23 Aralık 2007

Pan's labyrinth (El laberinto del fauno) [film]



Daha önceden rastladığım tanıtım görüntüleri ürkütse de Pan’ın labirenti, ilginç olacağını düşündüğüm bir filmdi.

İspanya’da iç savaş sırası.

Franko yanlısı askerler ile halkın özgürlüğü adına savaşmak için dağlarda saklanan çeteciler arasında kanlı çatışmalar devam ediyor.

Bu sırada bizler küçük bir çocuğun yaşadıklarını paylaşmaya başlıyoruz.

Küçük kızın babası savaşta ölmüş, annesi de savaş yıllarının zorluklarını atlatabilmek için üst rütbeli bir askerle evlenmiş ve ondan da hamile kalmış. Bu yüzden annenin bazı sağlık problemleri de var. Yani küçük kız çok zor günler geçiriyor.

Küçük kızla, hamile anne orman içinde çetecilerle savaşan askeri birliğin bulunduğu yere vardıklarında, kızın üvey babasının bu askeri birliğin komutanı olduğunu öğreniyoruz.

Komutan, kendinden başkasını düşünmeyen, gereksiz yere şiddet gösterileri yaparak korku salmaya bayılan, işi boşlamayıp sorgulama sırasında işkenceyi bile kendi yapan sıradan bir ruh hastası askerdir.

Ama bize yani seyirciye bunu anlatmak için şişenin dibiyle adamın suratını nasıl parçaladığını en ince ayrıntısına kadar göstermelerine ve diğer şiddet sahnelerine hiç gerek yoktu.

Bu sahne ve diğer bazı şiddet yüklü sahneler gerçekten çok gereksiz olmuş ve film için harcanan bütün emeği bir çırpıda silip götürüvermiş. Bu filmin üzerinden yıllar geçtikten sonra bir Pan’ın korkunç tipini (ki mitolojide asla böyle değildir, gülüp oynayan, içip ordan oraya koşan bir tiptir) bir de şişenin dibiyle suratı dağıtılan köylüyü hatırlayacağım.

Filmde her ne kadar İspanya iç savaşı anlatılıyor olsa da sürükleyici esas konu aslında küçük kızın arka planda yaşadığı maceralar. Ama bu maceralar bir masal havasında anlatılırken ve insan tam bunun büyüsüne kapılmışken dışarıda olup biteni saçma bir şekilde tekrar tekrar aktarmak çok yanlış olmuş.

(Aynı türde fantastik bir yapım olan Lord of the rings filminin de bu şekilde anlatılmak isteneni anlatabilsin diye gerçek dünyadaki olaylarla harmanlandığını düşünebiliyor musunuz? Sanırım böyle yapılsaydı o da kötü olurdu ama Lord of the rings bu hataya düşmemiş)

Anladık. Kız savaşın içinde gördüğü şiddet hareketlerinden etkilenerek masalsı bir dünya hayal ediyor. Hayal kurmak insani bir şey olduğu kadar zorlu şartlar altında psikolojik bir gereklilik ama ikide bir geri dönüp o etkilendiği dünyayı gözümüze sokmaya ve hatta hatta orada da ilerleyen abuk sabuk bir direniş öyküsünü devam ettirip kurguya dahil etmeye ne gerek var?

Dağlardaki direnişçilerden birinin (komutanın yanında çalışan) ablası, onlara yardım eden doktor karakteri, hiç durmadan ikide bir sofra hazırlamaları, mutfakta yemek yapmaları vs. ne gerek var bu sıradan figürlere? Orada olup biteni, komutanın kötü kalpliliğini ve içinde bulunulan şartların zorluğunu yeterince anlatıyorsunuz tekrar etmeye ne gerek var?

Kimisi de şimdi böylesi daha güzel, gerçek dünya ile hayal dünyası geçişlerle birleştirilmiş vs gibi abuk sabuk yorumlarda da bulunur ama ben pek öyle düşünmüyorum.

Siyasi film yapıp bir dönemi, bir düşünceyi eleştireceksen, kendine güveniyorsan ve o kadar önemliyse git o filmi yap. Ne diye bize anlattığın hikâyenin içine sokup duruyorsun?

(Zaten Meksikalı bir yönetmenin niye Meksika iç savaşı varken konuyu İspanya iç savaşıyla birleştirdiğini de anlamadım. Acaba, Meksika hâlâ bu tip şeylere alışık değil diye siyasi çekinceden mi yoksa ispanya iç savaşı bütün dünyada anlatıla anlatıla daha çok biliniyor diye mi karar veremedim.)

Çünkü anlatılan masalsı maceranın kendi gizemi, insanın merakından kaynaklanan korku heyecan karışımını harekete geçirirken; masal dışına çıkıldığında komutanın ne kadar kötü bir insan olduğunu ispatlamak için gösterilen şeyler ise bakılması zor şiddet olaylarının getirdiği bir nefret uyandırıyor. Bu ikisi öylesine farklı duygular ki insan, yaşadığı duygu karmaşası yüzünden hangi konuya konsantre olacağını kestiremiyor.

Bir kere filmin kime ve hangi yaş grubuna seslendiği belli değil.

Büyükler için yapıldıysa biraz hafif kaçmış, yok eğer küçükler düşünülerek tasarlandıysa hem siyasi hem masalsı bölümde verilenler ağır olmuş.

(Ayrıca direnişçilerden birinin kesilen bacağı için yapılan operasyonun tamamının verilmesinden tutun da, komutanın ağzının bıçakla kesilmesine kadar bir sürü şiddet sahnesi fazlaca ayrıntılı gösterilmiş.)

