz.

Bu böyle devam ederken bir baktık; biz, o tavuk kesemeyen, karıncayı ezemeyen insanlar. Artık şu adam şunu öldürsün, bu bunu öldürsün de içimiz rahat etsin ya da gebert şu köpeği de bir pislik kalksın demeye ve işin kötüsü böyle düşünmeye başlamışız.

Orada çözümün insanları öldürerek elde edilmesini beynimiz kural olarak kabul etmiş. Başka türlü bir çözüm bulamayınca biz de o katiller gibi olayları kapatmak ya da çözmek için insanları öldürmeyi uygun görmeye başladık. Böyle düşünmemiz bizi de şaşırttı.

Ve dolayısıyla bu tip diziler, filmler o kadar çok yaygınlaşmaya başladı ki gelecekte yaşayacak çocuklarımın ruh sağlığını düşünmeye başladım.

Neredeyse tüm dizilerde, filmlerde gösterilen şiddet sahneleri; yetişmekte olan gençleri de böyle etkilemiyor mu? Beyinler yıkanıp bu fikirler normalmiş gibi gösterilmiyor mu?

Her gün birbirini öldüren ya da belinde tabancayla milleti korkutan tipleri göre göre bu insanlar da her şeyin böyle yürüdüğünü düşünüp, çözüme de benzer yöntemlerle ulaşmak gerektiğine kanaat getirmez mi?

Onlar da; zengin olmak, sevdiği kıza kavuşmak, daha fazla para bulmak, düşman tanımına giren herkesten kurtulmak için ve aklımıza gelmeyecek binlerce çeşitli sorun için çözümü böyle aramazlar mı?

Yarın öbür gün “Bu toplum niye böyle oldu? Gece gündüz fark etmiyor, sokakta yürüyemez olduk.” diyeceğiz ve o zaman bunların nedenlerini tartışacağız ama ne yazık ki çok geç olacak. Çünkü o zaman konuşulacakların ve sorunu yaratan nedenlerin çözümü şu anda, günümüzde saklı.

Bunun farkına varıp önlem almazsak bir süre sonra herkes birbirini vurmaya başlayacak ve en korkuncu da kime söyleseniz “Kim bilir ne yaptı ki gelip onu vurdular?” diyerek bunu normal karşılayacak.

Bizler gibi yetişkin insanlar bile seyrettiğinden etkilenip bir süreliğine de olsa öldürmeyi normal karşılayabiliyorken, yetişme çağında olan gençler nasıl karşılamasın?