Filmin başında küçük kızın cinli perili masal kitapları okuduğundan şikâyet eden anne aracılığıyla, olan biten masalsı şeylerin bizlere kızın hayal gücü tarafından yaratıldığı ipucunu da veriyorlar ve bizler tüm gizemli şeyleri bunu bilerek seyrediyoruz ama yine de bu bölümler etkileyici olmayı başarıyor. Filmin sonunda bu konu çok iyi bağlanıyor. Acaba kızın gördükleri hayal mi gerçek mi? En sonunda buna siz karar vereceksiniz, bence filmin en etkileyici ve güzel yeri de burası olmuş...

Neyse biz dönelim filme.

Küçük kız, askeri birliğin kaldığı yerin yakınlarında bir yıkıntıya gidiyor ve esas öykü burada başlıyor. Burası, yeraltına inen dev bir kuyunun da içinde bulunduğu, yıkık duvarların görüntüsü itibariyle labirent şeklinde görünen bir harabedir.

Hikâyeye göre: Yeraltı krallığında yaşamış olan bir prenses muhafızları atlatıp sırf merak ettiği için yukarıda bizim bildiğimiz dünyaya gelmiş ve bir daha da geri dönememiştir ama aşağıdaki krallıkta hâlâ onu bekleyenler vardır. Ve buradaki harabeler o yeraltı dünyasına açılan kapının sonuncusunun bulunduğu yerdir.

Gelenleri deneyip test etmek için kapıda bekleyen bir muhafız vardır. Bu muhafız oldukça abartılı ve ürkütücü görüntüsüyle mitolojik yaratık Pan’dır.

Pan perilerin yardımıyla kızla tanışıp ondan üç sınavı geçmesini ister, böylece küçük kız zalim üvey babasından kurtulacak ve belki de yeraltı dünyasının prensesi olup annesini de yaşadığı sorunlu ve zorunlu hayattan kurtaracaktır.

Kız kendisine söylenenleri yapmaya başlar ve tek tek verilen görevleri yerine getirmeye çalışır.

Bu konuyla ilgili anlatılan şeyler ve bizim küçük kızla birlikte yaşadığımız macera filmin en güzel yerleri, bunun dışında her şey çok sıradan ve basmakalıp olarak değerlendirilebilir.

Keşke kızın ruh halini anlatmak için kısa bir girişten sonra hemen konuya girselerdi ve gerçek dünyayla ilgili gereksiz ayrıntılar anlatılmasaydı. O zaman film çok daha ilginç olabilirdi.

Filmin fantastik yanı oldukça başarılı ama kızın yaşadığı masalsı maceranın gerçeküstü yaratıkları ve mekânları olmasa acaba bu film hiç seyredilmeye değer bulunabilir miydi? Sanmıyorum.

Fantastik öğeleri seviyorsanız, gizemli, sihirli masalların sinemaya aktarılmış versiyonlarını seyretmekten hoşlanıyorsanız eh işte biraz idare eder diyebileceğimiz bir film olmuş.

Bunun dışında; iç savaş sırasında ormanda ve resmen çamurun üzerinde olmalarına rağmen yine kostümlerin hepsi yepyeni, atların hepsi tertemiz, karneyle yiyecek dağıtılan halkın üzerindeki giyecekler dönemi yansıtsın diye tiyatro kostümü gibi abartılı.

Filmde yer yer geriden duyulan bir iki mızıldama haricinde müzikler var mı yok mu belli değil. Yakın sahnelerde şiddet içeren yerler çok gereksiz detaylı olarak gösterilirken, ormandaki çarpışmalarda silahlı sahneler çok üstten ve basit olarak geçiştirilmiş.

Tamam bu film üç “Oscar” kazanmış ve bir sürü film festivalinden de tonla ödül almış ama fantastik bir iki yerdeki bir iki makyajdan fazla da pek bir şey yok. Ki anlatılan hikâyeler, bilinen eski masalların çok basit bir versiyonu olmaktan ileri gidememiş. Bu yüzden ödüllerin biraz abartıldığını düşünüyorum.

Ben bir iki yer dışında fazla doyurucu ya da heyecanla seyredilen sahneler olmadığını düşünüyorum fakat son zamanda yapılan o kadar uyduruk film var ki rastlanınca seyredilmeyecek kadar da kötü değil diye de eklemem lazım.

Sonuç olarak, gerçeküstü sahnelerinin ilginçliği için fazladan vaktiniz varsa seyredebilirsiniz ama sakın küçük çocuğunuz seyreder diye gidip de arayıp tarayıp filmin dvd’sini almaya kalkmayın. Çünkü film kesinlikle küçük çocuklara göre değil (yaş sınırı şiddet içeriği yüzünden 16 olarak belirlenebilir. Daha küçüklere ise mümkün değil seyrettirmeyin, yoksa her an “duvarlardan canavarlar çıkar mı, yatağın altında yaratıklar var mı?” gibi sorularla gecelerinizi çocuğunuzun yanında uykusuz geçirebilirsiniz).

Bu kadar şey yazdığım için de sanmayın ki filmi anlattım, eğer seyretmek isterseniz konusundan hiç bahsetmediğimi ve seyir zevkinizi bozmadığımı anlayacaksınız.

Yaşınız 25’in altındaysa bulursanız bakarsınız, yok değilse o zaman rastlarsanız seyredersiniz ama peşinde koşulup mutlaka seyret diye önerilecek kadar muhteşem bir film olduğunu sanmayın. Seyretmezseniz bir şey kaçırmış sayılmazsınız...